Reklam

Soytarıyı gazeteci yaparsanız; dayak atanı çok olur!

Gün geçmiyor ki bir gariplik daha yaşanmasın. Sevgili duayen televizyoncu Reha Muhtar'ın sözüyle konuya girelim...

Soytarıyı gazeteci yaparsanız; dayak atanı çok olur!
Editör: Malatya Haber
30 Ekim 2021 - 23:32
Bu medya sektörünü bir bumerang gibi görebilirsiniz. Haksız ve adaletsiz yere birilerine çamur, iftira yada had bildirme amacıyla kullanırsanız gün gelir size döner ve cezalandırılırsınız. Cezadan kastım tabi ki şiddet değil olmamalı da, lakin adaleti mumla arayan ülkemizde cezanın, nereden kim tarafından, nasıl kesileceği dün olduğu gibi bugünde öngörülememektedir. 

Bu girizgahın ardından biraz yıllar öncesine dönmek isterim. Malatya’da basın ve medya’nın çıkar ve rant işlerine alet edildiğini görüp, kimsenin etliye sütlüye karışmadan cebini doldurmaya çalıştığına şahit olup bu sektöre adam akıllı bu işi yapmak adına girmemizin üzerinden tam 12 yıl geçti. 

Bürokraside yerelde de olsa bazıları amatörce kurumsallık yapmak adına sektörde aktif birkaç abiyene tabir ile soytarı ile çalışıyordu. Bu soytarı kaşar o kadar eli kolu uzundu ki, bir başkana haber yazdığımız zaman, yada eleştirdiğimiz zaman hop karşımızda bitiverirlerdi. Önce mahkemeyi kullanıp sonra kendi uyduruk sitelerinde yada gazetelerinde bizi linç etme eylemlerine giderlerdi. Bu sektör kaşarı çalıştığı kurumun gücüyle sağa sola verdiği ayarın yanı sıra 3-5 maaş kazanır durumlara bile gelmişti. 

Bir eleştiri haberinin ardından yine bu kaşar haber servisini arayarak sözde kendi çektiği resmi kullandığımızı iddia ederek, haber servisinin hukuk bölümüne bizi şikayet etti. Zamanın miktarına göre 5 Bin lira ceza kesmekle tehdit edildik. 

Allah’ın adaleti asla şaşmaz. Gün oldu devran döndü bu kaşar haber servisinden kovuldu. O gün bayram ettim. “Herkese benden çay” naralarıyla keyifli bir gün geçirdim. Gel zaman git zaman bu kaşar sektörün kaşar yetiştiren kurumuyla flört etmeye başladı. Bu kaşar üretim fabrikası anlatmaya gerek yok, her zaman en ünlüsü, en iyisi biziz deme egolarından asla vazgeçmez ve herkesi kaşarlarını kullanmakla suçladı, suçlamaya da devam ediyor. 
Çiçeği burnunda bir bürokrasi yöneticisine yeni görevi nedeniyle bir kaşar lazım olur. Oda haliyle kaşar üretim merkezine gider. Orada derler ki “ En iyi kaşarımız bu! Emrine amade sayın hocam.” Gülüp eğlendikten sonra bu kaşarımızı alıp doğru çalıştığı kuruma götürür. Fakat o kadar eleştirilecek noktası vardır ki, zamanla eleştiri almaya başlar bu kurum. Hoca bizim kaşara dönüp “ Eee ne duruyorsun hadlerini bildirsene, seni boşuna mı aldık, boşuna mı maaş veriyoruz” der. Bu kaşar savcılığa suç durusunda bulunur. Savcılık bizi haklı bulur ve kovuşturmaya yer olmadığı kararına varır. Bazı gazetecileri tehdit eder. Kurumun kapısına bile yaklaştırmaz. (Bunu basın bölümüne giren tüm kaşarlar yapıyor ayrıca sırf o kurum değil belediyelerde dahil ) İşini düzgün yapanlar başımızın tacı. Onlar kendilerini biliyor. Zamanla bu kaşar daha önce farklı kurumlarda yaptığının aynısını burada yapmaya başlar. Yani yine amiyane tabirle “ Yediği kaba pisler. ” Kurumun mahrem bilgilerini kaşar üretim merkezine sızdırmaya başlar. Amaçları orayı tamamen ele geçirip hem söz sahibi olmak, hem de diğer aç kaşarlarını o kuruma yerleştirmeye çalışmaktır. Hoca bunu anlayınca bu meşhur kaşarımızı direk kapının önüne atar. Mesele tam da bu süreçte başlar. Kaşar Üretim Merkezi farklı bir kaşarı yollatır. Bu taze kaşar hocayı karşısına alır ve şu istekte bulunur. “ Beni öğretim görevlisi yap ” hoca buna şaşırır ve şaşırdın mı dercesine reddeder. Bu defa kaşarımız memurluk ister oda reddedilir. Ama hoca yine insaflı davranıp asgari ücretli bir iş önerir. Buna sinirlenen kaşarımız kalkıp o nefret ve öfkeyle gelir kaşar üretim merkezine ve köşesinde bir bomba yazı yazar. Hızını alır devam eder bombalara… 
Derken yediği kaba pislemekle ünlü olan kaşarımız bu defa hocanın eşiyle whatsapp üzerinden görüşmelere devam eder. Dolaylı yollarla laf sokmalar, hakaretler ne sayarsanız. Sonunda kaşarımız fazla zıplamanın cezasını görür ve bu kez diğer kaşarları yanında görmek ister. Bir bakar ki beklediğinden fazla bazı kaşarlar varmış. Hatta şaşırarak bu kadar kaşar olduğunu bilmezdim artık biz kaşar ailesiyiz der.

Şimdi sormak lazım bu soytarı kaşar mı suçlu,
Yoksa bu soytarı kaşarı işe alan ekmek veren mi?  


Aziz Nesin'in o güzel sözüyle kapatalım 

“Türkiye'de kimse kazık kendisine girmedikçe, başkalarının yediği kazıkla ilgilenmez.”

Not: Dürüst gazetecilerin başımızın üzerinde yeri var. Kast ettiklerimizi onlarda az çok biliyor.