<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Malatyadan - Malatya Haber - Son Dakika Malatya Haberleri</title>
        <link>https://www.malatyadan.com/</link>
        <description>Malatyadan haberler, son dakika Malatya haberleri, güncel gelişmeler, siyaset, spor, ekonomi ve daha fazlası için Malatya Haber&#039;i takip edin!</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Binlerce genç Gençlik ve Graffiti Festivali’nde buluştu</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/binlerce-genc-genclik-ve-graffiti-festivalinde-bulustu-31478</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/binlerce-genc-genclik-ve-graffiti-festivalinde-bulustu-31478</guid>
                <description><![CDATA[Lüleburgaz Belediyesi tarafından ilk kez düzenlenen Gençlik ve Graffiti Festivali, 4-5 Temmuz’da LYFA’da büyük bir coşkuyla gerçekleşti. Sokak sanatı ile müziği bir araya getiren etkinlik, gençlerin yoğun ilgisini çekti. Festivalde Dedublüman ve Eypio sahne aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”>Lüleburgaz Belediyesi tarafından ilk kez düzenlenen Gençlik ve Graffiti Festivali, 4-5 Temmuz’da LYFA’da (Lüleburgaz Yıldızları Futbol Akademisi) gerçekleştirildi.</span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”>İki gün boyunca sokak sanatının ısta isimlerini ağırlayan LYFA, tarihinin en kalabalık festivallerinden birine ev sahipliği yaptı.</span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”>Festival kapsamında Altwo, Hero, Kush, Opie, Over, Pola, Reas, Rode, Semi, Sote, Sahstar, Spreycini, Toske, Turbo, Violet ve Zgn gibi isimler canlı performanslarıyla LYFA’yı açık hava sanat galerisine dönüştürdü.</span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”>Vatandaşlar da graffiti atölyelerine katılarak sokak sanatının inceliklerini öğrenme fırsatı buldu.</span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”>Festivalin ilk gününde alternatif rock grubu Dedublüman sahne aldı.</span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”>Festivalde gençlerle bir araya gelen Lüleburgaz Belediye Başkanı Murat Gerenli, etkinliğin önemine vurgu yaparak festivali kalıcı hale getirmek istediklerini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:12.0pt”>Festivalde ayrıca sokak basketbolu etkinliği de düzenlendi.</span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>İki gün boyunca binlerce kişinin katıldığı festivalin son gününde rap müziğin sevilen ismi Eypio sahne aldı.</span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Sevilen şarkılarını seslendiren Eypio, hayranlarını da kırmayarak sahneye davet etti.</span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 21:41:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/binlerce-genc-genclik-ve-graffiti-festivalinde-bulustu-1783363286.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırkpınar’a Antalya Büyükşehir Belediyesi damga vurdu</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/kirkpinara-antalya-buyuksehir-belediyesi-damga-vurdu-31477</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/kirkpinara-antalya-buyuksehir-belediyesi-damga-vurdu-31477</guid>
                <description><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü güreşçileri, 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’ne damga vurdu. Kırkpınar başpehlivanlık kürsüsünde Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin iki sporcusu Erkan Taş ve Mustafa Taş yer alırken, Erkan Taş, başpehlivanlığını kazandı. Alt boylarda da Büyükşehir Belediyesi sporcuları önemli başarılar elde ederken, Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, madalya alan tüm sporcuları tebrik etti. Başkan Vekili Özdemir, başpehlivanlığı kazanan Erkan Taş ile birlikte bir Kırkpınar geleneği olan başpehlivan hamamı yürüyüşüne katıldı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Bu yıl 665.’si gerçekleştirilen Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Sarayiçi Er Meydanı’nda büyük bir heyecana sahne oldu. 14 farklı boyda mücadele eden pehlivanlar madalya için mücadele etti. Antalya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü sporcuları da her yıl olduğu gibi bu yıl da Kırkpınar güreşlerine damga vurdu. 11 başpehlivan ve 101 sporcu ile Sarayiçi Er Meydanı’na çıkan Antalya Büyükşehir Belediyesi güreşçileri başarılarıyla göz doldurdu. Başpehlivanlık yarı final müsabakalarında Büyükşehir sporcuları Erkan Taş ve Mustafa Taş yer alırken, Erkan Taş rakibi Seçkin Duman’ı yenerek finalde Feyzullah Aktürk ile karşılaştı. Erkan Taş, puanlama bölümünde Feyzullah Aktürk’e üstünlük sağlayarak, 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde Türkiye Cumhuriyeti Başpehlivanı olma başarısı gösterdi. <br />
BAŞPEHLİVANLIK HAMAM YÜRÜYÜŞÜ <br />
Erkan Taş, başpehlivanlık sevincini takım arkadaşları ve Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir ile kutladı. Başkan Vekili Büşra Özdemir daha sonra, Altın Kemer sahibi başpehlivan Erkan Taş ve dualı çayırda kol bağlayan başpehlivanlarla birlikte asırlık bir geleneğin parçası olan başpehlivan hamamı yürüyüşünü gerçekleştirdi. Sarayiçi Er Meydanı’ndan Selimiye Camisi yanındaki Saray Hamamı’na uzanan yaklaşık 5 kilometrelik yürüyüşte, Kırkpınar coşkusu yaşandı.  <br />
ALTIN KEMER ANTALYA’YA GELDİ<br />
“Sarayiçi Er Meydanı’na büyük bir inançla geldik” diyen Başkan Vekili Büşra Özdemir, “Takım olarak kenetlenmiştik. Kolay bir yıl geçirmedik, güreşçilerimiz de buraya moralli geldi. Altın kemer Antalya’ya geldi. Yılların emeği var.  Muhittin Başkanımızın, o sporcuları yetiştiren ailelerin, hocaların, bu kültüre yatırım yapanların emeği var. Güreş sadece bir spor değil, onlar bu dualı çayırda efendiliklerini, ahlaklarını sergiliyor. Çok mutluyuz ve gururluyuz. Türk güreş camiası Erkan Taş’ı görmüş oldu. Antalya Büyükşehir Belediyemize, Antalya’mıza hayırlı olsun” dedi. <br />
DOĞDUĞUMUZ YER DEĞİL, DOYDUĞUMUZ YER<br />
665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Başpehlivanı Erkan Taş ise duygularını şu cümlelerle açıkladı: “Bizim çocukluluk hayalimiz altın kemeri kazanmaktı. Bir diğer hayalimizde Mustafa abim ile birlikte final güreşmek. Yine de mutlu sona ulaştık. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Başkan Vekilimize destekleri için Biz aslen Sinoplu’yuz ama Antalya’da yaşıyoruz, Antalyalıyız. Doğduğumuz yer değil, doyduğumuz yer diyoruz. Sinoplu hemşehrilerimize destekleri için teşekkür ediyoruz.” </p>

<p> </p>

<p><br />
665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde başpehlivanlık üçüncülük kürsüsünde yer alan Mustafa Taş ise “Bizim bu günlere gelmemizde Muhittin Başkanımızın çok büyük emeği var. Sinoplu, Antalyalı ayrımı yapmadan bize küçük yaşlardan itibaren destek verdi. Başkan Vekilimiz Büşra Özdemir de bizlere çok büyük destek oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu. <br />
ALT BOYLARDA BÜYÜK BAŞARILAR <br />
665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde Antalya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü güreşçilerinden minik 2 boyunda Mehmet Efe Şen çeyrek finalist, teşvik 2 boyunda İbrahim Armutlu çeyrek finalist, deste küçük boyda Ramazan Torun üçüncü, deste küçük boyda Ayhan İncedoğan çeyrek finalist, deste büyük boyda Oğulcan Yurdagül birinciliği kazandı. Küçük orta küçük boy da ise Üzeyir Büyükbıçak ikinci, küçük orta küçük boyda Orhan Gezer üçüncü, küçük orta küçük boy çeyrek finalisti Feyzullah Koca, küçük orta büyük boy birincisi ise Caner Arslan oldu. Küçük orta büyük boyda İsa İnce çeyrek finalist olurken, büyük orta boyda Oğuzhan Öztürk çeyrek finalist, başaltı boyunda İmran Vardı üçüncü, başaltı boyunda da Yusuf İslam Taş çeyrek finalist olma başarısını gösterdi. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 21:41:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/kirkpinara-antalya-buyuksehir-belediyesi-damga-vurdu-1783363280.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnegöl’de Metrobüs İçin Test Sürüşü Yapıldı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/inegolde-metrobus-icin-test-surusu-yapildi-31476</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/inegolde-metrobus-icin-test-surusu-yapildi-31476</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Büyükşehir Belediyesi ve İnegöl Belediyesi öncülüğünde alternatif toplu ulaşım projeleri kapsamında İnegöl’de ilk metrobüs hattının deneme sürüşü gerçekleştirildi. Metrobüs hattı İnegöl merkez ile Alanyurt bölgesini birbirine bağlayacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İnegöl’de alternatif toplu ulaşım çözümleri için Bursa Büyükşehir Belediyesi ile İnegöl Belediyesi iş birliğinde adımlar atılmaya devam ediyor. Bu kapsamda İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, yakın zaman önce Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Daire Başkanı Vefa Rona ve ekibiyle de bir araya gelerek somut adımların atıldığını kamuoyuna duyurmuştu. Geçtiğimiz hafta yapılan toplantılarda alternatif toplu ulaşım çözümleri ve metrobüs sistemi denemelerinin detaylıca ele alınmasının ardından, bugün İnegöl’de ilk metrobüs hattı için deneme sürüşü gerçekleştirildi.</p>

<p><strong>TEST SÜRÜŞÜNÜ BAŞKANLAR YAPTI</strong></p>

<p>Sabah 09.00’da İnegöl Belediye Binası önüne getirilen metrobüs ile söz konusu hat üzerinde deneme sürüşü yapıldı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, AK Parti İnegöl İlçe Başkanı Mustafa Durmuş, İnegöl Belediyesi meclis üyeleri ile Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili yöneticileri test sürüşüne katıldı. İnegöl Belediyesi önünden başlanarak belirlenen hat üzerinde bir tam tur yapıldı.</p>

<p><strong>İLK DENEME GAYET OLUMLU</strong></p>

<p>Test sürüşü sonrası konuya ilişkin açıklamalarda bulunan İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, “Büyükşehir Belediye Başkanvekilimiz, Milletvekilimiz, AK Parti İlçe Başkanımız, Meclis Üyelerimiz ve yönetici arkadaşlarımızla bir metrobüs denemesi gerçekleştirdik. Şehrimiz büyüyor, nüfusumuz artıyor. Bugün 306 bin olan nüfusumuz yaklaşık 10 yıllık projeksiyonda 500 binlere doğru ilerliyor. Dolayısıyla artık toplu ulaşıma alternatif hatların kurulmasıyla alakalı da Büyükşehir Belediyemizin çalışmaları vardı. Ben bu noktada Şahin Biba Başkanımıza ve ekibine çok teşekkür ediyorum. Ana omurga üzerinde gidip gelen, daha hızlı ve seri çalışan ve paylaşımlı yol olarak kullanılabilecek bir metrobüs denemesi gerçekleştirdik. Hat üzerinde bugünkü deneme gayet olumluydu. Arkadaşlarımız gerekli iyileştirmeleri de yaparak süreci iyileştirecekler. İnegöl’ümüze inşallah hayırlı olacağını düşünüyorum” dedi.</p>

<p><strong>ÜLKEMİZ, BURSA’MIZ VE İNEGÖL’ÜMÜZ İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞMAYA GAYRET EDİYORUZ</strong></p>

<p>AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman ise “Bugün İnegöl için yeni bir projenin istişarelerini yapıyoruz, adımlarını atıyoruz. Biz AK Parti ailesi olarak ilçe belediyemizle, büyükşehir belediyemizle, milletvekillerimiz ve hükümetimizle beraber hem İnegöl’ümüz hem Bursa’mız hem ülkemiz için canla başla çalışmaya gayret ediyoruz. İnegöl’ümüz bu hızlı büyümenin ve her anlamda gelişmesinin sonucunda yeni yatırımlara da ihtiyaç duyuyor. Büyükşehir Belediye Başkanvekilimiz de İnegöl için gerekli yatırımlara İnegöl Belediyemizle birlikte hızlıca devam ediyor. Kendisine teşekkür ediyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>AMACIMIZ İNEGÖL’Ü METROBÜSLE BULUŞTURMAK</strong></p>

<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkanvekili Şahin Biba da “İnegöl’de metrobüs test sürüşünü gerçekleştirdik. Amacımız burada büyüyen İnegöl’de daha rahat ulaşımı sağlayabilme adına bu metrobüsle İnegöl’deki hemşerilerimize daha hızlı, daha konforlu ve daha güvenli ulaşım sağlamak. Bu manada amacımız İnegöl’ü metrobüsle buluşturmak. Şu anda da bunun çalışmasını yapıyoruz. İnşallah İnegöllü hemşerilerimize bu konforu sağlamaya çalışacağız. El birliği ile İnegöllü hemşerilerimiz için çalışıyoruz” açıklamalarında bulundu.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 21:41:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/inegolde-metrobus-icin-test-surusu-yapildi-1783363269.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Osmangazi’de Kaçak Yapılara Geçit Yok</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/osmangazide-kacak-yapilara-gecit-yok-31454</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/osmangazide-kacak-yapilara-gecit-yok-31454</guid>
                <description><![CDATA[Kaçak yapılaşmayla mücadelesini kararlılıkla sürdüren Osmangazi Belediyesi, kent estetiğini bozan ve plansız gelişime neden olan ruhsatsız yapılara yönelik denetimlerini aralıksız sürdürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:11.0pt”><span style=”font-family:”Bookman Old Style”,serif”></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:11.0pt”><span style=”font-family:”Bookman Old Style”,serif”>Osmangazi Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü ekipleri tarafından yürütülen rutin denetimlerde son olarak Hamitler Mahallesi Ağaçlık Sokak’ta ruhsatsız olarak depo inşa edildiği belirlendi. Yapılan incelemeler sonucunda ilgili yapının imar mevzuatına aykırı şekilde inşa edildiğinin tespit edilmesi üzerine gerekli idari işlemler başlatıldı. Yasal prosedürlerin tamamlanmasının ardından harekete geçen ekipler, bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı. İş makinelerinin desteğiyle gerçekleştirilen çalışmada, tek katlı kaçak depo kontrollü bir şekilde yıkılarak kullanılamaz hale getirildi. Yıkım sırasında çevrede herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için gerekli tüm tedbirler titizlikle uygulandı.</span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-size:11.0pt”><span style=”font-family:”Bookman Old Style”,serif”>Osmangazi Belediyesi yetkilileri, kaçak yapılaşmanın önüne geçmek ve sağlıklı kentleşmeyi sağlamak amacıyla denetimlerin aralıksız devam edeceğini belirterek, vatandaşların imar mevzuatına uygun hareket etmeleri konusunda hassasiyet göstermelerini istedi. </span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 21:14:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/osmangazide-kacak-yapilara-gecit-yok-1783102455.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakırköy Belediyesi Sokak Hayvanları Bakım Merkezi Yenileniyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/bakirkoy-belediyesi-sokak-hayvanlari-bakim-merkezi-yenileniyor-31453</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/bakirkoy-belediyesi-sokak-hayvanlari-bakim-merkezi-yenileniyor-31453</guid>
                <description><![CDATA[Bakırköy Belediyesi, Sokak Hayvanları Bakım Merkezi’ni baştan sona yenilemek için çalışma başlattı. Merkezde teknik ekibiyle birlikte incelemelerde bulunan Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, yenileme çalışmalarına ilişkin bilgi alırken, merkezin kapasitesinin artırılacağını ve sokak hayvanları için modern yaşam alanları oluşturulacağını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”>Bakırköy Belediyesi, sokak hayvanlarına daha güvenli ve sağlıklı koşullarda hizmet sunmak amacıyla Sokak Hayvanları Bakım Merkezi’nde kapsamlı bir yenileme çalışması başlattı. Çok sayıda sokak hayvanına geçici yuva olan merkeze teknik ekibiyle birlikte giden Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, devam eden çalışmalar hakkında bilgi aldı. Merkezde gerçekleştirilecek düzenlemeleri yerinde inceleyen Başkan Ovalıoğlu, projenin detaylarını teknik ekiple değerlendirdi. Yenileme çalışmaları kapsamında merkezin kapasitesi artırılırken, can dostların ihtiyaçlarına uygun yeni ve modern yaşam alanları oluşturulacak. Merkezde fiziki koşulların iyileştirilmesinin yanı sıra bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinin daha etkin şekilde yürütülmesi, sokak hayvanlarına güvenli, sağlıklı ve daha nitelikli bir geçici yaşam alanı sunulması hedefleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b>“Canla başla çalışıyoruz”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”>Merkezde konuşan Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, “Bakırköy Belediyesi Veterinerlik Hizmetleri Müdürlüğümüzde sahipsiz sokak hayvanlarına son derece modern koşullarda bir barınak hizmeti vermek için canla başla çalışıyoruz. Fen İşleri, Park ve Bahçeler ve Veterinerlik İşleri Müdürlüklerimiz son iki yıl içerisinde buranın koşullarını en iyi hale getirmeye çalışıyorlar. Buradaki sokak hayvanlarımızın sahiplendirildiğini görüyoruz, bu da bizi mutlu ediyor. Vatandaşlarımıza, web sitesi üzerinden barınağımızdaki hayvanlarımızın bilgilerine ulaşıp, eğer bir can beslemek istiyorlarsa buradan sahiplenmelerini tavsiye ediyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b>“Amacımız bu süreci gönüllülerimizle birlikte yönetmek”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”>Gerçekleştirilen çalışmalardan bahseden Başkan Ovalıoğlu, “Kapalı alanlarımızın bakım onarım ve tamiratlarını yaptık. Gerek ameliyathane koşulları olsun gerek kafesler olsun baştan sona yeniledik. Hayvanlarımıza tamamen hijyenik ve steril bir ortam sağladık. İkinci etapta da bahçemizde köpekler için ayrılan sahayı daha da büyüttük ve genişlettik, imalat çalışmaları da bu yaz sonu tamamlanmış olacak. Buradaki asıl amacımız bu süreci gönüllülerimizle birlikte yönetmek. Bakırköy Belediyesi olarak Sokak Hayvanları Çalıştayı yaptık ve buna bütün paydaşları dahil ettik. Bununla da yetinmedik, yaptığımız mahalle toplantılarında vatandaşların görüşlerinden yola çıkarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Amacımız, sokak hayvanlarının tedavi ve bakımlarını sağlayıp barınağımızda ev sahipliği yapmak” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”> </p>

<p style=”text-align:start”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 21:14:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/bakirkoy-belediyesi-sokak-hayvanlari-bakim-merkezi-yenileniyor-1783102449.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Halluks valgus estetik bir sorundan çok daha fazlası!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/halluks-valgus-estetik-bir-sorundan-cok-daha-fazlasi-31452</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/halluks-valgus-estetik-bir-sorundan-cok-daha-fazlasi-31452</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, halluks valgusun nedenleri ile erken tanı ve doğru tedavinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Halluks valgus estetikten öte, ilerleyici bir ayak hastalığı!</strong></p>

<p>Halk arasında ‘bunyon’ olarak da bilinen, ayak başparmağında oluşan çıkıntı olan halluks valgusun, yalnızca estetik bir problem olmadığını aktaran Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “İlerleyen dönemlerde ağrıya, yürüme bozukluğuna ve diğer ayak parmaklarında şekil bozukluklarına yol açabilen bu rahatsızlık, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir.” dedi.</p>

<p>Halluks valgusun, ayak başparmağının tarak kemiğiyle birleştiği eklemde oluşan açısal bozukluk sonucu başparmağın diğer parmaklara doğru yönelmesiyle ortaya çıkan bir deformite olduğunu kaydeden Prof. Dr. Demiroğlu, “Zamanla eklem yapısında değişiklikler gelişir ve başparmağın iç kısmında belirgin bir kemik çıkıntısı oluşur. Hastalığın ilk dönemlerinde estetik kaygılar ön planda olsa da süreç ilerledikçe yük dağılımı bozulur. Bunun sonucunda ayakta ağrı, nasır oluşumu, eklem kireçlenmesi ve ikinci ya da üçüncü parmaklarda şekil bozuklukları gelişebilir. İleri evrelerde başparmak diğer parmakların altına veya üzerine geçebilir ve yürümek giderek zorlaşabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Gece ağrısı ve büyüyen çıkıntı, halluks valgusta uzman değerlendirmesi gerektirir!</strong></p>

<p>Başparmak çıkıntısının hafif ve ağrısız olması durumunda düzenli takibin yeterli olabileceğine değinen Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Ancak çıkıntının giderek büyümesi, ağrının başlaması veya artması, bölgede kızarıklık oluşması, parmaktaki eğriliğin ilerlemesi, özellikle gece ortaya çıkan ağrıların görülmesi durumlarında mutlaka ortopedi uzmanına başvurulmalı.” dedi. </p>

<p>Halluks valgusun gelişiminde genetik yatkınlığın önemli rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Demiroğlu, “Ailesinde halluks valgus bulunan, bağ dokusu gevşekliği veya düz tabanlık gibi özelliklere sahip kişilerde dar burunlu ve yüksek topuklu ayakkabılar deformitenin ortaya çıkmasını veya daha hızlı ilerlemesini kolaylaştırabilir. Genetik yatkınlığı olmayan kişilerde ise yalnızca dar ayakkabı kullanımı çoğu zaman hastalığın tek nedeni değildir. Buna rağmen uzmanlar, ön kısmı geniş ve ayağın doğal hareketine izin veren ayakkabıların tercih edilmesini öneriyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Orta ve ileri derecedeki halluks valgusta atel ve benzeri ürünler cerrahinin yerini tutamaz! </strong></p>

<p>Sosyal medyada sıkça görülen ve internet üzerinden satılan atellerin gerçekten işe yarayıp yaramadığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Murat Demiroğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Parmak ayırıcı silikonlar, gece atelleri, bantlama yöntemleri ve fizyoterapi gibi konservatif tedaviler özellikle erken dönemde ağrının azaltılmasına yardımcı olabilir. Ancak bu yöntemler oluşmuş kemik deformitesini düzeltemez. Bu ürünlerin amacı hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve hastanın şikâyetlerini hafifletmektir. Orta ve ileri derecedeki deformitelerde cerrahinin yerini tutmaları mümkün değildir.”</p>

<p><strong>Ne kadar erken evrede ameliyat edilirse estetik ve fonksiyonel sonuçlar da o kadar başarılı olur!</strong></p>

<p>Hafif dereceli, ağrısı az olan vakalarda ameliyatsız yöntemlerle hastanın konforunun artırılabileceğini dile getiren Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Deformitenin ilerlemesi yavaşlatılabilir. Ancak belirgin açısal bozukluk oluşmuş orta ve ileri evre halluks valgusta kalıcı düzeltme sağlayan tek tedavi cerrahidir.” dedi.</p>

<p>Cerrahinin temel amacının hem ağrıyı gidermek hem de ayağın anatomik dizilimini mümkün olduğunca normale yaklaştırmak olduğuna işaret eden Prof. Dr. Demiroğlu, “Hastalık ne kadar erken evrede ameliyat edilirse estetik ve fonksiyonel sonuçlar da o kadar başarılı olur. Çok ileri vakalarda tamamen normal görünüm elde edilemese bile ameliyat öncesine göre belirgin düzelme sağlanır. Ameliyatın ardından hastalar erken dönemde ayağa kaldırılsa da ilk günlerde ayağın aşağı sarkıtılması ve tam yük verilmesi önerilmez. Yaklaşık iki hafta boyunca ödem nedeniyle yürüyüşte zorlanma görülebilir. Otomatik vites araç kullanan ve sol ayağından ameliyat olan hastalar ikinci haftadan itibaren kısa mesafelerde araç kullanabilir. Sağ ayağından ameliyat olanlar veya manuel vites kullananların ise güvenli araç kullanımı için genellikle altıncı haftayı beklemeleri önerilir. Röntgen kontrollerinde kemik kaynamasının uygun görülmesiyle birlikte normal yürüyüş ve spor aktivitelerine kademeli olarak dönüş yapılabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Halluks valgus yalnızca başparmağı değil, tüm yürüme mekaniğini bozabiliyor!</strong></p>

<p>Halluks valgusun kadınlarda daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Prof. Dr. Demiroğlu, “Yüksek topuklu ayakkabılar vücut ağırlığını ayağın ön kısmına aktararak başparmak eklemine binen yükü artırır. Özellikle düz tabanlık gibi ek risk faktörleri bulunan kişilerde deformite daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle topuk yüksekliği 2-3 santimetreyi geçmeyen ve ön kısmı geniş ayakkabıların tercih edilmesi önerilir.” dedi.</p>

<p>Halluks valgusun ilk dönemlerinde ağrının her hastada görülmeyebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Demiroğlu, “Ağrının ortaya çıkmasında eklem kıkırdağındaki yıpranma, yumuşak dokulardaki gerilim ve ayağın yük dağılımındaki bozulma etkili olur. Hastalar ağrıdan kaçınmak için ayağın dış kenarına basarak yürümeye başlayabilir. Bu durum zamanla farklı bölgelerde yeni sorunlara yol açabileceğinden, belirtiler ilerlemeden uzman değerlendirmesi önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 21:14:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/halluks-valgus-estetik-bir-sorundan-cok-daha-fazlasi-1783102443.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AKOM’dan İstanbul İçin Kritik Yağış Uyarısı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/akomdan-istanbul-icin-kritik-yagis-uyarisi-31451</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/akomdan-istanbul-icin-kritik-yagis-uyarisi-31451</guid>
                <description><![CDATA[İBB Afet İşleri Daire Başkanlığı AKOM’un meteorolojik değerlendirmelerine göre, Balkanlar üzerinden gelen serin ve yağışlı hava dalgası hafta sonu İstanbul’da etkili olacak. Cumartesi günü sağanak yağış beklenirken, yağışların yer yer kuvvetli olabileceği; kararsız hava koşullarının etkisiyle gök gürültülü sağanaklar ve yerel dolu hadiselerinin görülebileceği öngörülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri Daire Başkanlığı AKOM, İstanbul genelinde etkili olması beklenen yeni hava sistemine ilişkin uyarıda bulundu. Hafta boyunca mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının, hafta sonu ile birlikte yerini serin havaya bırakacağı açıklandı.</p>

<p><strong>HAVA SICAKLIKLARINDA BELİRGİN DÜŞÜŞ</strong></p>

<p>Hafta boyunca 31-34 derece aralığında seyreden hava sıcaklıkları, cumartesi günü itibarıyla hissedilir derecede düşüş gösterecek. Balkanlar üzerinden gelen serin havanın bölgeye girişiyle birlikte, termometrelerin 27 derece civarına gerilemesi öngörülüyor.</p>

<p><strong>KUVVETLİ SAĞANAK VE DOLU RİSKİ</strong></p>

<p>AKOM’un tahminlerine göre, cumartesi günü saat 08.00’de başlaması beklenen yağışlı hava sistemi saat 20.00’ye kadar etkisini sürdürecek. Sıcak ve nemli hava ile kuzeyden gelen serin havanın karşılaşması sonucu oluşan kararsız hava koşullarının, yağışların şiddetini artırabileceği öngörülüyor. İstanbul’un farklı bölgelerinde yer yer 10-30 kg/m² seviyesine ulaşabilecek kuvvetli gök gürültülü sağanak yağış geçişleri beklenirken, bu süreçte şimşek, yıldırım ve ufak çaplı yerel dolu hadiselerinin de meydana gelebileceği tahmin ediliyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 21:13:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/akomdan-istanbul-icin-kritik-yagis-uyarisi-1783102432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Genç Yaka’da bilgi yarışması heyecanı!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/genc-yakada-bilgi-yarismasi-heyecani-31431</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/genc-yakada-bilgi-yarismasi-heyecani-31431</guid>
                <description><![CDATA[Karşıyaka Belediyesi, yepyeni bir oyun ve sosyal yaşam merkezi olarak geçen aylarda Bostanlı’da hizmete açtığı Genç Yaka’da bilgi yarışması düzenledi. İki ayrı yaş kategorisinde gerçekleşen yarışmada katılımcılar, genel kültürden kent yaşamına uzanan soruları doğru yanıtlamak için kıyasıya mücadele etti. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Etkinliğimize katılan herkese teşekkür ediyor, tüm gençleri tesisimize bekliyoruz” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div style=”text-align:start”>
<p><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:16.8667px”><span style=”font-family:Calibri, sans-serif”><b><span style=”font-size:13.5pt”><span style=”line-height:20.7px”><span style=”font-family:”Times New Roman”, serif”>Karşıyaka Belediyesi, yepyeni bir oyun ve sosyal yaşam merkezi olarak geçen aylarda Bostanlı’da hizmete açtığı Genç Yaka’da bilgi yarışması düzenledi. İki ayrı yaş kategorisinde gerçekleşen yarışmada katılımcılar, genel kültürden kent yaşamına uzanan soruları doğru yanıtlamak için kıyasıya mücadele etti. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Etkinliğimize katılan herkese teşekkür ediyor, tüm gençleri tesisimize bekliyoruz” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:16.8667px”><span style=”font-family:Calibri, sans-serif”><span style=”font-size:13.5pt”><span style=”line-height:20.7px”><span style=”font-family:”Times New Roman”, serif”>Karşıyaka Belediyesi oyun, sosyalleşme ve çalışma alanlarını bir arada sunan Genç Yaka’da gençleri birbirinden renkli etkinliklerle buluşturmaya devam ediyor. Bu kapsamda merkezde; gençlerin bilgi birikimlerini geliştirmek, takım çalışmasını teşvik etmek ve sosyal etkileşimi artırmak amacıyla bilgi yarışması düzenlendi. Bostanlı Uğur Mumcu Parkı içindeki kafede gerçekleşen yarışmada, 15-24 ve 25-34 yaş kategorilerinde iki kişilik takımlar kıyasıya mücadele etti. Genel Kültür Turu, Görsel ve Video Soruları Turu, Karşıyaka ve Kent Kültürü Turu ve Risk Turu olmak üzere toplam 4 etaptan oluşan yarışma sonunda dereceye girenlere çeşitli armağanlar verildi. Ayrıca yarışma aralarında inşaat kafe ve dart oyunlarında keyifli yarışlar yapıldı, kazananlar ödüllendirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:16.8667px”><span style=”font-family:Calibri, sans-serif”><b><span style=”font-size:13.5pt”><span style=”line-height:20.7px”><span style=”font-family:”Times New Roman”, serif”>NİTELİKLİ SOSYAL YAŞAM</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:16.8667px”><span style=”font-family:Calibri, sans-serif”><span style=”font-size:13.5pt”><span style=”line-height:20.7px”><span style=”font-family:”Times New Roman”, serif”>Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Gençlerimizin boş zamanlarını nitelikli etkinliklerle değerlendirebilecekleri, aynı zamanda üretebilecekleri, paylaşabilecekleri ve yeni arkadaşlıklar kurabilecekleri ortamlar oluşturmayı önemsiyoruz. Genç Yaka’yı tam da bu anlayışla hayata geçirdik. Burada sunduğumuz imkanların yanında, bilgi yarışması gibi etkinliklerle gençlerimizi buluşturmaya devam ediyoruz. Özellikle tatil döneminde keyifli anlar yaşamak isteyen tüm gençlerimizi tesisimize bekliyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:16.8667px”><span style=”font-family:Calibri, sans-serif”><b><span style=”font-size:13.5pt”><span style=”line-height:20.7px”><span style=”font-family:”Times New Roman”, serif”>GENÇLERİN YENİ GÖZDESİ</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Calibri, sans-serif”><span style=”font-size:13pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”, serif”>Eğlence ve etkileşimi odağına alan </span></span><span style=”font-size:13.5pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”, serif”>Genç Yaka Kafe; Bostanlı Uğur Mumcu Parkı içerisinde yer alıyor. Tesiste masa tenisi, dart, karaoke ve çeşitli kutu oyunlarının yanı sıra çalışma masaları ve ücretsiz internet imkânı da bulunuyor. Merkezin en çok ilgi gören alanlarının başında ise “inşaat kafe” konsepti geliyor. Kumandalı araçlarla kum havuzunda oynanan şantiye temalı bu özel alan, sadece gençlerden değil, her yaştan ziyaretçiden yoğun ilgi görüyor. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
</div>

<div><br />
 </div>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 21:16:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/genc-yakada-bilgi-yarismasi-heyecani-1783016173.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nilüfer Belediye Meclisi’nde katı atık tesisi kararına tepki</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/nilufer-belediye-meclisinde-kati-atik-tesisi-kararina-tepki-31430</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/nilufer-belediye-meclisinde-kati-atik-tesisi-kararina-tepki-31430</guid>
                <description><![CDATA[Nilüfer Belediyesi Temmuz ayı Meclis Toplantısı, Kayapa ve Kuruçeşme mahalleleri arasında kurulması planlanan katı atık tesisine yönelik protestolara sahne oldu. Belediye Başkanı Şadi Özdemir, muhtarlar ve Nilüfer Kent Konseyi gönüllüleri kararın yeniden gözden geçirilmesini istedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b></b></p>

<p>Nilüfer Belediyesi’nin Temmuz ayı meclis toplantısında, ilçede yapılması planlanan katı atık tesisi projesine karşı ortak ses yükseldi. Toplantının yapıldığı Nilüfer Barış Meclisi’ne “Nilüfer’e Çöplük İstemiyoruz!” pankartı asılırken, Nilüfer’in muhtarları da “Geleceğimizi Çöpe Atmayacağız” pankartıyla karara tepki gösterdi. Nilüfer Kent Konseyi gönüllülerinin de pankartlarla katıldığı eyleme, Nilüfer Belediye Meclis Üyeleri de ellerindeki dövizlerle destek verdi.</p>

<p>Toplantının açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer’in üretimi, kültürü ve sosyal yapısıyla sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin en önemli ilçelerinden biri olduğunu vurguladı. İlçenin doğasını ve temizliğini koruma konusunda tüm siyasi partilerin ve meclis üyelerinin ortak bir sorumluluk taşıdığını belirten Başkan Şadi Özdemir, bilim insanlarının da bu bölgede bir katı atık tesisi kurulmasının uygun olmayacağı yönünde görüş bildirdiğini hatırlattı.</p>

<p>Olası bir kirliliğin sadece tesisin kurulacağı yakın çevreyi değil, tüm Nilüfer’i ve Bursa’yı etkileyeceğine dikkat çeken Başkan Şadi Özdemir, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>“Bu tesisin kurulacağı alana baktığımızda, ortaya çıkacak kirlilik sadece Kayapa ya da Kuruçeşme’nin meselesi değildir; su yatakları başta olmak üzere tüm büyük mahallelerimizi, yani bütün Nilüfer’i doğrudan ilgilendirmektedir. Teorik olarak tesislerin sorunsuz işleyeceği söylenebilir ancak geçmiş tecrübelerimiz bizleri hassas olmaya zorluyor. Zamanında benzer vaatlerle kurulan santrallerin bölgemize, doğamıza verdiği zararları ve insan sağlığını nasıl tehdit ettiğini hepimiz biliyoruz. Bu nedenle Bursa Büyükşehir Belediyemizin ve Büyükşehir Belediye Meclisimizin bu kararı bir kez daha gözden geçirmesini, konuyu yeniden değerlendirmesini meclisimizin ortak talebi olarak iletiyoruz.”</p>

<p>Toplantıda bölge halkını temsilen söz alan Altınşehir Mahalle Muhtarı Melahat Şanal, Kuruçeşme Mahalle Muhtarı Ergin Özdemir, Kayapa Mahalle Muhtarı Ali İhsan Dengiz ve 30 Ağustos Zafer Mahalle Muhtarı Halil Özçoban da söz alarak projenin yaratacağı çevre sorunlarına değindi. Muhtarlar, tarım alanlarının ve su kaynaklarının korunması adına tesisin yapımından vazgeçilmesi yönündeki taleplerini dile getirdi.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 21:15:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/nilufer-belediye-meclisinde-kati-atik-tesisi-kararina-tepki-1783016131.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikolojik dayanıklılığın sırrı kendinize söylediğiniz sözlerde!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-31429</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-31429</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendine iltifat etmesinin, özsaygı ve psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkilerinden bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Kendi değerlerini görmek, psikolojik dengeyi korumayı kolaylaştırır!</strong></p>

<p>Son yıllarda sosyal medyada en çok karşılaşılan önerilerden birinin ‘her gün aynaya bak ve kendine güzel şeyler söyle’ şeklinde olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog İpek Erol, “Kimileri bunun özgüveni artırdığını savunuyor, kimileri ise ‘İnsan kendini övünce gerçekten daha iyi hisseder mi?’ diye soruyor. Aslında bu tartışma yeni değil.” dedi.</p>

<p>Psikoloji biliminin uzun yıllardır insanın kendisiyle kurduğu iç diyaloğun ruh sağlığı üzerindeki etkisini araştırdığını aktaran Erol, “Bugün elimizdeki bulgular, kendine iltifat etmenin sanıldığından daha karmaşık bir süreç olduğunu gösteriyor. Psikoloji literatüründe bu yaklaşım çoğunlukla öz-onaylama (self-affirmation) kavramıyla açıklanır. Öz-onaylama, kişinin kendisini abartılı biçimde övmesi anlamına gelmez. Daha çok, kendi değerlerini, güçlü yönlerini ve yaşamındaki anlamlı rolleri hatırlayabilme becerisini ifade eder. İnsan, eleştirildiğinde, başarısız olduğunda ya da zorlayıcı bir yaşam olayıyla karşılaştığında benlik algısı sarsılabilir. İşte bu noktada kişi, yalnızca eksiklerine değil, sahip olduğu değerlere de bakabildiğinde psikolojik dengesini koruması kolaylaşır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor! </strong></p>

<p>Kişinin kendisine söylediği sözlerin yalnızca moral verici cümlelerden ibaret olmadığı, beynin bu sürece biyolojik olarak da yanıt verdiğinin bilindiğine değinen İpek Erol, “Özellikle kendimizle ilgili gerçekçi ve olumlu değerlendirmeler yaptığımızda, ödül sistemiyle ilişkili beyin bölgelerinde aktivitenin arttığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Aynı zamanda duygu düzenleme süreçlerinde görev alan prefrontal bölgelerin daha etkin çalıştığı, stres karşısında ise savunucu tepkilerin azalabildiği gösteriliyor. Başka bir ifadeyle, kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor.” dedi.</p>

<p>Olumlu iç konuşma ile kendine iltifat etmeyi birbirinden ayırmak gerektiğini dile getiren Erol, “Olumlu iç konuşma, kişinin kendisiyle kurduğu yapıcı diyaloğun genel adıdır. ‘Şu an zorlanıyorum ama bunun üstesinden gelebilirim’ ya da ‘hata yaptım, bunu telafi edebilirim’ gibi ifadeler bu gruba girer. Kendine iltifat etmek ise daha çok kişinin kendi çabasını, davranışını veya karakter özelliklerini takdir etmesini içerir. ‘Bugün sabırlı davrandım’, ‘bu iş için gerçekten emek verdim’ gibi cümleler buna örnektir. Aradaki fark küçük gibi görünse de psikolojik açıdan önemlidir. İlki kişiyi geleceğe hazırlarken, ikincisi kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini güçlendirir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir! </strong></p>

<p>Bu yaklaşımın etkili olabilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar olduğuna işaret eden Erol, şunları söyledi:</p>

<p>“Öncelikle kullanılan ifadelerin gerçek yaşantıya dayanması gerekir. Kişinin hiç sahip olmadığını düşündüğü özellikleri kendisine yüklemesi, sağlıklı bir öz değerlendirme oluşturmaz. Buna karşılık, küçük de olsa gösterdiği çabayı fark edebilmesi çok daha güçlü bir etki yaratır. Çünkü özsaygıyı besleyen şey yalnızca başarı değildir; emek, kararlılık, sabır ve yeniden deneme cesareti de benlik algısının önemli parçalarıdır.</p>

<p>İkinci olarak, kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir. Günümüzde birçok insan başarılı olduğunda bunu ‘zaten olması gereken’ diye küçümserken, en küçük hatasını kimliğinin tamamına mal edebiliyor. Oysa psikolojik açıdan daha dengeli olan yaklaşım, davranışı kişilikten ayırabilmektir. Başarısız bir sunum yapmak, başarısız bir insan olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde başarılı olmak da insanı kusursuz yapmaz.”</p>

<p><strong>Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır! </strong></p>

<p>‘Kendine iltifat etmek, kendini kandırmak anlamına gelir mi?’ sorusunun sıkça sorulduğunu kaydeden Klinik Psikolog İpek Erol, “Yanıt büyük ölçüde kişinin gerçeklikle kurduğu ilişkiye bağlıdır. Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır.” dedi.</p>

<p>İnsanın, güçlü yönlerini kabul ederken gelişmesi gereken alanları da inkâr etmemesi gerektiğine vurgu yapan Erol, “Kendini kandırmak ise gerçekliği çarpıtmakla başlar. Sürekli kusursuz olduğunu söylemek de, sürekli yetersiz olduğunu düşünmek de aynı ölçüde gerçeklikten uzaklaşabilir. Ruh sağlığı açısından önemli olan, kişinin kendisini uçlarda değil, olduğu hâliyle değerlendirebilmesidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Kendine adil davranan kişinin özsaygısı dış onaya daha az bağımlı olur! </strong></p>

<p>Klinik uygulamalarda bu beceriyi geliştirmek isteyen kişilere uzun listeler yerine küçük alışkanlıklar önerildiğini aktaran Erol, “Gün sonunda birkaç dakika ayırıp ‘Bugün hangi davranışımdan memnunum?’, ‘Bugün hangi konuda emek verdim?’ ya da ‘Yakın bir arkadaşım aynı şeyi yapsaydı ona ne söylerdim?’ sorularını düşünmek bile zamanla kişinin kendisine yönelik bakışını değiştirebilir. Çünkü birçok insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisinden esirger.” dedi.</p>

<p>Kendine iltifat etmenin, kusurları görmezden gelmek olmadığının altını çizen Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Asıl mesele, kişinin kendi emeğini fark etmeyi öğrenebilmesidir. Ruh sağlığını güçlendiren şey, sürekli olumlu düşünmeye çalışmak değil; başarıyı da hatayı da aynı gerçekçilikle değerlendirebilmektir. İnsan kendisine karşı daha adil davranabildiğinde, özsaygı dışarıdan gelen onaylara daha az bağımlı hâle gelir. Belki de kendimize söyleyebileceğimiz en kıymetli iltifat, ‘mükemmel değildim ama elimden geleni yaptım’ cümlesidir. Çoğu zaman iyileşme tam da bu noktada başlar.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 21:15:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-1783016121.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başkan Dutlulu’dan Manisa Trafiğini Rahatlatacak İki Dev Kavşak Müjdesi</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/baskan-dutluludan-manisa-trafigini-rahatlatacak-iki-dev-kavsak-mujdesi-31428</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/baskan-dutluludan-manisa-trafigini-rahatlatacak-iki-dev-kavsak-mujdesi-31428</guid>
                <description><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediyesi, kent ulaşımını rahatlatacak iki önemli kavşak projesini hayata geçiriyor. Yunusemre ilçesindeki Mimar Sinan Bulvarı Kavşağı ile Akhisar Kavşağı için hazırlanan köprülü kavşak projelerinin ihalesi önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek. Projelerle trafik akışının hızlandırılması, kavşak kapasitelerinin artırılması ve sürüş güvenliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, kentin en yoğun ulaşım noktalarından Mimar Sinan Bulvarı Kavşağı ile Akhisar Kavşağı’nda yaşanan trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla köprülü kavşak düzenlemelerini hayata geçiriyor. Özellikle yoğun saatlerde kapasitesinin sınırına ulaşan kavşaklarda yaşanan beklemeleri azaltacak projelerin ihalesi önümüzdeki günlerde yapılacak.</p>

<p>Projeler kapsamında ana arterlerde araç trafiğinin kesintisiz ilerlemesini sağlayacak üst geçişler inşa edilecek. Köprülerin altında oluşturulacak modern dönel kavşaklarla ise trafik kontrollü şekilde yönlendirilecek. Böylece farklı yönlerden gelen araçların güvenli geçişi sağlanırken, kavşak kapasitesi artırılacak, bekleme süreleri azalacak ve ulaşım daha akıcı hale gelecek.</p>

<p><b>Peyzaj Düzenlemeleri de Yapılacak</b></p>

<p>Kavşak projeleri yalnızca ulaşımı rahatlatmakla kalmayacak, çevre düzenlemeleriyle kent estetiğine de katkı sağlayacak. Çalışmalar kapsamında yeşil alanlar korunacak ve güçlendirilecek, kavşak merkezlerinde peyzaj düzenlemeleri yapılacak. Kentin önemli giriş noktalarında uygulanacak projeler sayesinde çevredeki konut alanları, eğitim kurumları, sosyal tesisler ve ticari alanlara erişim daha güvenli ve konforlu hale gelecek.</p>

<p><b>“Ulaşımı tıkayan değil, akışını sağlayan bir şehir düzeni kuruyoruz”</b></p>

<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Mimar Sinan Bulvarı Kavşağı ile Akhisar Kavşağı’nın uzun yıllardır özellikle yoğun saatlerde ciddi trafik yükü taşıdığını belirterek, “Bu durum hem vatandaşlarımızın zaman kaybetmesine hem de trafik güvenliği açısından risklerin artmasına neden oluyor. Biz bu tabloyu kader olarak kabul etmiyoruz. Manisa’da ulaşımı tıkayan değil, akışını sağlayan, modern ve yaşanabilir bir şehir düzeni kurmaya kararlıyız. Bu anlayışla Mimar Sinan Bulvarı Kavşağı ve Akhisar Kavşağı’nda köprülü kavşak projelerini hayata geçiriyoruz” dedi.</p>

<p>Üst geçişlerle ana arterlerde trafiğin kesintisiz hale geleceğini ifade eden Başkan Dutlulu, “Bu sayede bekleme sürelerini önemli ölçüde azaltacak, şehir içi ulaşımı daha güvenli, akıcı ve konforlu hale getireceğiz. Bu yatırımlar yalnızca iki kavşak projesinden ibaret değil Manisa’nın büyüyen ulaşım ihtiyaçlarına cevap veren, geleceğe dönük vizyonumuzun önemli bir parçasıdır. Vatandaşlarımızın zamanını koruyan, trafik stresini azaltan ve yaşam kalitesini yükselten kalıcı yatırımları hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 21:15:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/baskan-dutluludan-manisa-trafigini-rahatlatacak-iki-dev-kavsak-mujdesi-1783016114.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Renault Açık Ara Zirvede</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/renault-acik-ara-zirvede-31427</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/renault-acik-ara-zirvede-31427</guid>
                <description><![CDATA[Renault, güçlü ürün gamı ve başarılı satış performansıyla 2026 yılının ilk yarısında liderliğini korudu. Marka, yılın ilk yarısında 74.129 adet satış ve %13,3 pazar payı ile toplam pazarın lideri olurken, Haziran ayında da 15.412 adet satış ve %14,7 pazar payıyla Haziran 2023’ten bu yana ulaştığı en yüksek pazar payını elde ederek zirvede yer aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Renault, güçlü ürün gamı ve başarılı satış performansıyla 2026 yılının ilk yarısında liderliğini korudu. Marka, yılın ilk yarısında 74.129 adet satış ve %13,3 pazar payı ile toplam pazarın lideri olurken, Haziran ayında da 15.412 adet satış ve %14,7 pazar payıyla Haziran 2023’ten bu yana ulaştığı en yüksek pazar payını elde ederek zirvede yer aldı.</p>

<p>Türkiye’de üretilen Renault modelleri, yılın ilk yarısında Türkiye otomotiv pazarının zirvesini oluşturdu. Renault Clio, tüm pazarın en çok tercih edilen modeli olarak liderliğini sürdürürken, Türkiye’de üretilen Megane Sedan da ikinci sırada yer aldı. Böylece yılın ilk yarısında pazarın ilk iki sırasını Türkiye’de üretilen iki Renault modeli paylaştı.</p>

<p>Haziran ayında ise Clio 5 ve yeni Clio 6 birlikte 4.807 adet satışla tüm pazarın en çok tercih edilen modeli olurken, Megane 3.467 adet satışla üçüncü sırada yer aldı. Böylece Haziran ayında en çok satan ilk üç modelin ikisi Renault markalı oldu.</p>

<p>Renault bu yıl ürün başarısını prestijli bir ödülle de taçlandırdı. Yeni Renault Clio, Otomobil Gazetecileri Derneği (OGD) tarafından gerçekleştirilen oylama sonucunda ”Türkiye’de Yılın Otomobili” seçilerek gücünü bir kez daha kanıtladı.</p>

<p><strong>Yerli Üretim Modellerle SUV Segmentinde Güçlü Performans</strong></p>

<p><strong> </strong>Renault, Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda üretilen Duster ve Boreal modellerinin katkısıyla SUV segmentindeki yükselişini hız kesmeden sürdürdü. Haziran ayında 6.040 adet SUV satışıyla Türkiye’nin en çok SUV satan markası olan Renault, yerli üretimin gücünü satış başarılarıyla da ortaya koydu.<strong> </strong></p>

<p>Renault Duster, Haziran ayının en çok tercih edilen ikinci SUV modeli olurken, 15 Haziran’da satışa sunulan yeni Renault Boreal ise kısa bir sürede 2.160 adet satışa ulaşarak ayın en çok tercih edilen üçüncü SUV modeli oldu. Boreal’in güçlü başlangıcı, modelin Türkiye pazarındaki yüksek potansiyelini ortaya koyarken, Renault’nun SUV segmentindeki iddiasını daha da güçlendirdi.</p>

<p><strong>Dacia’da Yepyeni Bir Dönem</strong></p>

<p>Dacia, tamamen yenilenen ürün gamıyla Türkiye pazarındaki büyümesini sürdürüyor. Yeni Dacia Sandero, Sandero Stepway, Jogger ve Logan modelleriyle farklı kullanıcı ihtiyaçlarına hitap eden marka; erişilebilir mobilite anlayışını daha güçlü bir ürün gamıyla destekliyor.</p>

<p>Müşterileriyle güven ve güçlü bağlar kurmayı hedefleyen Dacia, Yeni Dacia Marka stratejisi doğrultusunda hayata geçirdiği ”Dacia’m Güvende” programıyla 7 yıla varan garanti imkanı sunuyor.</p>

<p>Dacia, yıl sonunda marka tarihindeki en önemli adımlardan birini atmaya hazırlanıyor. Türkiye’de Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda üretilecek ve dünyaya ihraç edilecek ilk Dacia modeli Striker, yıl sonunda kullanıcılarla buluşacak. C segmentinde konumlanan Dacia Striker, bir SUV’un yüksek sürüş pozisyonu ve arazi yeteneklerini, bir station wagon’un çok yönlülüğü ve konforunu, bir sedanın ise verimliliği ve performansını tek bir gövdede bir araya getiriyor. Üç farklı gövde tipinin güçlü yönlerini buluşturan Striker, markanın yeni amiral gemisi olarak Dacia’nın ürün gamına yeni bir soluk getirecek.</p>

<p><strong> Alpine Elektrikli Ürün Gamını Genişletiyor</strong></p>

<p>Alpine, tamamen elektrikli Dream Garage serisinin ikinci modeli olan Alpine A390’ı Türkiye’de Temmuz ayında satışa sunuyor. Markanın ilk sportif fastback modeli olan A390, Alpine’e özgü sürüş karakterini A110’un heyecan verici sürüş deneyimiyle birleştirirken, günlük kullanıma uygun bir yapı sunuyor.</p>

<p>Yıl sonunda satışa sunulması planlanan GTS versiyonu ile birlikte Alpine, premium elektrikli spor otomobil segmentindeki ürün gamını daha da güçlendirmeyi hedefliyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 21:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/renault-acik-ara-zirvede-1783016100.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>154 hatta kesintisiz ulaşım</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/154-hatta-kesintisiz-ulasim-31424</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/154-hatta-kesintisiz-ulasim-31424</guid>
                <description><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, her geçen yıl güçlendirdiği ulaşım ağı ve modern araç filosuyla vatandaşların güvenli, konforlu ve kesintisiz ulaşım hizmetine erişmesini sağlıyor. Kent genelinde hizmet veren 154 hat, şehir merkezi ile ilçeler arasında güçlü bir ulaşım ağı oluştururken, her gün binlerce yolcuya kesintisiz hizmet sunuluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><b>KOCAELİ’NİN HER NOKTASINA ULAŞIM</b></p>

<p>Büyükşehir Belediyesi’nin ulaşım filosunda yer alan araçlar, Kocaeli’nin farklı coğrafi ve demografik ihtiyaçları dikkate alınarak planlanıyor. Şehir merkezindeki yoğun hatlardan kırsal mahallelere kadar her bölgenin ihtiyacına uygun ulaşım hizmeti veriliyor.</p>

<p><b>HER HAT İÇİN UYGUN ARAÇ</b></p>

<p>Filo içerisinde 6, 8, 9, 12, 13 ve 18 metrelik farklı uzunluklarda otobüsler bulunuyor. Yolcu yoğunluğu ve güzergâh özelliklerine göre planlanan araçlar sayesinde hem hizmet verimliliği artırılıyor hem de vatandaşların ulaşım konforu yükseliyor.</p>

<p><b>MODERN VE GÜÇLÜ FİLO</b></p>

<p>Toplam 795 araçtan oluşan ulaşım filosu, modern yapısıyla dikkat çekiyor. 2010-2026 yılları arasında üretilen araçlardan oluşan filo, teknolojik donanımı ve güvenlik sistemleriyle toplu ulaşım hizmetlerinin kalitesini artırıyor.</p>

<p><b>VATANDAŞ ODAKLI ULAŞIM ANLAYIŞI</b></p>

<p>Büyükşehir Belediyesi, büyüyen şehir yapısına paralel olarak ulaşım hizmetlerini de sürekli geliştiriyor. Yeni hat düzenlemeleri, filo planlamaları ve modern araç yatırımlarıyla vatandaşların günlük yaşamını kolaylaştıran Büyükşehir, toplu ulaşımda erişilebilirlik ve hizmet kalitesini ön planda tutuyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 21:14:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/154-hatta-kesintisiz-ulasim-1783016052.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Buca’nın çınarları için ”3. Yaş Üniversitesi” kuruluyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/bucanin-cinarlari-icin-3-yas-universitesi-kuruluyor-31423</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/bucanin-cinarlari-icin-3-yas-universitesi-kuruluyor-31423</guid>
                <description><![CDATA[Buca Belediyesi, ilçede yaşayan 60 yaş ve üzeri vatandaşların sağlıklı ve aktif yaş almasını desteklemek amacıyla ”3. Yaş Üniversitesi” kuruyor. Ege Geriatri Derneği iş birliğiyle hayata geçirilecek proje, meclis toplantısında oy çokluğuyla kabul edildi.

Buca Belediyesi Temmuz Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Belediye Başkan Vekili Hüseyin Benzer yönetiminde gerçekleştirildi. İlçe gündemine dair önemli maddelerin görüşüldüğü toplantıda, ileri yaştaki vatandaşların sosyal ve kültürel hayata katılımını artırmayı hedefleyen ”3. Yaş Üniversitesi” projesi için ilk resmî adım atıldı.

MECLİSTEN OY ÇOKLUĞU İLE GEÇTİ
Aktif ve sağlıklı yaşlanma hedefleri doğrultusunda planlanan üniversitenin kurulması ve yürütülmesine ilişkin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75. maddesinin (c) bendi gereğince Buca Belediyesi ile Ege Geriatri Derneği arasında ortak hizmet protokolü yapılması istemi meclis gündemine taşındı. Hukuk ile Plan ve Bütçe Komisyonları tarafından incelenen rapor, Adalet ve Kalkınma Partili komisyon üyelerinin ret oylarına karşın Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyelerinin kabul oylarıyla meclis genel kuruluna sunuldu. Mecliste yapılan oylamada ise rapor, Cumhur İttifakı üyelerinin ret oylarına karşılık CHP’li meclis üyelerinin kabul oylarıyla oy çokluğuyla kabul edildi.

YAŞAM BOYU ÖĞRENME MODELİ ESAS ALINACAK
3. Yaş Üniversitesi, aktif ve sağlıklı yaş almayı hedefleyen ve bu hedefe ulaşmak için “yaşam boyu öğrenme” modelini kullanan multidisipliner bir yaklaşımla hizmet verecek. Proje sayesinde yaşlı yetişkinler, hem kendi ihtiyaçlarıyla ilgili bilimsel bilgilere ilk elden ulaşma fırsatı yakalayacak hem de yeni beceri ve yetkinlikler kazanacak.

AKADEMİSYENLER GÖNÜLLÜ OLARAK DERS VERECEK
Tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak uzman akademisyenler tarafından verilecek eğitimler, hem teorik hem de pratik dersleri içeren zengin bir müfredattan oluşacak. Program kapsamında katılımcılara geriatri, hukuk ve psikoloji gibi teorik derslerin yanı sıra tango, yoga, koro ve fotoğrafçılık gibi sosyal yaşamlarını güçlendirecek uygulamalı atölyeler sunulacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Buca Belediyesi, ilçede yaşayan 60 yaş ve üzeri vatandaşların sağlıklı ve aktif yaş almasını desteklemek amacıyla ”3. Yaş Üniversitesi” kuruyor. Ege Geriatri Derneği iş birliğiyle hayata geçirilecek proje, meclis toplantısında oy çokluğuyla kabul edildi.<br />
<br />
Buca Belediyesi Temmuz Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Belediye Başkan Vekili Hüseyin Benzer yönetiminde gerçekleştirildi. İlçe gündemine dair önemli maddelerin görüşüldüğü toplantıda, ileri yaştaki vatandaşların sosyal ve kültürel hayata katılımını artırmayı hedefleyen ”3. Yaş Üniversitesi” projesi için ilk resmî adım atıldı.<br />
<br />
MECLİSTEN OY ÇOKLUĞU İLE GEÇTİ<br />
Aktif ve sağlıklı yaşlanma hedefleri doğrultusunda planlanan üniversitenin kurulması ve yürütülmesine ilişkin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75. maddesinin (c) bendi gereğince Buca Belediyesi ile Ege Geriatri Derneği arasında ortak hizmet protokolü yapılması istemi meclis gündemine taşındı. Hukuk ile Plan ve Bütçe Komisyonları tarafından incelenen rapor, Adalet ve Kalkınma Partili komisyon üyelerinin ret oylarına karşın Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyelerinin kabul oylarıyla meclis genel kuruluna sunuldu. Mecliste yapılan oylamada ise rapor, Cumhur İttifakı üyelerinin ret oylarına karşılık CHP’li meclis üyelerinin kabul oylarıyla oy çokluğuyla kabul edildi.<br />
<br />
YAŞAM BOYU ÖĞRENME MODELİ ESAS ALINACAK<br />
3. Yaş Üniversitesi, aktif ve sağlıklı yaş almayı hedefleyen ve bu hedefe ulaşmak için “yaşam boyu öğrenme” modelini kullanan multidisipliner bir yaklaşımla hizmet verecek. Proje sayesinde yaşlı yetişkinler, hem kendi ihtiyaçlarıyla ilgili bilimsel bilgilere ilk elden ulaşma fırsatı yakalayacak hem de yeni beceri ve yetkinlikler kazanacak.<br />
<br />
AKADEMİSYENLER GÖNÜLLÜ OLARAK DERS VERECEK<br />
Tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak uzman akademisyenler tarafından verilecek eğitimler, hem teorik hem de pratik dersleri içeren zengin bir müfredattan oluşacak. Program kapsamında katılımcılara geriatri, hukuk ve psikoloji gibi teorik derslerin yanı sıra tango, yoga, koro ve fotoğrafçılık gibi sosyal yaşamlarını güçlendirecek uygulamalı atölyeler sunulacak.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 21:14:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/07/bucanin-cinarlari-icin-3-yas-universitesi-kuruluyor-1783016048.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz tatilinde dengeli plan önemli!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-31358</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-31358</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, çocuklarda can sıkıntısının her zaman olumsuz olmadığı, can sıkıntısının yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiği ve yaz tatilinin dengeli bir planla geçirilmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Can sıkıntısı ile yalnızlık duygusu birbirinden ayrılmalı! </strong></p>

<p>Can sıkıntısının çocuk için tamamen olumsuz bir durum olmadığına işaret eden Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Hatta üretkenliği artırabilir.” dedi.</p>

<p>Ebeveynlerin çoğu zaman ‘çocuğumuzun canı evde çok sıkılıyor’ diye endişelendiğini hatırlatan Doğantekin, “Ancak burada önemli olan, çocuğun can sıkıntısını nasıl değerlendirdiğidir. Eğer çocuk bu süreçte legolarla oynuyor, hikâyeler üretiyor, oyun kuruyor ya da aileyle vakit geçiriyorsa bu durum gelişim açısından oldukça faydalıdır. Yani can sıkıntısı üretkenliğe dönüşüyorsa, bu olumsuz değil, destekleyici bir durumdur. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta, can sıkıntısı ile yalnızlık duygusunun birbirinden ayrılmasıdır. Canı sıkılan çocuk bir şey üretmeye, oyun kurmaya veya bir etkinlik bulmaya yönelir. Ancak yalnızlık hissi yaşayan çocuk daha çok içine kapanır, odasına çekilir ve hiçbir aktiviteye yönelmez. Asıl izlenmesi gereken ayrım budur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir tatil planlanmalı! </strong></p>

<p>Yaz tatili sürecinde tamamen esnek ya da tamamen katı bir yaklaşımın doğru olmadığına dikkat çeken Seren Doğantekin, “Gün içerisinde belirli bir düzen olması gerekir. Hiç ders çalışılmayan bir tatil, okul başladığında motivasyon kaybına yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Bu nedenle dengeli bir plan yapılmasını öneren Doğantekin, şunları söyledi:</p>

<p>“İlkokul ve ortaokul öğrencilerinde haftanın belirli günleri ders çalışmak, kitap okumak veya çalışma kâğıtları çözmek uygun olabilir. Ancak bu süreç yalnızca akademik çalışma olarak düşünülmemeli. Müze gezmek, belgesel izlemek gibi etkinlikler de öğrenmeyi destekler. Önümüzdeki yıl sınava hazırlanan öğrenciler için ise daha planlı bir program yapılabilir. Haftanın beş ya da altı günü ders çalışıp bir günü dinlenmeye ayrılabilir. Ancak bu plan, katı bir okul düzeni gibi değil; hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir yapı olmalıdır.”</p>

<p><strong>Çocuğun sosyal medyayı yalnızlık nedeniyle kullanması bir risk göstergesi!</strong></p>

<p>Ergenlik döneminde sosyal medya kullanımının kıyaslama davranışını artırabileceği uyarısında bulunan Seren Doğantekin, “Tatil paylaşımları üzerinden ‘o tatile gitti, ben gitmedim’ gibi düşünceler oluşabilir. Bu durum özgüven düşüklüğüne ve kaygıya yol açabilir. Bu noktada çocuklara sosyal medyada görülen her şeyin gerçek hayatı yansıtmadığı anlatılmalıdır.” dedi.</p>

<p>Uyku düzeninin de oldukça önemli olduğuna değinen Doğantekin, “Gece geç saatlere kadar ekran kullanımı, uyku ritmini bozabilir ve bu da duygu durum dalgalanmalarına yol açabilir. Çocuğun sosyal medyayı neden kullandığı da değerlendirilmeli. Eğer yalnızlık hissi nedeniyle sadece oradan sosyal iletişim kuruyorsa bu bir risk göstergesi olabilir. Ergenler için bir gruba ait olma ihtiyacı çok güçlüdür. Bu nedenle yaz tatilinde akran ilişkilerinin tamamen kesilmemesi önemlidir. Aksi halde yalnızlık ve ‘kimse beni anlamıyor’ düşüncesi gelişebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sorunlu bir durumun önemli işaretleri, sürecin iki haftadan uzun sürmesi ve sosyal çekilme! </strong></p>

<p>Ancak her yalnızlaşma durumunun bir problem olmadığını dile getiren Doğantekin, “Eğer çocuk aileyle iletişim kuruyor, sorumluluklarını yerine getiriyor ve sosyal yaşamını sürdürebiliyorsa bu durum gelişimsel olarak normal kabul edilebilir. Ergenlikte zaman zaman yalnız kalma isteği ve aileden uzaklaşma eğilimi görülebilir.” dedi.</p>

<p>Sorun olarak değerlendirilmesi gereken durumlara açıklık getiren Doğantekin, “Sürecin iki haftadan uzun sürmesi, çocuğun odasından hiç çıkmaması, uyku ve beslenme düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden tamamen çekilmesi ve ‘kimse beni anlamıyor’ gibi ifadelerin artması önemli işaretlerdir. Bu durumda profesyonel destek gerekebilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalı! </strong></p>

<p>Teknoloji ve yapay zekâ kullanımının da benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Seren Doğantekin, “Önemli olan kullanım biçimidir. Çocuk üretmek için mi kullanıyor, yoksa yalnızca tüketiyor mu? Yapay zekâ doğru kullanıldığında hikâye yazma, karakter oluşturma, dil öğrenme veya kodlama gibi alanlarda üretkenliği destekleyebilir. Ancak tamamen hazır bilgiye bağımlı bir kullanım doğru değildir.” dedi.</p>

<p>Yaz tatilinde ideal yaklaşımın dengeli, esnek ama belirli bir rutini olan bir program olduğunun altını çizen Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Aileyle kaliteli zaman geçirilmesi, akran ilişkilerinin sürdürülmesi, fiziksel aktivitelerin yapılması ve küçük sorumlulukların verilmesi önemlidir. Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, çocukların hem dinlenebileceği hem de gelişimini sürdürebileceği bir yaz tatili planı oluşturulmalı. Teknoloji kullanımında ise süre kadar içeriğe ve çocuğun yaşamındaki genel dengeye bakmak gerekir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:05:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-1782486318.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Plajda kalp sağlığı için 5 öneri</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/plajda-kalp-sagligi-icin-5-oneri-31357</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/plajda-kalp-sagligi-icin-5-oneri-31357</guid>
                <description><![CDATA[Deniz, güneş ve açık havada geçirilen zaman yaz aylarının vazgeçilmezleri arasında. Ancak sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte kalp-damar sisteminin de daha yoğun çalışmak zorunda kaldığından bahseden Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Özellikle sıvı kaybı, yüksek nem ve güneşe uzun süre maruz kalmak, tansiyon değişikliklerinden ritim bozukluklarına kadar çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Hipertansiyon, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu veya koroner arter hastalığı bulunan kişiler için risk daha da artabiliyor” açıklamasında bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Sıcak havalarda vücut, serin kalabilmek için damarları genişletir ve terlemeyi artırır. Bu durumun kalbin daha fazla çalışmasına neden olarak sıvı ve elektrolit kaybını artırdığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Yüksek nem, uzun süre güneş altında kalmak, yetersiz su tüketimi ve yoğun fiziksel aktivite kalp üzerindeki yükü artırabilir. Bu nedenle göğüs ağrısı, nefes darlığı, şiddetli çarpıntı veya baygınlık hissi gibi belirtiler ihmal edilmemeli. Özellikle kalp hastalığı bulunan kişilerin yeterli sıvı tüketmesi, güneşin yoğun olduğu saatlerde dikkatli olması ve fiziksel aktivitelerini bilinçli planlaması yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şart” dedi.</p>

<p>Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan plajda kalp sağlığını korumaya yardımcı olacak 5 öneriyi sıraladı:</p>

<p><strong>Sıvı kaybı kalbi zorlayabiliyor </strong></p>

<p>Kalp sağlığını korumak için yaz aylarında dikkat edilmesi gerekenlerin başında yeterli sıvı tüketimi geliyor. Plajda en sık yapılan hatalardan biri susamayı bekleyerek su içmek. Oysa susuzluk hissi ortaya çıktığında vücut genellikle sıvı kaybetmeye başlamış oluyor. Sıcak havalarda terlemeyle birlikte yalnızca su değil, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi önemli elektrolitler de azalabiliyor. Bu durum çarpıntı, halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü ve kalp ritim bozuklukları gibi sorunlara zemin hazırlıyor. Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su tüketmek, çok şekerli içecekleri sınırlandırmak, aşırı alkol tüketiminden kaçınmak ve uzun süre güneş altında kalınan günlerde sıvı alımını artırmak kıymetli.</p>

<p><strong>Güneşin en yoğun olduğu saatlerde dikkatli olun </strong></p>

<p>Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında uzun süre direkt güneşe maruz kalmak kalp-damar sistemi üzerindeki stresi artırabiliyor. Özellikle kalp hastaları bu saatlerde daha dikkatli olmalı. Şemsiye veya gölgelik kullanmak, açık renkli ve hafif kıyafetler tercih etmek, geniş kenarlı şapka takmak ve güneş altında uzun süre hareketsiz kalmamak vücudun ısı yükünü azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca ileri yaş grubunda sıcak çarpması riskinin daha yüksek olduğu da unutulmamalı.</p>

<p><strong>Soğuk suya birden girmek risk yaratabilir </strong></p>

<p>Çok sıcak bir ortamdan sonra birdenbire soğuk suya girmek, kalp ve damar sistemi üzerinde ani stres oluşturabilir. Ani ısı değişimleri damar spazmına, tansiyon dalgalanmalarına, çarpıntıya ve baygınlık hissine neden olabilir. Özellikle hipertansiyon ile koroner arter hastalığı bulunanların ve ileri yaş grubundakilerin suya yavaş yavaş adapte olması gerekiyor. Önce ayakların ve kolların ıslatılması, ardından vücudun kademeli olarak suya alıştırılması çok daha güvenli bir yaklaşım. </p>

<p><strong>Plajda kalp dostu beslenmeye özen gösterin </strong></p>

<p>Beslenme tercihleri de plajda geçirilen zaman boyunca kalp sağlığını etkiliyor. Tuzlu atıştırmalıklar, işlenmiş gıdalar, aşırı yağlı yiyecekler ve şekerli içecekler sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki yükünü artırabiliyor. Bunun yerine meyve, yoğurt, ayran, hafif salatalar, ızgara balık ve zeytinyağlı yiyeceklerin tercih edilmesi çok daha uygun. Akdeniz tipi beslenme, yaz aylarında kalp sağlığının korunmasına katkı sağlar.</p>

<p><strong>Egzersiz için doğru saatleri seçin </strong></p>

<p>Yaz aylarında yürüyüş, yüzme ve diğer açık hava aktiviteleri kalp sağlığı açısından faydalı olsa da egzersizin yapıldığı saatlere dikkat etmek kritik. Günün en sıcak saatlerinde yapılan yoğun fiziksel aktiviteler kalp hızını artırabiliyor, sıvı kaybını hızlandırabiliyor ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Bu nedenle egzersizlerin sabah erken saatlerde veya gün batımına yakın zamanlarda yapılması gerekiyor. Özellikle kalp hastalığı öyküsü bulunan kişiler aşırı zorlayıcı aktivitelerden kaçınmalı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:05:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/plajda-kalp-sagligi-icin-5-oneri-1782486312.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Murat Güneş: Arazi satmıyor, insanların geleceğine yatırım yapıyoruz</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/murat-gunes-arazi-satmiyor-insanlarin-gelecegine-yatirim-yapiyoruz-31356</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/murat-gunes-arazi-satmiyor-insanlarin-gelecegine-yatirim-yapiyoruz-31356</guid>
                <description><![CDATA[Marmara Ereğlisi ve Ege Bölgesi’nde arazi yatırımı denildiğinde akla gelen isimlerden biri haline gelen Murat Güneş, yalnızca arsa ve tarla satışı yapan bir gayrimenkul danışmanı değil; yatırımcılara geleceklerini planlama konusunda yol gösteren bir çözüm ortağı olarak öne çıkıyor. Sosyal medyada kısa sürede yakaladığı büyük ilgi ve müşterileriyle kurduğu güven ilişkisi, başarısının en önemli göstergeleri arasında yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Marmara Ereğlisi ve Ege Bölgesi’nde arazi yatırımı denildiğinde akla gelen isimlerden biri haline gelen Murat Güneş, yalnızca arsa ve tarla satışı yapan bir gayrimenkul danışmanı değil; yatırımcılara geleceklerini planlama konusunda yol gösteren bir çözüm ortağı olarak öne çıkıyor. Sosyal medyada kısa sürede yakaladığı büyük ilgi ve müşterileriyle kurduğu güven ilişkisi, başarısının en önemli göstergeleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Murat Güneş’in paylaştığı arazi ilanlarının yoğun ilgi görmesi, yatırımcıların ona duyduğu güvenin en somut örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Marmara Ereğlisi ve Ege Bölgesi’nde sunduğu arsa, arazi ve tarla seçenekleri, piyasa koşullarına göre rekabetçi fiyatlarla yatırımcılarla buluşurken, birçok ilan kısa sürede alıcı buluyor.</p>

<p>”Ben sadece arsa satmıyorum; insanların geleceğine yatırım yapmalarına aracılık ediyorum.” anlayışıyla hareket eden Murat Güneş, müşterileriyle klasik alıcı-satıcı ilişkisinin çok ötesinde, uzun yıllara dayanan güvene dayalı bağlar kuruyor. Birçok aileyi arazi sahibi yapan Güneş, yatırım sürecinin her aşamasında danışanlarına doğru arsa seçimi, bölge analizi ve uzun vadeli yatırım stratejileri konusunda rehberlik ediyor.</p>

<p>Bursa Orhangazi , Camikebir Mahallesi hafız kayyum sokakta bulunan şirketinde bu hizmetleri veren Murat Güneş,  özellikle ilk kez arazi yatırımı yapacak kişilere verdiği eğitim niteliğindeki bilgiler sayesinde yatırımcıların bilinçli karar vermelerini sağlıyor....Murat Güneş, ”Doğru yatırım bilgiyle yapılır.” anlayışını işinin merkezine koyuyor.</p>

<p>Son altı ay içerisinde sosyal medyada da dikkat çekici bir yükseliş yakalayan Güneş’in WhatsApp kanalında 20 bin, Instagram hesabında ise 60 bine ulaşan takipçi kitlesi bulunuyor. Binlerce kişi, paylaştığı yatırım fırsatlarını ve bölge analizlerini yakından takip ediyor.</p>

<p>Arazi yatırımını yalnızca bugünün kazancı olarak değil, gelecek nesillere bırakılacak güçlü bir miras olarak gören Murat Güneş, güven odaklı yaklaşımı, yatırım vizyonu ve samimi iletişimiyle sektöründe fark oluşturmaya devam ediyor. Onun için her satış, yalnızca bir tapu devri değil; yeni bir ailenin hayallerine açılan kapının anahtarı anlamına geliyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:04:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/murat-gunes-arazi-satmiyor-insanlarin-gelecegine-yatirim-yapiyoruz-1782486263.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yavru tilki Ormanya’da şifa buluyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/yavru-tilki-ormanyada-sifa-buluyor-31355</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/yavru-tilki-ormanyada-sifa-buluyor-31355</guid>
                <description><![CDATA[Trafik kazası sonucu yaralandığı tespit edilen yavru tilki, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Ormanya’da hayata geçirilen “Kocaeli Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi”nde yeniden hayata tutundu. Ormanya’daki merkezde tedavi edilen yavru tilki, kısa sürede sağlığına kavuşma yolunda önemli bir mesafe kat etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><b>UMUT DOLU YOLCULUK ORMANYA’DA BAŞLADI</b></p>

<p>Kocaeli’nin kırsal kesiminde vatandaşlar tarafından bitkin halde bulunan yavru tilki, vakit kaybedilmeden Ormanya Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne ulaştırıldı. Uzman veteriner hekimler tarafından gerçekleştirilen muayene sonucunda yavru tilkini trafik kazası geçirdiği tespit edildi. </p>

<p><b>YAVRU TİLKİ KORUMA ALTINDA</b></p>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin doğaya ve yaban hayata verdiği önem doğrultusunda koruma altına aldığı yavru tilki, Ormanya’da tedavi ve rehabilitasyon sürecinde bulunuyor. Geldiğinde yaklaşık 930 gram ağırlığında olan yavru tilki, uygulanan tedavi ve beslenme desteği sayesinde bugün 1 kilo 500 grama ulaştı. Veteriner hekimler tarafından düzenli olarak takip edilen tilkinin genel sağlık durumunda her geçen gün olumlu gelişmeler kaydediliyor.</p>

<p><b>BAKIM SÜRECİ TİTİZLİKLE TAKİP EDİLİYOR</b></p>

<p>Ormanya’daki uzman ekipler, yavru tilkinin doğal yaşam becerilerini kaybetmemesi amacıyla bakım sürecini büyük bir hassasiyetle sürdürüyor. İnsan etkileşiminin minimum seviyede tutulduğu rehabilitasyon programı ile tilkinin doğaya döndüğünde yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi hedefleniyor.</p>

<p><b>DOĞAYA DÖNÜŞ GÜNÜNÜ BEKLİYOR</b></p>

<p>Sağlık durumu her geçen gün daha iyiye giden yavru tilkinin, veteriner hekimlerin yapacağı değerlendirmelerin ardından yeterli olgunluğa ve sağlık seviyesine ulaştığında doğal yaşam alanına bırakılması planlanıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yaban hayatını koruma çalışmalarının merkezi konumunda bulunan Ormanya’da bakım ve rehabilitasyon süreci devam eden yavru tilki, yeniden güç kazanarak doğaya dönüş gününü bekliyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:04:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/yavru-tilki-ormanyada-sifa-buluyor-1782486254.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Atlas Üniversitesi dünyada 7’nci oldu</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/atlas-universitesi-dunyada-7nci-oldu-31351</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/atlas-universitesi-dunyada-7nci-oldu-31351</guid>
                <description><![CDATA[Atlas Üniversitesi, Times Higher Education Impact Rankings 2026 sonuçlarına göre “Erişilebilir ve Temiz Enerji” kategorisinde dünyanın 7’nci, Türkiye’nin 2’nci ve vakıf üniversiteleri arasında 1’inci sırada yer alarak sürdürülebilirlik alanındaki başarısını uluslararası düzeyde bir kez daha kanıtladı. Atlas Üniversitesi, “Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam” kategorisinde ise dünya sıralamasında 96’ncı sırada yer aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Times Higher Education Impact Rankings 2026’da Atlas Üniversitesi Başarısı</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Atlas Üniversitesi, dünyanın en saygın yükseköğretim derecelendirme kuruluşlarından biri olan Times Higher Education (THE) tarafından açıklanan Impact Rankings 2026 sonuçlarında önemli başarılara imza attı. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) doğrultusunda üniversitelerin toplumsal etkilerini değerlendiren sıralamada Atlas Üniversitesi, birçok kategoride uluslararası ölçekte güçlü bir performans sergiledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sınağ, bu önemli başarıyı şöyle değerlendirdi:</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>“THE Sustainability Impact Ratings 2026 sonuçlarında Erişilebilir ve Temiz Enerji (SDG 7) alanında dünyada 7’nci, Türkiye’de 2’nci ve vakıf üniversiteleri arasında 1’inci sırada yer almamız, sürdürülebilirliği yalnızca bir hedef değil, eğitimden araştırmaya, kampüs yaşamından toplumsal katkıya kadar tüm süreçlerimize yön veren temel bir değer olarak benimsediğimizin uluslararası bir göstergesidir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Atlas Üniversitesi olarak, geleceğin dünyasını şekillendirecek bireyleri yetiştirirken çevresel sorumluluğu, yenilikçi teknolojileri ve sürdürülebilir kalkınma anlayışını eğitim ve araştırma ekosistemimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bu önemli başarı, akademisyenlerimizin, öğrencilerimizin ve tüm çalışma arkadaşlarımızın ortak emeğinin sonucudur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Bilimsel üretimimizi toplum yararına dönüştürmeye, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına katkı sunan projeler geliştirmeye ve ülkemizi uluslararası platformlarda en güçlü şekilde temsil etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf üniversiteleri arasında 5’inci sırada</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Üniversite, genel sıralamada dünya genelinde 401-600 bandında yer alırken, Türkiye’de 21’inci ve vakıf üniversiteleri arasında 5’inci sıraya yükseldi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erişilebilir ve Temiz Enerji alanında dünyanın ilk 10 üniversitesi arasında </span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Atlas Üniversitesi’nin en dikkat çekici başarısı, Birleşmiş Milletler’in 7’nci Sürdürülebilir Kalkınma Amacı olan “Erişilebilir ve Temiz Enerji” kategorisinde elde edildi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Bu alanda Atlas Üniversitesi;</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünyada 7’nci, </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye’de 2’nci, </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf üniversiteleri arasında 1’inci sırada yer aldı. </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Bu sonuç, üniversitenin enerji verimliliği, sürdürülebilir kampüs uygulamaları, çevre dostu projeler ve temiz enerjiye yönelik akademik çalışmalarıyla küresel ölçekte öne çıktığını ortaya koyuyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam kategorisinde Türkiye’nin en başarılı üniversiteleri arasında</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Atlas Üniversitesi, “Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam” kategorisinde dünya sıralamasında 96’ncı sırada yer alırken, Türkiye genelinde 2’nci sıraya yükseldi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sağlık bilimleri, araştırma faaliyetleri, topluma yönelik sağlık projeleri ve sağlık alanındaki akademik katkılarıyla öne çıkan üniversite, bu alanda da uluslararası başarı elde etti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Atlas Üniversitesi, aşağıdaki kategorilerde de önemli bir ilerleme katetti:</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yoksulluğa Son</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya: 201-300 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye: 10 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf Üniversiteleri: 2</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Temiz Su ve Sanitasyon</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya: 201-300 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye: 13 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf Üniversiteleri: 2 </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Nitelikli Eğitim</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya: 301-400 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye: 24 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf Üniversiteleri: 8 </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Cinsiyet Eşitliği</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya: 201-300 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye: 14 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf Üniversiteleri: 7 </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Eşitsizliklerin Azaltılması</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya: 201-300 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye: 14 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf Üniversiteleri: 3 </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya: 401-600 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye: 32 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf Üniversiteleri: 5 </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Amaçlar İçin Ortaklıklar</span></span></span></b></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya: 801-1000 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Türkiye: 36 </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Vakıf Üniversiteleri: 12 </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Atlas Üniversitesi sürdürülebilir bir gelecek için çalışmaya devam ediyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Times Higher Education Impact Rankings 2026 sonuçları, Atlas Üniversitesi’nin eğitim, araştırma ve toplumsal katkı alanlarında sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik çalışmalarının uluslararası düzeyde karşılık bulduğunu gösteriyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Özellikle erişilebilir ve temiz enerji alanında dünyanın ilk 10 üniversitesi arasında yer alan Atlas Üniversitesi, sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımıyla hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte etkisini artırmaya devam ediyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:02:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/atlas-universitesi-dunyada-7nci-oldu-1782486170.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:   “Peygamberin hedefi iktidar değil, gönülleri inşa etmekti!”</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-peygamberin-hedefi-iktidar-degil-gonulleri-insa-etmekti-31350</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-peygamberin-hedefi-iktidar-degil-gonulleri-insa-etmekti-31350</guid>
                <description><![CDATA[Âlemlere Rahmet Allah Resul’ünün 1500. Yılı Nebevî Mevlid anısına Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “Nebevî Mirasın Işığında İslam Medeniyeti” temalı “3. Al-İ Beyt Sempozyumu” Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda başladı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Âlemlere Rahmet Allah Resul’ünün 1500. Yılı Nebevî Mevlid anısına Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “Nebevî Mirasın Işığında İslam Medeniyeti” temalı “3. Al-İ Beyt Sempozyumu” Üsküdar <wbr />Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda<strong> </strong>başladı. </p>

<p>Hafız İbrahim Yağız tarafından gerçekleştirilen Kur’an-ı Kerim Tilaveti ile başlayan sempozyumun açılış konuşmaları Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Müftü Yardımcısı Zekeriya Bülbül, Amman Mearic İslami Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Şeyh Avn el-Kaddûmî, Afroasya Üniversiteler Birliği İcra Direktörü Prof. Dr. Ashraf Abdul Rafi Al-Darfaili, Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zelka tarafından yapıldı.  </p>

<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:</strong> <strong>“Teknoloji doğru amaçlarla da kullanılabilir”</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sempozyumun Hz. Muhammed’in (sav) doğumunun 1500’üncü yılına ve hicri yılın başlangıcına denk gelmesini ”anlamlı bir tevafuk” olarak değerlendirdi. </p>

<p>Konuşmasında dikkat çekici bir örnek paylaşan Prof. Dr. Tarhan, Hz. Muhammed’in (sav) bugün yaşasaydı toplumu ıslah etmek için nasıl bir yöntem izleyeceğini yapay zekâya sorduğunu anlattı. Yapay zekânın verdiği cevapların dikkat çekici olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, teknolojinin yalnızca olumsuz yönleriyle değil, doğru amaçlarla da kullanılabileceğini ifade ederek şu değerlendirmeyi aktardı:</p>

<p>”Yapay zekâ diyor ki; ’Toplumun düzelmesini istiyorsanız önce kalpleri, sonra aileleri, sonra kurumları düzeltin. Ahlak kanun korkusuyla değil, Allah bilinci ve vicdanla ayakta kalır. Yuvayı ve vicdanı güçlendirin. Allah katında en üstün olanınız O’na karşı en çok takva sahibi olanınızdır. Güzel ahlakı yeniden merkeze alın. Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Çocukları doğruluk, sabır, paylaşma, empati ve sorumluluk gibi değerlerle yetiştirin. Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder. İsraf ve tüketim tutkusundan sakının. Dijital dünyada da ahlakı koruyun; gıybeti, iftirayı ve nefret söylemini sosyal medyada da işlemeyin. Teknolojiyi insanlığa hizmet için kullanın. Ahlakı sadece konuşmayın, yaşayın. Çocuklarınıza servetten önce karakter bırakın. Güçlü olduğunuzda adil, zengin olduğunuzda cömert, öfkelendiğinizde sabırlı olun. İnsanların kusurlarını aramak yerine kendi nefsinizi düzeltin. Toplum, kanunlarla değil; vicdanı diri, sözü doğru ve emanete sadık insanların çoğalmasıyla yeniden ayağa kalkar. Toplumun ahlakı fertlerin vicdanıyla başlar, ailede kök salar, adaletle korunur, merhametle büyür ve güzel örneklerle nesilden nesile aktarılır.’”</p>

<p><strong>“Onun hedefi iktidar değil, gönülleri inşa etmekti”</strong></p>

<p>Bu değerlendirmelerin günümüz şartlarını anlamak açısından önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ”Bunu gördükten sonra, içinde bulunduğumuz dönemi Medine dönemi değil, Mekke dönemi olarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hz. Muhammed’in (sav) Mekke dönemindeki tebliğ yöntemine dikkat çeken Pof. Dr. Tarhan, bu dönemin günümüz için önemli mesajlar içerdiğini belirterek şunları söyledi:</p>

<p>”Mekke dönemi 13 yıl sürdü. Her türlü ambargo ve baskıya rağmen Resulullah hiçbir zaman fiziki mücadeleyi öncelemedi. Hazreti Ömer’in karşılık verilmesi yönündeki tekliflerine rağmen kalplere hitap etmeyi seçti. Kendisine ’Sana Mekke’nin yönetimini verelim, davandan vazgeç’ denildiğinde bunu kabul etmedi. Eğer siyasi güç peşinde olsaydı Mekke’nin emiri olur, insanları zorla Müslüman yapmaya çalışabilirdi. Fakat onun hedefi iktidar değil, gönülleri inşa etmekti. İslamiyet’i sevdirmek, insanları ikna etmek ve kalpleri kazanmak üzerine bir yöntem geliştirdi. Bugün bizim de önceliğimiz insanlara İslamiyet’i zorla kabul ettirmek değil, sevdirmek, ikna etmek ve gönüllerde yer edinmesini sağlamak olmalıdır.”</p>

<p><strong>Zekeriya Bülbül: “İslam medeniyetinin inşası bireyin kendisinden başlıyor”</strong></p>

<p>İstanbul İl Müftü Yardımcısı Zekeriya Bülbül, konuşmasında, İslam medeniyetinin inşasının bireyin kendisinden başladığını dile getirerek, ”Dolayısıyla İslam medeniyetinin birinci ayağı, o medeniyetin inşasına aday olmuş kulların salihliğinden geçmektedir. İslam medeniyetinin inşasında ilk hedef kitlesi kişinin bizzat kendisidir. Kişi Allah ile arasındaki bağını güçlü tutmalı, Peygamber sevgisini diri tutmalıdır ki bu medeniyetin salih kul örneği önce kendi hayatında tezahür edebilsin.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sempozyum programındaki başlıkların aile, bağlılık ve insanın inşasına odaklanmasını önemli bulduğunu belirten Bülbül, ”Programı incelediğimde aileye vurgu yapıldığını, bağlılığa vurgu yapıldığını ve Allah Resulü’nün insanın inşasında bu iki değere verdiği önemin ele alınacağını gördüm.” diye konuştu.</p>

<p>Modern çağın insanı kuşatan dijital dönüşümüne de dikkat çeken Bülbül, teknolojinin sağladığı imkânların yanında önemli riskler de barındırdığına işaret ederek, ”Elimizden telefonun düşmediği, yapay zekânın hayatın merkezine yerleştiği bir çağda yaşıyoruz. Hatta birbirimizi tanımada bile kendi aklımıza, kendi medeniyetimizin birikimine güvenmek yerine başkalarının geliştirdiği yapay zekâya güvenmeye başladığımızı gördüğümde kendimden korktuğumu ifade etmek isterim.” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Konuşmasının ardından Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından kendisine plaket ve kitap seti takdim edildi.</p>

<p><strong>Şeyh Avn el-Kaddûmî:</strong> “S<strong>empozyum İslam dünyası ve insanlık için hayırlara vesile olsun”</strong></p>

<p>Amman Mearic İslami Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Şeyh Avn el-Kaddûmî, sempozyumda yaptığı konuşmada, programın hicri yeni yılın ilk günlerinde ve Muharrem ayı vesilesiyle düzenlenmesinin anlamlı bir tevafuk olduğunu belirterek, sempozyumun İslam dünyası ve insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni etti. Hz. Muhammed’in (sav) doğumunun 1500’üncü yılına ithaf edilen sempozyum temasının isabetli bir tercih olduğunu ifade eden el-Kaddûmî, modern insanın yaşadığı manevi ve toplumsal krizlere dikkat çekti.</p>

<p>”Bugünün insanı toplumsal olarak gurbet içinde, psikolojik olarak çalkantılı, kültürel ve fikrî anlamda tükenmişlik yaşayan bir noktaya gelmiştir. Bunun neticesinde savaşlar, suç oranları ve kötü alışkanlıklar artmıştır.” diyen el-Kaddûmî, insanlığın yaşadığı bu sorunların çözümünün Hz. Muhammed’in (sav) rehberliğinde ve Kur’an-ı Kerim’de bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Konuşmasının önemli bir bölümünü psikolojik sağlığa ayıran el-Kaddûmî, Üsküdar Üniversitesi’nin ruh sağlığı alanındaki çalışmalarına atıfta bulunarak Hz. Muhammed’in (sav) insan psikolojisine ilişkin ortaya koyduğu ilkelerin günümüzde de geçerliliğini koruduğunu söyledi. Peygamber Efendimiz’in ”Kim emniyet içinde sabahlarsa, bedeni sağlıklı olur ve günlük yiyeceğini bulursa sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.” hadis-i şerifini hatırlatan el-Kaddûmî, ”Bu hadis bize insanın ruh sağlığının güven, beden sağlığı ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Peygamber Efendimiz bu huzurun şükür ve minnet duygusuyla korunacağını öğretmektedir.” dedi.</p>

<p><strong>”Bugün maalesef bir şüphe medeniyeti yaşıyoruz”</strong></p>

<p>Modern dünyanın insanı manevi merkezinden uzaklaştırdığını savunan el-Kaddûmî, ”Bugün maalesef bir şüphe medeniyeti yaşıyoruz. Artık insanı ve kâinatı merkeze alan yaklaşımlar giderek kayboluyor. Maddiyatın hızla hâkim olduğu bir çağda insanlar ortak bir değer ve merkez etrafında buluşmakta zorlanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>İstanbul’dan bütün insanlığa seslendiklerini belirten el-Kaddûmî, ”Bugün İstanbul’da, Üsküdar Üniversitesi gibi önemli bir ilim merkezinden bütün insanlığa hitap ederek söylüyoruz ki çözüm Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm’dadır. Çözüm onun kalbine indirilen Kur’an-ı Kerim’dedir.” diye konuştu.</p>

<p>İslam medeniyetinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan el-Kaddûmî, sempozyumun temel tartışma başlığının iman, İslam ve ihsan ekseninde yeniden bir medeniyet tasavvuru geliştirmek olduğunu söyledi ve ”Bugün İslam, iman ve ihsan üçgeni içerisinde nasıl bir medeniyet kurulacağını konuşuyoruz. Kudüs merkezli yeni bir İslam medeniyetinin evrenselliğini yaşayacağımız bir döneme giriyoruz. Türkiye’nin de bu süreçte çok önemli bir rol üstleneceğine inanıyorum.” dedi.</p>

<p>Konuşmasının ardından Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından kendisine plaket ve kitap seti sunuldu.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ashraf Abdul Rafi Al-Darfaili: “Sempozyumun taşıdığı anlam son derece önemli”</strong></p>

<p>Afroasya Üniversiteler Birliği İcra Direktörü Prof. Dr. Ashraf Abdul Rafi Al-Darfaili, sempozyumun Hz. Muhammed’in (sav) doğumunun 1500’üncü yılına denk gelmesinin taşıdığı anlamın son derece önemli olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi’nin yalnızca bilimsel başarılarıyla değil, farklı kültür ve düşünceleri buluşturan bir köprü görevi üstlendiğini belirten Al-Darfaili, ”Üsküdar Üniversitesi hem ilimde hem bilimde önde gelen üniversitelerden biri olmasının yanında kültürel ve düşünsel birlikteliğe de önemli katkılar sunmaktadır.” ifadelerini kullandı. </p>

<p>Sempozyumun yalnızca akademik bir toplantı olmadığını vurgulayan Al-Darfaili, ”Bugünkü toplantımız sadece bir akademik toplantı değildir. Aynı zamanda coğrafyaları, dilleri ve kültürleri aşan manevi bir buluşmadır. Bu buluşmanın en önemli tarafı ise Peygamber Efendimiz’in doğumunun 1500’üncü yılına denk gelmesidir.” diye konuştu.</p>

<p>Konuşmasının sonunda organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür eden Al-Darfaili, Kur’an-ı Kerim’deki ”İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.” ayetini ve ”İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz.” hadis-i şerifini hatırlatarak, ”Bu sempozyumun hazırlanmasında emeği bulunan bütün kişi ve kurumlara gönülden teşekkür ediyorum.” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.</p>

<p>Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Mehmet Zelka tarafından kendisine plaket takdim edildi.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Mehmet Zelka: “İslam, bizatihi vahyin ışığında oluşmuş bir ahlak medeniyetidir”</strong></p>

<p>Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, günümüz dünyasının teknolojik ilerlemelere rağmen ahlaki, ekolojik ve manevi krizlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, Hz. Peygamber’in rahmet, adalet, hikmet ve tevazu merkezli nübüvvet mirasının yalnızca hatırlanmasının değil, yeniden ihya edilmesinin de insanlık için önemli bir ihtiyaç olduğunu ifade etti. </p>

<p>İslam medeniyetinin vahyin ışığında şekillenmiş bir ahlak medeniyeti olduğunu vurgulayan Zelka, “Çağımızın seküler ve materyalist dünya görüşü, insanı sadece üretici ve tüketici bir varlığa dönüştürmüştür. Bu sebeple çeşitli bunalım girdaplarına düşmüş olan insanlık, çıkış yolları aramaktadır. İslam medeniyetine şiddetle ihtiyaç duyulduğu bir dönemde bulunmaktayız. Çünkü insanlığın aradığı maddi ve manevi refaha uygulamalı İslam ile ulaşılabilir.” dedi.</p>

<p>Uluslararası nitelik kazanan sempozyuma Pakistan, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Nijerya, Uganda, Kenya, Malezya ve Suriye’den de tebliğ başvuruları yapıldığını belirten Zelka, iki gün sürecek organizasyonda toplam 62 bildirinin sunulacağını ifade etti.</p>

<p><strong>Nebevî miras ve medeniyet tasavvuru farklı boyutlarıyla ele alınıyor</strong></p>

<p>Sempozyum kapsamında gerçekleştirilecek oturumlarda Hz. Muhammed’in (sav) bıraktığı medeniyet mirası, Ehl-i Beyt’in İslam düşüncesindeki yeri, aile, ahlak, eğitim, tasavvuf, hukuk, iletişim, sosyal hayat ve çağdaş sorunlar gibi birçok konu uzman isimler tarafından değerlendiriliyor.</p>

<p>Sempozyumun birinci oturumu, Risale-i Nur Araştırmaları Platformu (RİNAP) Üyesi Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç’in başkanlığında gerçekleştirilecek. Oturumda ilk olarak Prof. Dr. İbrahim Özdemir, çevrim içi olarak ”Rahmet Medeniyeti: Hz. Peygamber’in Evrensel Mirası ve Medeniyet İnşasındaki Kurucu Rolü” başlıklı sunumunu yapacak. Ardından Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi   Prof. Dr. Niyazi Beki, Hz. Muhammed’in (sav) akılları, ruhları, kalpleri ve nefisleri fetih ve teshir etmesini ele alındı. Dr. İhsan Ünlü ise ”Tarih Boyunca Ehl-i Beyt’in Ümmete Rol Model Aile Olması” konulu sunumuyla oturumda yer aldı.</p>

<p>Sempozyumda ikinci oturuma Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç başkanlık etti. Oturumda Prof. Dr. Gülgün Uyar, ”İslam Tarihinde Ehl-i Beyt: Alî-Fatıma Evlâdı” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Dr. Kerim Güç, Anadolu Halvetîliğinde Ehl-i Beyt sevgisi ve İmâm Alî’nin manevî otoritesinin inşasını değerlendirdi. Dr. İlahe Memmedova Kurşun, sûfîlerin Ehl-i Beyt tasavvurunu ”Vâris-i Muhammedî Olarak Ehl-i Beyt-i Mustafâ” başlığı altında ele alırken, Doç. Dr. Gencal Şenyayla ise Ehl-i Beyt kavramının tarihsel süreçte geçirdiği anlam ve kapsam dönüşümünü anlattı. </p>

<p><strong>Dijital çağdan ahlak krizine kadar güncel meseleler tartışıldı</strong></p>

<p>Sempozyumun ilerleyen oturumlarında nebevî mirasın günümüz dünyasındaki yansımaları da ele alındı. Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-Süedâ’sında Kerbelâ hakikati ve Ehl-i Beyt sevgisi, fıkhın ahlak ve medeniyet inşasındaki rolü ile dijital çağın anlam krizine karşı nebevî hikmet anlayışı gibi konular akademisyenler tarafından değerlendirildi.</p>

<p>Ayrıca vakıf medeniyeti, şifahaneler, bağımlılık olgusu ve Kur’an’daki embriyolojik kavramlar gibi farklı alanlarda gerçekleştirilecek sunumlarla nebevî mirasın bilimsel, sosyal ve kültürel boyutları ele alındı.</p>

<p><strong>Eş zamanlı oturumlarda aile, eğitim ve Ehl-i Beyt sevgisi konuşuldu</strong></p>

<p>Sempozyum kapsamında Z-21 Salonu’nda gerçekleştirilecek eş zamanlı oturumlarda da nebevî mirasın farklı yönleri tartışıldı. Bu kapsamda Hz. Muhammed’in (sav) aile hayatının çağdaş aile krizlerine sunduğu örneklik, nübüvvet perspektifinden din eğitiminin yeniden inşası, yetim çocuklara yönelik yaklaşımın toplumsal dönüşümdeki rolü ve ideal aile modeli gibi konular ele alındı.</p>

<p>Osmanlı düşünce ve edebiyatında Ehl-i Beyt sevgisi, adil yönetici anlayışı, nübüvvet ve ahlak ilişkisi gibi başlıkların yanı sıra Mekke, Medine ve Kudüs’ün nübüvvet perspektifinden değerlendirilmesi, Hicret sonrası Medine’deki sosyo-politik dönüşüm ve erken İslam literatüründe bilgi-bilgelik anlayışı da uzman isimler tarafından incelendi.</p>

<p><strong>Uluslararası katılımcılar da sempozyumda yer aldı</strong></p>

<p>Sempozyumun İngilizce ve çevrim içi gerçekleştirilecek uluslararası oturumlarında farklı ülkelerden akademisyenler nebevî mirasın evrensel boyutlarını ele aldı. Hz. Muhammed’in (sav) hayatının İslam eğitimindeki yeri, Hz. Hatice’nin İslam medeniyetinin kuruluş sürecindeki rolü ve Kur’an ile sünnet çerçevesinde örnekliğin insan ilişkilerindeki önemi gibi konular uluslararası katılımcılar tarafından değerlendirildi.</p>

<p><strong>İkinci günün gündeminde medeniyet, epistemoloji ve yapay zekâ var</strong></p>

<p>Sempozyumun ikinci gününde ise Hz. Muhammed’in (sav) medeniyet tasavvuru, nübüvvetin sosyo-kültürel boyutu, çağdaş epistemolojik krizler, vahiy-akıl-kalp birlikteliği, Ehl-i Beyt’in tarihsel rolü ve günümüz ahlaki sorunları farklı perspektiflerden ele alınacak.</p>

<p>Program kapsamında ayrıca modern İslam toplumlarında bilgi ve ahlak krizi, Risale-i Nur perspektifinde Âl-i Beyt, yapay zekâ sistemlerinde ahlaki sorumluluk, çevre etiği, savaş ahlakı, dijital oyunlarda insan onuru ve iletişim etiği gibi güncel konular da tartışmaya açılacak.</p>

<p><strong>Âl-i Beyt Manifestosu okunacak</strong></p>

<p>Ulusal ve uluslararası çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve düşünürün katılımıyla iki gün sürecek sempozyum“Âl-i Beyt Manifestosu”nun kamuoyuyla paylaşılmasıyla sona erecek.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:02:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/prof-dr-nevzat-tarhan-peygamberin-hedefi-iktidar-degil-gonulleri-insa-etmekti-1782486159.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Halk Ozanı Hasan Erdoğan’a Keçiören’de Özel Anma Programı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/halk-ozani-hasan-erdogana-keciorende-ozel-anma-programi-31283</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/halk-ozani-hasan-erdogana-keciorende-ozel-anma-programi-31283</guid>
                <description><![CDATA[Keçiören Belediye Konservatuvarı, Sivaslı Halk Ozanı Hasan Erdoğan’ı anma gecesi düzenledi. Neşet Ertaş Sanat ve Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen anma gecesi, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başladı. Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mustafa Kul, Hasan Erdoğan’ın eşi, kızı ve yakınları ile dernek başkanları, belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve çok sayıda davetlinin katıldığı program büyük ilgi gördü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif, EmojiFont, ”Apple Color Emoji”, ”Segoe UI Emoji”, NotoColorEmoji, ”Segoe UI Symbol”, ”Android Emoji”, EmojiSymbols”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif, EmojiFont, ”Apple Color Emoji”, ”Segoe UI Emoji”, NotoColorEmoji, ”Segoe UI Symbol”, ”Android Emoji”, EmojiSymbols”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b>“Türkülerimizle kültür kodlarını yaşatacağız”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif, EmojiFont, ”Apple Color Emoji”, ”Segoe UI Emoji”, NotoColorEmoji, ”Segoe UI Symbol”, ”Android Emoji”, EmojiSymbols”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan,</b> Türk halk müziğinin usta ismi Hasan Erdoğan’ı özel bir programla anmaktan mutluluk duyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bugün Muharrem ayının başlangıcıdır. Hepimizin bu matem ve yas gününde, Divan-ı Dergâh-ı Muhammed Mustafa’nın yolunda; elif gibi dimdik duran Hz. Ali Efendimizin ve Ehl-i Beyt’in yolunda ibadetlerinin hayırla kabul olsun inşallah. Hasan Erdoğan, o kutsal toprakların ve Cumhuriyet şehrinin yetiştirdiği bir ozandır. Cumhuriyet şehrinin ozanlarının tek bir davası vardır: İnsanlık davası. Bu davayı en güzel şekilde ifade eden Âşık Veysel’lerimiz, Nesimi’lerimiz, Ali Kızıltuğ’larımız ve Hasan Erdoğan’larımızdır. İşte bu yüzden, Divan-ı Dergâh’ta yetişen bu usta değerler bizim için çok önemlidir. Bizim için asıl önemli olan, Türk’ün kültür kodlarının gelecek nesillere nasıl aktarıldığıdır. Bu akşam burada icra edilecek türkülerimizle bu kültür kodlarının yaşatılması ve aktarılmasıdır.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif, EmojiFont, ”Apple Color Emoji”, ”Segoe UI Emoji”, NotoColorEmoji, ”Segoe UI Symbol”, ”Android Emoji”, EmojiSymbols”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b>“Hasan Erdoğan eserleriyle yüzyıllar boyunca yaşayacaktır”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif, EmojiFont, ”Apple Color Emoji”, ”Segoe UI Emoji”, NotoColorEmoji, ”Segoe UI Symbol”, ”Android Emoji”, EmojiSymbols”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b>Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mustafa Kul </b>ise programa katılmaktan duyduğu memnuniyeti belirterek, “Hasan Erdoğan ile çok yakın bir dostluğumuz vardı; kendisiyle zaman zaman atışırdık. Bu anlamlı anma gecesi için İstanbul’dan gelerek katılmaktan mutluluk duyuyorum. Bu dünya döndükçe, tarih boyunca bu dil konuşuldukça Hasan Erdoğan eserleriyle yüzyıllar boyunca yaşayacaktır. Kendisini rahmetle, hasretle ve minnetle anıyorum.” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif, EmojiFont, ”Apple Color Emoji”, ”Segoe UI Emoji”, NotoColorEmoji, ”Segoe UI Symbol”, ”Android Emoji”, EmojiSymbols”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b>Sevilen eserler seslendirildi</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#000000”><span style=”font-family:Calibri, Helvetica, sans-serif, EmojiFont, ”Apple Color Emoji”, ”Segoe UI Emoji”, NotoColorEmoji, ”Segoe UI Symbol”, ”Android Emoji”, EmojiSymbols”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”>Halk Ozanı Hasan Erdoğan’ın birbirinden değerli eserleri Keçiören Belediyesi Konservatuvarı sanatçıları ve konuk sanatçılar tarafından icra edildi. Usta ozanın sevilen eserlerin seslendirildiği program, türküseverlerden yoğun ilgi gördü. Katılımcıların türkülere hep bir ağızdan eşlik ettiği anma gecesinde sanatçının eserleri ve hatırası yeniden hatırlanarak duygusal anlara sahne oldu. Programın sonunda, geceye emek veren koro sanatçılarına ve solistlere çiçek takdim edildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”> </p>

<p style=”text-align:start”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:10:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/halk-ozani-hasan-erdogana-keciorende-ozel-anma-programi-1781705452.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel Çocuklardan Babalar Günü’ne Anlamlı Sürpriz</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/ozel-cocuklardan-babalar-gunune-anlamli-surpriz-31282</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/ozel-cocuklardan-babalar-gunune-anlamli-surpriz-31282</guid>
                <description><![CDATA[Ayvalık Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Özel Çocuklar Eğitim Evi’nin öğrencileri, 21 Haziran Pazar günü kutlanacak Babalar Günü öncesinde babaları için unutulmaz bir sürpriz hazırladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”margin-bottom:13px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:13px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Babalarına hediyeler alan özel çocuklar, sevgi ve emekle hazırladıkları armağanlarını babalarına takdim ederek duygu dolu anlar yaşattı. Ayvalık Belediyesi Başkan Yardımcısı Erkan Karasu’nun da eşlik ettiği etkinlikle; babalarına olan sevgilerini küçük ama anlamlı hediyelerle ifade eden çocuklar, aileleriyle birlikte Babalar Günü kutlamasının mutluluğunu yaşadı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:13px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Etkinlik kapsamında gezi teknesiyle Ayvalık adalar turuna da çıkan özel çocuklar, kentin eşsiz doğal güzellikleri arasında keyifli bir gün geçirdi. Deniz havası eşliğinde gerçekleştirilen turda hem eğlenen hem de sosyalleşen çocuklar, unutulmaz anılar biriktirdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:13px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Ayvalık Belediyesi Başkan Yardımcısı Erkan Karasu, özel çocukların toplumsal yaşama aktif katılımını destekleyen etkinliklerin devam edeceğini belirterek, Babalar Günü öncesinde gerçekleştirilen bu anlamlı organizasyonun çocuklar ve aileleri için özel bir anı olarak hafızalarda yer edeceğini söyledi</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:13px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:10:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/ozel-cocuklardan-babalar-gunune-anlamli-surpriz-1781705449.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Gün 1700 Öğrenci Yararlandı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/her-gun-1700-ogrenci-yararlandi-31281</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/her-gun-1700-ogrenci-yararlandi-31281</guid>
                <description><![CDATA[Ayvalık Belediyesi’nin öğrencilere yönelik sosyal destek projeleri arasında yer alan Öğrenci Kent Lokantaları, 2025-2026 eğitim öğretim yılında 146 bin 250 tabldot yemeği öğrencilerle buluşturdu. Her gün yaklaşık 1700 öğrencinin yararlandığı uygulama, 2026-2027 eğitim döneminde de devam edecek.
Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin’in önem verdiği sosyal sorumluluk projelerinden biri olan Öğrenci Kent Lokantaları, geride kalan eğitim öğretim yılında yoğun ilgi gördü. Boğaziçi Otel’in altı ile Adliye arkasında hizmet veren iki şubede öğrenciler, üç çeşit yemek ve meyveden oluşan menüye 30 TL gibi sembolik bir ücretle ulaşma imkânı buldu.
Yıl boyunca mantı, İnegöl köfte, tavuk sote, tavuklu pilav ve pirinç pilavı gibi farklı menülerin sunulduğu lokantalarda, öğrencilere her gün sağlıklı, doyurucu ve dengeli öğünler hazırlandı. Menülerin yanında meyve ikramı da yapıldı.
Türkiye’de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Öğrenci Kent Lokantaları, 2025-2026 eğitim öğretim döneminde toplam 146 bin 250 tabldot yemek servisi gerçekleştirdi. Yaz dönemi nedeniyle 15 Haziran itibarıyla hizmete ara verecek olan lokantalar, 2026-2027 eğitim öğretim yılında da aynı anlayışla kapılarını yeniden açacak.
Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, projeye gösterilen ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, öğrencilere ekonomik ve sağlıklı beslenme olanağı sunmayı sürdürdüklerini söyledi.
“Öğrencilerimizin bütçelerini zorlamadan sağlıklı, doyurucu ve lezzetli yemeklere ulaşabilmeleri için çalışıyoruz” diyen Başkan Ergin, Öğrenci Kent Lokantalarının Ayvalık Belediyesi’nin sorumluluğunda titizlikle işletildiğini belirterek, 2026-2027 eğitim öğretim yılında da aynı koşullarda hizmet vermeye devam edeceklerini ifade etti.
Başkan Ergin ayrıca, uygulamanın aile bütçelerine de önemli katkı sağladığını vurgulayarak, geçtiğimiz yıl öğrencilerden ve velilerden gördükleri desteğin kendilerine güç verdiğini sözlerine ekledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ayvalık Belediyesi’nin öğrencilere yönelik sosyal destek projeleri arasında yer alan Öğrenci Kent Lokantaları, 2025-2026 eğitim öğretim yılında 146 bin 250 tabldot yemeği öğrencilerle buluşturdu. Her gün yaklaşık 1700 öğrencinin yararlandığı uygulama, 2026-2027 eğitim döneminde de devam edecek.<br />
Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin’in önem verdiği sosyal sorumluluk projelerinden biri olan Öğrenci Kent Lokantaları, geride kalan eğitim öğretim yılında yoğun ilgi gördü. Boğaziçi Otel’in altı ile Adliye arkasında hizmet veren iki şubede öğrenciler, üç çeşit yemek ve meyveden oluşan menüye 30 TL gibi sembolik bir ücretle ulaşma imkânı buldu.<br />
Yıl boyunca mantı, İnegöl köfte, tavuk sote, tavuklu pilav ve pirinç pilavı gibi farklı menülerin sunulduğu lokantalarda, öğrencilere her gün sağlıklı, doyurucu ve dengeli öğünler hazırlandı. Menülerin yanında meyve ikramı da yapıldı.<br />
Türkiye’de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Öğrenci Kent Lokantaları, 2025-2026 eğitim öğretim döneminde toplam 146 bin 250 tabldot yemek servisi gerçekleştirdi. Yaz dönemi nedeniyle 15 Haziran itibarıyla hizmete ara verecek olan lokantalar, 2026-2027 eğitim öğretim yılında da aynı anlayışla kapılarını yeniden açacak.<br />
Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, projeye gösterilen ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, öğrencilere ekonomik ve sağlıklı beslenme olanağı sunmayı sürdürdüklerini söyledi.<br />
“Öğrencilerimizin bütçelerini zorlamadan sağlıklı, doyurucu ve lezzetli yemeklere ulaşabilmeleri için çalışıyoruz” diyen Başkan Ergin, Öğrenci Kent Lokantalarının Ayvalık Belediyesi’nin sorumluluğunda titizlikle işletildiğini belirterek, 2026-2027 eğitim öğretim yılında da aynı koşullarda hizmet vermeye devam edeceklerini ifade etti.<br />
Başkan Ergin ayrıca, uygulamanın aile bütçelerine de önemli katkı sağladığını vurgulayarak, geçtiğimiz yıl öğrencilerden ve velilerden gördükleri desteğin kendilerine güç verdiğini sözlerine ekledi.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:10:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/her-gun-1700-ogrenci-yararlandi-1781705442.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Criminal Minds: Evolution ve BAU yepyeni bir sezonla geri dönüyor.</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/criminal-minds-evolution-ve-bau-yepyeni-bir-sezonla-geri-donuyor-31280</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/criminal-minds-evolution-ve-bau-yepyeni-bir-sezonla-geri-donuyor-31280</guid>
                <description><![CDATA[Criminal Minds: Evolution ve BAU yepyeni bir sezonla geri dönüyor. FBI’ın seçkin suçlu profil uzmanları ekibinin bir komployu ortaya çıkarmak için yeni hapsedilen düşmanlarıyla ortaklık yapmak zorunda kaldığı ‘Criminal Minds’ın 18. sezonu 18 Haziran Perşembe saat 21.30’da FX’te başlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Criminal Minds: Evolution ve BAU yepyeni bir sezonla geri dönüyor. FBI’ın seçkin suçlu profil uzmanları ekibinin bir komployu ortaya çıkarmak için yeni hapsedilen düşmanlarıyla ortaklık yapmak zorunda kaldığı ‘Criminal Minds’ın 18. sezonu 18 Haziran Perşembe saat 21.30’da FX’te başlıyor.</p>

<p>Dramadan korkuya, animasyondan bilim kurgu ve fantastiğe, polisiyeden aksiyondan ve komediye kadar birçok farklı kategoride yapıma ev sahipliği yapan FX; renkli ve çeşitli bir dünyanın kapılarını aralıyor<strong>. FX kanalı; D-Smart, KabloTV, </strong><strong>S Sport Plus, </strong><strong>Tivibu </strong>ve<strong> TV+ </strong>platformla<wbr />rından izlenebiliyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:10:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/criminal-minds-evolution-ve-bau-yepyeni-bir-sezonla-geri-donuyor-1781705430.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sigorta İzmir sektörün buluşma noktası oldu</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/sigorta-izmir-sektorun-bulusma-noktasi-oldu-31279</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/sigorta-izmir-sektorun-bulusma-noktasi-oldu-31279</guid>
                <description><![CDATA[Sigorta sektörünün tüm paydaşlarını İzmir’de bir araya getiren Sigorta İzmir - Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi, üç gün boyunca sektörün geleceğinin konuşulduğu, yeni iş birliklerinin kurulduğu ve ortak vizyonun güçlendiği önemli bir platform oldu. Sigorta İzmir, üç günde 4 bin 583 sektör profesyonelini ağırladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sigorta sektörünün tüm paydaşlarını İzmir’de bir araya getiren Sigorta İzmir - Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi, üç gün boyunca sektörün geleceğinin konuşulduğu, yeni iş birliklerinin kurulduğu ve ortak vizyonun güçlendiği önemli bir platform oldu. Sigorta İzmir, üç günde 4 bin 583 sektör profesyonelini ağırladı.</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) himayesinde 11-13 Haziran’da gerçekleştirilen Sigorta İzmir - Sigorta Paydaşları İş Birliği Fuar ve Zirvesi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Sigorta Birliği (TSB), Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK), Sigorta Eksperleri İcra Komitesi (SEİK), İzmir Ticaret Odası (İZTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) destekleriyle hayata geçirildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ organizatörlüğünde düzenlenen fuarın etkinlik partnerliğini ise IUC Events üstlendi. Sigorta İzmir, sektörün tüm paydaşlarını bir araya getiren yapısıyla yoğun ilgi gördü. Toplam 48 kurum ve kuruluşun yer aldığı organizasyonda, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 4 bin 583 sektör profesyoneli ağırlandı. Sigorta şirketleri, emeklilik şirketleri, brokerler, acenteler, eksperler, asistans firmaları, kamu kurumları ve meslek örgütlerinin yer aldığı fuar, yeni iş birliklerinin kurulmasına ve sektörel iletişimin güçlenmesine katkı sağladı.</p>

<p><strong>Sektörün geleceği masaya yatırıldı</strong><br />
Fuar kapsamındaki zirve oturumlarında, sektörün güncel gündemi ve geleceğine ilişkin önemli başlıklar ele alındı. Üç gün boyunca sekiz panelde; kamu temsilcileri, sektör yöneticileri, akademisyenler ve meslek örgütlerinin temsilcileri bir araya geldi.<br />
Açılış gününde düzenlenen “Sigortacılık Sektörü Gündemdeki Konular ve Gelecek Stratejileri” panelinde sektörün mevcut durumu, gelişim alanları ve gelecek hedefleri değerlendirildi. Ardından gerçekleştirilen özel oturumda dijitalleşmenin sigortacılık sektörüne etkileri ele alındı. İkinci gün programında değişen risk yapıları, hasar yönetiminde dönüşen süreçler ve yeni nesil sigortacılık uygulamaları konuşuldu. Dağıtım kanallarının değişen rolü, müşteri beklentilerindeki dönüşüm ve jeopolitik gelişmelerin nakliyat sigortalarına etkileri sektör temsilcilerinin değerlendirmeleriyle masaya yatırıldı. Son gün gerçekleştirilen oturumlarda ise destek hizmetlerinin sektördeki önemi, hizmet kalitesi, müşteri odaklılık, gençlerin sigortacılık sektörüne bakışı ve sektörde ikinci neslin üstleneceği roller ele alındı. Farklı kuşaklardan sektör temsilcilerini buluşturan paneller, sigortacılığın geleceğine ilişkin önemli görüşlerin paylaşılmasına olanak sağladı.</p>

<p><strong>İş birlikleri güçlendi</strong><br />
Sigorta İzmir, panel ve oturumların yanı sıra sektör profesyonelleri arasında kurulan yeni bağlantılarla da dikkat çekti. Organizasyon boyunca gerçekleştirilen iş görüşmeleri ve birebir temaslar sayesinde katılımcılar yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirme imkânı buldu.<br />
Türkiye’nin dört bir yanından gelen sektör temsilcilerinin yanı sıra uluslararası katılımcıları da ağırlayan organizasyon, sigortacılık ekosisteminin farklı paydaşları arasında iletişimin ve ortak çalışma kültürünün gelişmesine katkı sağladı.</p>

<p><strong>Deneyim ve etkileşim bir aradaydı</strong><br />
Fuar kapsamında oluşturulan deneyim alanları da ziyaretçilerden ilgi gördü. DASK Deprem Simülasyon Tırı, Emniyet Genel Müdürlüğü trafik simülatörü ve çeşitli uygulama alanları ziyaretçilere farklı deneyimler sunarken, fuar alanı boyunca gerçekleştirilen etkinlikler organizasyonun etkileşimini artırdı. İzmir’in fuarcılık deneyimi ile sigortacılık sektörünün güçlü kurumlarını aynı platformda bir araya getiren Sigorta İzmir; bilgi paylaşımını artıran, ortak aklı güçlendiren ve sektörün geleceğine yönelik yeni iş birliklerinin önünü açan yapısıyla dikkat çekti.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:10:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/sigorta-izmir-sektorun-bulusma-noktasi-oldu-1781705411.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çankaya’da İlaçlama Seferberliği</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/cankayada-ilaclama-seferberligi-31278</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/cankayada-ilaclama-seferberligi-31278</guid>
                <description><![CDATA[Çankaya Belediyesi, yaz aylarıyla birlikte sinek ve haşereyle mücadele çalışmalarını yoğunlaştırdı. İlçe genelinde yürütülen ilaçlama çalışmaları, vatandaşların yaz mevsimini daha sağlıklı ve konforlu geçirmesi için aralıksız sürdürülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-family:Tahoma, ”sans-serif””></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-family:Tahoma, ”sans-serif””>Çalışmalar kapsamında çöp konteynırları, rögar kapakları, yeşil alanlar ve su birikintilerinin bulunduğu noktalar düzenli olarak ilaçlanıyor. Ekipler, erken saatlerde başladıkları çalışmalarını koordineli bir şekilde ilçe geneline yayıyor.124 mahalle genelinde periyodik olarak yapılan çalışmalara ek olarak vatandaşlardan gelen talepler de işleme alınarak gerekli müdahaleler yapılıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-family:Tahoma, ”sans-serif””>Sıcak havaların etkisiyle artış gösteren sivrisinek, karasinek, kene ve yaprak biti gibi haşerelere karşı larvasit uygulamaları gerçekleştirilirken, sivrisineklerin yoğun olduğu saatlerde kanallarda sıcak sisleme yöntemi uygulanıyor. Karasineklerin üreme alanı olan çöp konteynırlarında hem larva hem de ilaçlama çalışmaları yapılırken, yeşil alanlar ve çalılıklar da gün içinde düzenli olarak kontrol ediliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b><span style=”font-family:Tahoma, ”sans-serif””>YILIN İLK YARISINDA TÜM SOKAKLAR 8 KEZ İLAÇLANDI</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-family:Tahoma, ”sans-serif””>2026 yılının ilk yarısında, 124 mahallede (kırsal bölgeler hariç) 8 kez ilaçlama çalışması gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra 666 park ve 100 okulda ilaçlama yapılırken, vatandaşlardan gelen 3 bin 400 talep de yerine getirildi. İlçe genelinde karasinek, sivrisinek larva ve uçkun mücadelesinin yanı sıra yaprak biti ve kemirgenlerle mücadele çalışmaları kapsamında toplam 4 bin 5 noktada halk sağlığını korumaya yönelik ilaçlama çalışması yapıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-family:Tahoma, ”sans-serif””>Çankaya Belediyesi ekipleri, ilçe genelinde sağlıklı ve huzurlu bir yaz dönemi için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”> </p>

<p style=”text-align:start”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:10:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/cankayada-ilaclama-seferberligi-1781705406.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kocaeli sahillerinde yeni ücret tarifeleri açıklandı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/kocaeli-sahillerinde-yeni-ucret-tarifeleri-aciklandi-31277</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/kocaeli-sahillerinde-yeni-ucret-tarifeleri-aciklandi-31277</guid>
                <description><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, deniz sezonunun açılması ile birlikte plajlarda sunulacak şemsiye, şezlong ve çadır kamp alanlarına ilişkin ücret tarifelerini belirledi. Şehit yakınları (1. derece) ve gaziler plajlardaki şezlong, şemsiye ve çadır kamplardan ücretsiz yaralanabilecekken emekliler ise yüzde 50 indirimli şekilde faydalanabilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><b>KOCAELİ PLAJLARI ÇEVRE İLLERİN DE TERCİHİ</b></p>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sorumluluğunda bulunan plajları “Mavi Bayrak” hedefi doğrultusunda dünya standartlarına taşıma çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Kandıra’da 7, Karamürsel sahillerinde ise 2 olmak üzere toplam 9 Mavi Bayraklı plaj yaz sezonuna hazır hale getirildi. Vatandaşların plajlardan en verimli şekilde yararlanabilmesi için tüm detayları planlayan Büyükşehir Belediyesi, söz konusu hizmetlere ilişkin ücret tarifelerini de belirledi. Sadece Kocaeli halkının değil, çevre illerden gelecek tatilcilerin de uğrak noktası olan mavi bayraklı plajlar, yaz sıcağından bunalanlar için ideal bir tatil imkânı sunacak.</p>

<p><b>STANDARTLAR KORUNDU, ALTYAPI İYİLEŞTİRİLDİ</b></p>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın seçim beyannamesinde de vurguladığı üzere sahillerde “Mavi Bayrak” standartlarının korunması ve turizm altyapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar sürüyor. Bu kapsamda Kandıra ve Karamürsel sahillerinde bulunan 9 Mavi Bayraklı plajda deniz suyu temizliği ile çevre kalitesinin korunmasına yönelik planlamalar yapıldı.</p>

<p><b>TÜM İHTİYAÇLARA CEVAP VEREN PLAJLAR</b></p>

<p>Kandıra ilçesindeki Bağırganlı, Seyrek, Kerpe, Kumcağız, Kovanağzı ve Cebeci sahillerinin yanı sıra Darıca Bayramoğlu ile Karamürsel Altınkemer ve Ereğli Kumyalı plajlarındaki tüm ihtiyaçlar en ince ayrıntısına kadar planlandı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi iştiraki Belde A.Ş. tarafından işletilecek plajlar, 13 Haziran Cumartesi günü itibarıyla tatilcilere hizmet vermeye başladı. Plajlardaki tüm tuvaletler ücretsiz olarak hizmet verirken, şehit yakınları (1. derece) ve gaziler plajlardaki tüm hizmetlerden ücretsiz, engelli vatandaşlar ise yüzde 50 indirimli yararlanabilecek.</p>

<p><b>7 OTOPARK VE 3 KARAVAN PARK HİZMET VERECEK</b></p>

<p>Tatilini Kocaeli’nin eşsiz sahillerinde geçirmek isteyen vatandaşlar için 670 araç kapasiteli 7 otopark ile 270 araç kapasiteli 3 karavan park hizmet verecek. Söz konusu alanlar Büyükşehir Belediyesi iştiraki Akçapark A.Ş. tarafından işletilecek. Otopark ücreti günlük 175 TL olarak belirlenirken, karavan park ücreti günlük 350 TL, elektrik hizmeti sunulan karavan park alanlarında ise günlük ücret 500 TL olacak.</p>

<p><b>ÜCRET TARİFELERİ AÇIKLANDI</b></p>

<p>Belde A.Ş. tarafından işletilen halk plajlarında standart ücret tarifesi belirlendi. Buna göre şemsiye ve şezlong kiralama ücreti adet başına günlük 150 TL olurken, 1 şemsiye ve 2 şezlongdan oluşan takımın kiralama bedeli ise günlük 300 TL olarak açıklandı. Kandıra’daki aile plajlarında (Kerpe, Kumcağız, Kovanağzı ve Cebeci sahilleri) ise takım kiralama ücreti günlük 400 TL olarak uygulanacak.</p>

<p><b>ÇADIR TUTKUNLARINA ÖZEL ALAN</b></p>

<p>Büyükşehir, çadır tutkunlarını da unutmadı. Plaj hizmetleri kapsamında Belde A.Ş. tarafından Kovanağzı sahilinde, Akçapark A.Ş. tarafından ise Bağırganlı sahilinde işletilen çadır kamp alanlarında vatandaşlar kendi çadırlarını getirerek hizmet alabilecek. Alınacak ücret, çadırın büyüklüğüne göre belirlenecek. Buna göre 0-10 metrekare alan için 300 TL, 10-20 metrekare için 450 TL, 20-30 metrekare için ise 600 TL hizmet bedeli uygulanacak. Kovanağzı ve Bağırganlı çadır kamp alanlarından şehit yakınları (1. derece) ve gaziler ücretsiz, emekli ve engelli vatandaşlar ise yüzde 50 indirimli yararlanabilecek.</p>

<p><b>STANDART ÜCRETLER (EMEKLİLER DÂHİL)</b></p>

<p>Şemsiye Kiralama (Tüm Sahiller/1 Adet-Günlük) 150 TL</p>

<p>Şezlong kiralama (Tüm Sahiller/1 Adet-Günlük) 150 TL</p>

<p>Takım Kiralama (Tüm Sahiller/1 Adet Şemsiye ve 2 Adet Şezlong-Günlük) 300 TL</p>

<p>Takım Kiralama (Aile Plajları)</p>

<p>Kandıra ilçesi Kerpe, Kumcağız, Kovanağzı ve Cebeci Sahilleri/1 adet Şemsiye, 2 Adet Şezlong, 2 Adet Minder ve 1 Adet Sehpa-Günlük) 400 TL<b> </b></p>

<p><b>ENGELLİLERE YÖNELİK ÜCRETLER YÜZDE 50 İNDİRİMLİ</b></p>

<p>Şemsiye Kiralama (Tüm Sahiller/1 Adet-Günlük) 75 TL</p>

<p>Şezlong Kiralama (Tüm Sahiller/1 Adet-Günlük) 75 TL</p>

<p>Takım Kiralama (Tüm Sahiller/1 Adet Şemsiye ve 2 Adet Şezlong-Günlük) 150 TL</p>

<p>Takım Kiralama (Aile Plajları)</p>

<p>Kandıra ilçesi Kerpe, Kumcağız, Kovanağzı, ve Cebeci Sahilleri/1 Adet Şemsiye, 2 Adet Şezlong, 2 Adet Minder ve 1 Adet Sehpa-Günlük) 200 TL</p>

<p><b>ÇADIR YERİ KİRALAMA STANDART ÜCRETLER</b></p>

<p>Kandıra ilçesi: Kovanağzı Sahili/1 Adet-Günlük</p>

<p>Kandıra ilçesi: Bağırganlı Sahili/1 Adet-Günlük</p>

<p>0-10 metrekare: 300 TL</p>

<p>10-20 metrekare: 450 TL</p>

<p>20-30 metrekare 600 TL</p>

<p>0-10 metrekare: 150 TL (Emekliler ve gaziler)</p>

<p>10-20 metrekare: 225 TL (Emekliler ve gaziler)</p>

<p>20-30 metrekare 300 TL (Emekliler ve gaziler)<b> </b></p>

<p><b>OTOPARK VE KARAVAN PARK STANDART</b><b> ÜCRETLER</b></p>

<p>Otopark Günlük: 175 TL</p>

<p>Karavan Park Günlük: 350 TL</p>

<p>Elektrik Hizmeti Sunulan Karavan Park Günlük: 500 TL </p>

<p><b>İŞLETİM BİLGİLERİ</b></p>

<p>1. Ücretlere %20 K.D.V. dahildir.</p>

<p>2. Şezlong ve şemsiyelerin saatlik kiralanması halinde günlük ücret uygulanacaktır.</p>

<p>3. Ödemeler kredi kartı veya banka kartı ile yapılacaktır.</p>

<p>4. Nakit ödeme kabul edilmeyecektir.</p>

<p>5. İndirimli ve ücretsiz uygulamalardan faydalanabilmek için ilgili kimlik kartının ibraz edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>6. Plajlarda bırakılan değerli eşyaların kaybolması halinde sorumluluk kabul edilmeyecektir.</p>

<p>7. Şezlong ve şemsiye kiralama ile tuvalet hizmetleri Darıca</p>

<p>Bayramoğlu Kadınlar Plajı hariç tüm sahillerde haftanın 7 günü 09.00-19.00 saatleri arasında sunulacaktır.</p>

<p>8. Darıca Bayramoğlu Kadınlar Plajı çalışma saatleri hafta içi:10.00-18.00, Cumartesi: 10.00-19.00, Pazar: 09.00-18.00 olarak uygulanacak.</p>

<p>9. Darıca Bayramoğlu Kadınlar Plajı’na 8 yaş ve üzeri erkek çocukların girmesi yasaktır.</p>

<p>10. Kandıra Kovanağzı Sahili Çadır Kamp Alanı’nda haftanın 7 günü 24 saat hizmet sunulacaktır.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:10:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/kocaeli-sahillerinde-yeni-ucret-tarifeleri-aciklandi-1781705401.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Çelik Sektörünün Geleceği Karbonsuzlaşma Hızına Bağlı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/turkiye-celik-sektorunun-gelecegi-karbonsuzlasma-hizina-bagli-31276</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/turkiye-celik-sektorunun-gelecegi-karbonsuzlasma-hizina-bagli-31276</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada demir-çelik sektörü, 2030 karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşılırken kritik bir dönemece girdi. Düşük karbonlu demir-çelik üretimi oldukça yavaş seyrediyor, fosil yakıta dayalı yatırımlar hala sektörde yüksek oranda. Çelik sektörünün Paris Anlaşması hedeflerine ulaşabilmesi için kömür bazlı üretim yöntemlerinden hızlı şekilde uzaklaşılması ve düşük karbonlu teknolojilere daha güçlü yatırım yapılması gerekiyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Global Energy Monitor (GEM)’ün, bu yıl altıncısını yayınlandığı çelik sektörüne ilişkin raporunda 91 ülkedeki 1.293 demir-çelik tesisi incelendi. Raporda, düşük karbonlu çelik üretiminde istenilen düzeye ulaşılamadığı vurgulandı. </p>

<p>Rapora göre, çelik sektöründeki emisyonların yaklaşık yüzde 88’i kömür bazlı üretimden kaynaklanırken; sektörün küresel CO₂ emisyonlarının ise yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle, dünyanın net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için düşük emisyonlu teknolojilere yapılacak yatırımlar kritik önem taşıyor. Ancak daha az sera gazı emisyonuna neden olan çelik üretim kapasitesinin toplam içindeki payı son bir yılda sınırlı ölçüde arttı. Fosil girdilere dayanmayan demir üretimine yönelik ilerleme de oldukça yavaş seyrediyor.</p>

<p><strong>Yatırımlar Düşük Karbonlu Teknolojiye Yönelmeli</strong></p>

<p><strong> İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş,</strong> mevcut karbon yoğun yatırımların devam etmesi durumunda çelik sektörünün hem küresel hem de ulusal iklim hedeflerine ulaşmasının pek mümkün görünmediğini söyledi. </p>

<p>Raporda,<strong> </strong>Türkiye’nin de dahil olduğu 91 ülkedeki 1.293 demir-çelik tesisi incelendi. 2025 itibarıyla 2 milyar tonluk küresel ham çelik üretiminin yarısından fazlası tek başına Çin’e ait. ABD ve Türkiye hurdaya dayalı elektrik ark ocağı (EAF) teknolojisi ile üretimde öne çıkarken diğer büyük üreticilerin çoğunda kömüre dayalı demir cevherinden üretim (BF-BOF) hakim; Hindistan ise yeni kömür bazlı üretim yatırımlarında liste başında geliyor.<br />
<strong> </strong>Sektörün dönüşümünün önündeki en büyük engellerden biri yeni kömür bazlı çelik üretimi yatırımları ve yüksek fırınların ömrünü uzatmaya yönelik yenileme (relining) planları. Almanya, Japonya, Güney Kore ve Çin’de emisyon ticaret sistemi (ETS) ve mevcut en iyi tekniklerin (MET) uygulama mevzuatı hayata geçirilmiş durumda. MET’lerin yaygınlaşması, hurda bazlı çelik üretimi ile yeşil hidrojen kullanılarak üretilen DRI (doğrudan indirgenmiş demir) temelli birincil çelik üretimi, düşük emisyonlu çelik üretimi için ticari olarak en erişilebilir yöntemler olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Türkiye ise özellikle entegre tesislerde geciken dönüşüm nedeniyle ve sanayide karbonsuzlaşma finansmanı düzenlemelerinde geride kalıyor.<br />
<strong>Türkiye’de Çelik Tesisleri Emisyon Azaltım Potansiyeline Sahip</strong></p>

<p><strong> Baş</strong>, Türkiye’de ham çelik üreten 40’tan fazla tesisin, 2021’de yaklaşık 40 milyon ton sera gazı saldığını, bunun ülke genelindeki toplam emisyonların yüzde 10’una denk geldiğini belirtti. </p>

<p>Üretimin yüzde 70’ten fazlası sera gazları açısından nispeten daha ‘temiz’ sayılan hurdaya dayalı elektrik ark ocaklı tesislerde yapıldığını ifade eden <strong>Baş</strong>, bu tesislerin yenilenebilir enerji yatırımları artış göstermesine karşın kullandıkları elektriğin hala büyük ölçüde ithal kömüre dayandığını vurguluyor. Sera gazı emisyonlarının yüzde 65’inden sorumlu olan demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde (3 adet) ise henüz somut bir dönüşüm yatırımı yok. </p>

<p><strong>Baş</strong>: “Kapasite fazlası olan ürün gruplarında yatırımlar da artıyor. Çevresel etki değerlendirmesi raporu onayı alan her yatırımcı, kapasite fazlası olan ürün gruplarında bile istediği yerde üretime girebiliyor ya da mevcut kapasitesini genişletebiliyor. Bu durum sera gazı emisyonlarını artırmakla beraber çevre ve halk sağlığı için de büyük maliyetler barındırıyor. Ayrıca, verimlilik yatırımları yapılsa bile çelik üretimindeki artış, -sektörün sera gazlarını sınırlayan olan bir mevzuat olmadığı için- sektörün kirlilik ve sera gazı emisyonu faturasını kabartmaya devam edebilir.”</p>

<p>Türkiye’deki çelik tesislerinde büyük bir sera gazı emisyonu azaltım potansiyeli olduğuna dikkat çeken <strong>Baş</strong>, “Bu tesislerde malzeme ve enerji verimliliği, metalurjik optimizasyon, dijitalleşme, yenilenebilir enerjiye geçiş ve iyi mühendislik uygulamalarıyla sağlanabilecek emisyon azaltım potansiyeli oldukça yüksek. Ne var ki 2030’a kadar bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi, bağlayıcı bir düzenleyici çerçeveyi, etkin denetim mekanizmalarını ve güçlü bir kamusal iradeyi gerektiriyor. Ayrıca hem entegre hem de ark ocaklı tesislerdeki üretim artışının sürmesiyle birlikte 40 milyon tonluk üretim ve emisyon zirvesinin önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi bekleniyor. Verimlilik ve enerji dönüşümü yatırımları hayata geçirilse bile üretim kapasitesindeki hızlı büyüme, sektörün toplam emisyonlarını artırmaya devam edebilir” dedi. </p>

<p><strong>Baş</strong>, üretim kapasitesi planlaması ve elektrik ark ocaklarında yenilenebilir enerji kullanımını, çelik sektöründe kısa vadeli emisyon azaltımı için en erişilebilir yollar olarak değerlendirdi; bu hedeflere ulaşmak için enerji ve sanayi politikalarının eş güdümlü biçimde kurgulanması gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>

<p><strong>Sektörün Karbonsuzlaşması için Bağlayıcı Ulusal Plan Gerekiyor</strong></p>

<p>İstanbul Politikalar Merkezi’nin yayınladığı <strong>Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi </strong>raporunda da, sektörün karbonsuzlaşmasına yönelik önerilere yer verdiklerini söyleyen <strong>Baş</strong>, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çelik sektörünün stratejik ve ekonomik önemi tartışmasız. Ancak bu önem atfı, kimi bölgelerdeki/tesislerdeki çevresel ve toplumsal maliyetleri görmezden gelmek için bir kalkan olarak kullanılmamalı. Gerçek dönüşüm için, 2053’e ertelenmiş hedefler yerine 2030-2035 yılları için sektörel bağlayıcı hedefler konması, sera gazı ve endüstriyel kirleticiler için kamuya açık bir izin-bilgi-denetim sistemi ve çelik sektörü özelinde bir üretim planlaması şart.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:09:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/turkiye-celik-sektorunun-gelecegi-karbonsuzlasma-hizina-bagli-1781705392.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnatlaşıp, zihnini yorma!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/inatlasip-zihnini-yorma-31274</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/inatlasip-zihnini-yorma-31274</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala öğrenciler, aileler ve eğitimciler için önemli değerlendirmelerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmeli</strong></p>

<p>Adayların sınav kaygısını yönetmeyi öğrenmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmelidir. Sonuç odaklı düşünmek, ‘Geçti mi, kaldı mı? Kazandı mı, kazanamadı mı?’ gibi not ve başarıya kilitlenmektir. Ancak bu tür bir yaklaşım kişinin stresini artırır. Çünkü sonuç ve not, kişinin doğrudan kontrol edemeyeceği şeylerdir. Bunun yerine süreç odaklı düşünmek gerekir. ‘Kaç saat çalıştım, ne kadar soru çözdüm?’ gibi kontrol edebileceği alanlara odaklanmalıdır. Bu aslında kaynak yönetimi mantığıdır. Kişi elinden gelen gayreti gösterir sonucu ise kabullenmeyi öğrenir. Diğer önemli bir nokta da gençlere geçmiş başarılarını hatırlatmak gerekir. Örneğin daha önce deneme sınavında elde ettiği başarıları göstererek ‘Bak, daha önce başardın, demek ki yine başarabilirsin.’ mesajı verilmelidir. Bu da özgüven ve motivasyonu güçlendirir.” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>Kaygı düşman değil, yönetilmesi gereken bir araçtır</strong></p>

<p>Sınav kaygısının tamamen olumsuz bir durum olarak görülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, ölçülü stresin dikkat, öğrenme ve motivasyonu artırdığını söyledi.</p>

<p>“Kaygı beyni çalıştırır” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ölçülü stres, dikkati ve öğrenme gücünü artırır ve motivasyonumuzu olumlu yönde etkiler. Sıfır stres, yani gamsızlık kişiyi kayba ve yok olmaya götürür. Stresi düşman gibi görmemek gerekir. Stres konusu olduğunda stresi yenmek demek yerine ‘stres yönetimi’ ifadesi kullanılmalıdır. Stres yenilecek bir şey değil, faydalanılacak bir şeydir. Siz onu yönetirseniz o stres sizi amacınıza götürür. Yönetemezseniz sizi yıkıma götürür.”</p>

<p><strong>YKS adaylarına kritik tavsiye ‘Sonuca değil sürece odaklanın’</strong></p>

<p>Sınav döneminde öğrencilerin en sık yaptığı hatanın sonuç odaklı düşünmek olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İlk 10 bine gireceğim” gibi hedeflerin kaygıyı artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu gibi sınavlarda çok büyük hedefler koymak, mesela 10 bine girme hedefi de sonuç odaklı düşünceden kaynaklanır. ‘İlk 10 bine gireceğim’ baskısı, sonuç odaklı düşüncedir. Genç burada ‘İlk 10 bine giremezsem ne olacak?’ demeye başlıyor. ‘Ben elimden gelenin en iyisini yapacağım, benim görevim bu ama kaç bine girerim onu bilemem. İnşallah 10 bine girerim ya da 50 bine girerim’ gibi bir hedef koyabilir kendine…  Ama sabahtan akşama kadar sürekli sonucu düşünürse o öğrenci sınavda panik yapıyor. Burada gencin deneme sınavındaki başarılarına bakması gerekiyor. Geçmişteki başarılı deneme sınavlarını düşünün başarılı olmamam için hiçbir sebep yok’ şeklinde düşünürse kaygısı azalır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Sınav hayatın sonu değil!</strong></p>

<p>Öğrencilerin kontrol edemedikleri sonuçlar yerine çalışma süreci, tekrarlar ve soru çözme gibi kontrol edebilecekleri alanlara odaklanmaları gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sınav hayatın sonu değil. Sınav bir amaç değil araçtır. Hayatta her zaman alternatif yollar ve yeni fırsatlar vardır.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bizim sınav sistemimiz de sınav kaygısını artırıyor. Belli bir süre içerisinde belli bir performans göstermesi beklentisi, kaygıyı artırıyor. Bu sınav milyonlarca kişiyi etkiliyor, gençler hata yapmamak için gerginleşiyorlar. Sınava girdiklerinde bildiklerini unutanlar, sınavı yarım bırakıp çıkanlar, eli ayağı titreyip cevapları kaydıranlar var. Sınavı değerlendirirken gençler şunu düşünsünler: Kontrol edebileceği şeyler var bir de kontrol edemeyeceği şeyler var. Gücünün yeteceği şeyler var, yetemeyeceği şeyler var. Doğru bir ayrım yapmak için muhakkak zihinlerini, akıllarını, zekâlarını kullanmaları gerekiyor. Böyle olursa sınav stresini yönetmek çok kolaydır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Stresi doğru şekilde yönetmek önemli</strong></p>

<p>Kaygının bazı fizyolojik ve ruhsal belirtileri olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Karın ağrısı, mide bulantısı, terleme gibi fiziksel belirtiler oluşabilir. Uykular kaçar, iştah kaçar aşırı yeme olur, mutsuzluk olur, tırnak yeme olur. Tartışmalar olur, ses tonu yükselir. Sınav kaygısında hem fizyolojik belirtiler olur hem de duygusal belirtiler olur. Bunların az miktarda olmasında bir şey yok. Önemli olan stresi nasıl yönetmesi gerektiğini bilmektir. Stresi yönetmek bisiklet kullanmaya benzer. Denge olmalıdır, yerinde yavaşlayıp hızlanacaksın bu da hedefe götürür ve kolaylaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Anne ve baba desteği kaygıyı azaltmada etkili olabilir</strong></p>

<p>Sınav kaygısını azaltmada ebeveynlere de görevler düştüğünü kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Anne ve baba, kaygısı yüksek olan çocuğa yanında olduklarını hissettirmeli. ‘Sen elinden geleni yaptın, çalıştın. Artık elinden geleni yaptıktan sonra sonuç ne olursa onu kabul edeceğiz’ tarzında desteklemek gerekir. Eğer anne ve babaların öyle bir düşünce tarzları varsa çocuk da bunu referans yapar ve rahatlar. Kaygılı anne babaların çocuklarında kaygı daha çok ortaya çıkıyor.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>3 adımda nefes egzersizi  </strong></p>

<p>Sınavda kaygıyı azaltmada nefes egzersizlerinin de yardımcı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Nefes egzersizi beyine giden oksijeni arttırıyor. Sınavda beyin stres hormonu salgıladığı için beyindeki bu serotonin gibi kimyasalları hızla tüketiyor. Sınavda şunu yapabilirler: 3 adımdan oluşuyor. 1-2 deyip derin nefes alacaklar, 3-4 diyecek kadar tutacaklar, 5-6-7-8 diye sayarak nefesi yavaş yavaş verecekler. Bunu yaparken vücutlarını gevşetsinler. Gözlerini kapatsınlar. Bunu 5-6 defa yapsınlar. Bunu yaparken çok sevdikleri ve rahatladıkları bir ortamı hayal etsinler” tavsiyesinde bulundu.</p>

<p><strong>Sorularla inatlaşmayın!</strong></p>

<p>Sınav anında öğrencilerin zorlandıkları sorularla uzun süre mücadele etmek yerine stratejik davranmaları gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, zaman yönetiminin başarıda önemli bir faktör olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Takıldığınız veya zorlandığınız bir soru üzerinde çok fazla vakit kaybetmek, enerjinizi tüketir. Bu durum diğer sorulara zaman ayıramama kaygısını (zaman baskısını) artırır. Zor bir soruyla inatlaşmak zihinsel yorgunluğa sebep olur. Soruda kilitlendiğinizi hissettiğinizde kısa bir süre durup derin nefes almak, zihni tazeleyerek diğer sorulara daha net odaklanmanızı sağlar. Zihinsel performansı yüksek tutmak için stratejik düşünmek önemlidir; yapılamayan soruyla inatlaşmak yerine süreci verimli kullanmak gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:08:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/inatlasip-zihnini-yorma-1781705334.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mayısta Taşıt Kayıtlarında Düşüş!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/mayista-tasit-kayitlarinda-dusus-31265</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/mayista-tasit-kayitlarinda-dusus-31265</guid>
                <description><![CDATA[Mayısta 159 Bin 623 Taşıt Trafiğe Kaydedildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA (MHA) -Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre, Mayıs 2026’da toplam 159 bin 623 taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Bu taşıtların 75 bin 851’ini otomobiller oluşturdu.</p>

<p>Trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 47,5’i otomobil, yüzde 37,2’si motosiklet, yüzde 11’i kamyonet, yüzde 1,7’si traktör, yüzde 1,6’sı kamyon, yüzde 0,5’i minibüs, yüzde 0,4’ü otobüs ve yüzde 0,1’i özel amaçlı taşıtlardan oluştu.</p>

<p><strong>Taşıt Kayıtlarında Hem Aylık Hem Yıllık Düşüş</strong></p>

<p>Mayıs ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 12,3 azaldı.</p>

<p>Aylık bazda en yüksek düşüş özel amaçlı taşıtlarda yüzde 38,3 olarak gerçekleşirken, minibüste yüzde 27,2, kamyon ve otobüste yüzde 23,9, traktörde yüzde 21,6, kamyonette yüzde 16,8, motosiklette yüzde 15,2 ve otomobilde yüzde 7,4 oranında gerileme yaşandı.</p>

<p>Geçen yılın aynı ayıyla karşılaştırıldığında ise toplam taşıt kayıtlarında yüzde 24,1’lik düşüş kaydedildi. Traktörde yüzde 50,9, minibüste yüzde 42,4 ve motosiklette yüzde 37 oranındaki gerilemeler dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye’deki Toplam Taşıt Sayısı 34,3 Milyonu Aştı</p>

<p>Mayıs ayı sonu itibarıyla Türkiye genelinde trafiğe kayıtlı taşıt sayısı 34 milyon 361 bin 85’e yükseldi.</p>

<p>Toplam taşıtların;</p>

<p>Yüzde 51,8’i otomobil,</p>

<p>Yüzde 21,4’ü motosiklet,</p>

<p>Yüzde 14,5’i kamyonet,</p>

<p>Yüzde 6,8’i traktör,</p>

<p>Yüzde 3’ü kamyon,</p>

<p>Yüzde 1,6’sı minibüs,</p>

<p>Yüzde 0,6’sı otobüs,</p>

<p>Yüzde 0,3’ü özel amaçlı taşıtlardan oluştu.</p>

<p>Mayısta 752 Bin Taşıt El Değiştirdi</p>

<p>Mayıs ayında toplam 752 bin 150 taşıtın devri gerçekleştirildi.</p>

<p>Devri yapılan taşıtların yüzde 66,9’unu otomobiller oluştururken, kamyonetler yüzde 14,5, motosikletler yüzde 11,6 ve traktörler yüzde 3 pay aldı.</p>

<p><strong>İlk 5 Ayda 768 Bin Taşıtın Kaydı Yapıldı</strong></p>

<p>Ocak-Mayıs 2026 döneminde trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,7 azalarak 767 bin 999 oldu.</p>

<p>Aynı dönemde trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 19,5 artışla 22 bin 837’ye yükselirken, trafikteki toplam taşıt sayısı net 745 bin 162 adet arttı.</p>

<p><strong>Elektrikli ve Hibrit Otomobillerin Payı Yükseliyor</strong></p>

<p>Yılın ilk beş ayında trafiğe kaydı yapılan 382 bin 385 otomobilin;</p>

<p>Yüzde 40,7’si benzinli,</p>

<p>Yüzde 32,2’si hibrit,</p>

<p>Yüzde 18,4’ü elektrikli,</p>

<p>Yüzde 7,8’i dizel,</p>

<p>Yüzde 0,9’u LPG’li oldu.</p>

<p>Mayıs sonu itibarıyla trafikte bulunan 17 milyon 786 bin 370 otomobilin ise yüzde 32,2’si dizel, yüzde 31’i benzinli, yüzde 29,5’i LPG’li, yüzde 4,6’sı hibrit ve yüzde 2,5’i elektrikli araçlardan oluştu.</p>

<p><strong>En Çok Tercih Edilen Otomobil Rengi Gri Oldu</strong></p>

<p>Ocak-Mayıs döneminde trafiğe kaydı yapılan otomobillerde en fazla tercih edilen renk gri oldu.</p>

<p>Yeni kaydedilen otomobillerin;</p>

<p>Yüzde 41,9’u gri,</p>

<p>Yüzde 25,6’sı beyaz,</p>

<p>Yüzde 11,6’sı siyah,</p>

<p>Yüzde 9,9’u mavi,</p>

<p>Yüzde 5,6’sı yeşil,</p>

<p>Yüzde 3,4’ü kırmızı renkli araçlardan oluştu.</p>

<p>Veriler, Türkiye’de elektrikli ve hibrit araçlara yönelik ilginin artarken, yeni taşıt kayıtlarında ise genel bir yavaşlama yaşandığını ortaya koydu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/mayista-tasit-kayitlarinda-dusus-1781619331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evde Bakım Yardımı Ödemeleri Başladı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/evde-bakim-yardimi-odemeleri-basladi-31260</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/evde-bakim-yardimi-odemeleri-basladi-31260</guid>
                <description><![CDATA[Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, tam bağımlı vatandaşlar ve aileleri için büyük önem taşıyan Evde Bakım Yardımı ödemelerini hesaplara yatırmaya başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA (MHA) - Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bu ay toplam 7,1 milyar TL ödeme yapılacağını duyurdu.</p>

<p>Peki, 2026 Evde Bakım Yardımı ne kadar oldu ve kaç kişi bu yardımdan yararlanıyor? İşte detaylar…</p>

<p>Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada "aile odaklı bakım hizmeti" vurgusu yaptı. Evde Bakım Yardımı’nın 2006 yılından bu yana engelli bireylerin öncelikle kendi aile ortamlarında desteklenmesi amacıyla başarıyla sürdürüldüğünü belirten Göktaş, şunları kaydetti:</p>

<p>"Engelli vatandaşlarımızın aile bütünlüklerini koruyarak evde bakım hizmeti almalarını öncelikli görüyoruz. Bu yardım ile engellilerin yaşadığı ortamdan ayrılmadan, ailesi veya yakınlarıyla birlikte yaşayarak aile birliğinin korunmasına ve güçlenmesine destek oluyoruz."</p>

<p>Peki, 2026 Evde Bakım Yardımı ne kadar oldu ve kaç kişi bu yardımdan yararlanıyor? İşte detaylar…</p>

<p><strong>"Önceliğimiz Aile Bütünlüğünü Korumak"</strong></p>

<p>Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada "aile odaklı bakım hizmeti" vurgusu yaptı. Evde Bakım Yardımı’nın 2006 yılından bu yana engelli bireylerin öncelikle kendi aile ortamlarında desteklenmesi amacıyla başarıyla sürdürüldüğünü belirten Göktaş, şunları kaydetti:</p>

<p>"Engelli vatandaşlarımızın aile bütünlüklerini koruyarak evde bakım hizmeti almalarını öncelikli görüyoruz. Bu yardım ile engellilerin yaşadığı ortamdan ayrılmadan, ailesi veya yakınlarıyla birlikte yaşayarak aile birliğinin korunmasına ve güçlenmesine destek oluyoruz."</p>

<p><strong>2026 Evde Bakım Yardımı Ne Kadar? Kaç Kişi Alıyor?</strong></p>

<p>Bakan Göktaş, güncel dönem ödemeleri ve yararlanıcı sayısına ilişkin net rakamları da paylaştı. Yapılan açıklamaya göre:</p>

<p>Aylık Ödeme Tutarı: Evde Bakım Yardımı kapsamında 2026 yılı ocak-temmuz döneminde hak sahibi başına aylık 13 bin 878 TL ödeme yapılıyor.</p>

<p>Yararlanan Kişi Sayısı: Hali hazırda Türkiye genelinde 516 bin vatandaş bu yardımdan faydalanıyor.</p>

<p>Toplam Bütçe: Bu ay hak sahiplerinin hesaplarına yatırılan toplam tutar 7,1 milyar TL'ye ulaştı.</p>

<p>Bakan Göktaş, açıklamasını "Ödemelerin tüm engelli vatandaşlarımıza ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum" sözleriyle tamamladı.</p>

<p><strong>Evde Bakım Yardımı Sorgulama Nasıl Yapılır?</strong></p>

<p>Evde Bakım Yardımı ödemelerinin hesaplarına yatıp yatmadığını kontrol etmek isteyen vatandaşlar, e-Devlet üzerinden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın "Engelli Evde Bakım Ödeme Bilgileri Sorgulama" ekranını kullanarak ya da SMS yoluyla bakiye takibi yapabilirler.</p>

<p>Bakan Göktaş, güncel dönem ödemeleri ve yararlanıcı sayısına ilişkin net rakamları da paylaştı. Yapılan açıklamaya göre:</p>

<p>Aylık Ödeme Tutarı: Evde Bakım Yardımı kapsamında 2026 yılı ocak-temmuz döneminde hak sahibi başına aylık 13 bin 878 TL ödeme yapılıyor.</p>

<p>Yararlanan Kişi Sayısı: Hali hazırda Türkiye genelinde 516 bin vatandaş bu yardımdan faydalanıyor.</p>

<p>Toplam Bütçe: Bu ay hak sahiplerinin hesaplarına yatırılan toplam tutar 7,1 milyar TL'ye ulaştı.</p>

<p>Bakan Göktaş, açıklamasını "Ödemelerin tüm engelli vatandaşlarımıza ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum" sözleriyle tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/evde-bakim-yardimi-odemeleri-basladi-1781560523.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çekirge Toplayan 3 Çin&#039;liye 2 Milyon TL Ceza!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/cekirge-toplayan-3-cinliye-2-milyon-tl-ceza-31244</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/cekirge-toplayan-3-cinliye-2-milyon-tl-ceza-31244</guid>
                <description><![CDATA[Adıyaman’ın Kahta ilçesinde jandarma ekiplerince gerçekleştirilen denetimlerde, doğadan topladıkları çekirgelerle yakalanan 3 Çin vatandaşı hakkında yasal işlem başlatıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ADIYAMAN (MHA) - Şahıslara biyolojik çeşitliliği tahrip ettikleri gerekçesiyle kişi başı 695 bin 245 TL idari para cezası uygulanacağı bildirildi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, 10 Haziran 2026 günü saat 00.10 sıralarında Kahta ilçesine bağlı Karadut köyü Kamboğazı mevkiinde meydana geldi. Narince Jandarma Karakol Komutanlığı ekiplerinin yürüttüğü önleyici kolluk devriyesi sırasında şüphe üzerine park halindeki 07 CLC 689 plakalı araç kontrol edildi.</p>

<p>Jandarma ekiplerinin yaptığı kontrolde aracın görünür kısmında bulunan poşetler içerisinde çok sayıda çekirge tespit edildi. Yapılan incelemelerde toplam 135 adet çekirgenin doğadan toplandığı belirlendi.</p>

<p>Olay yerinde muhafaza altına alınan çekirgelerle ilgili tutanak tutulurken, şahıslar hakkında gerekli adli ve idari işlemler başlatıldı.</p>

<p>Jandarma ekipleri tarafından koruma altına alınan çekirgeler, işlemlerin tamamlanmasının ardından Doğa Koruma ve Milli Parklar ekiplerine teslim edildi. Böylece canlıların yeniden doğal yaşam alanlarına kazandırılması için süreç başlatıldı.</p>

<p>Yapılan incelemelerde Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşı Tank Chenyao (2002), Wan Chengjun (2002) ve Yin Zixu (1996) isimli şahısların doğadan çekirge topladığı tespit edildi.</p>

<p>Şüpheliler hakkında 2872 Sayılı Çevre Kanunu kapsamında işlem yapıldı. Düzenlenen tutanakla şahısların her birine 695 bin 245 TL olmak üzere toplam 2 milyon 85 bin 735 TL idari para cezası uygulanması için işlem başlatıldı.</p>

<p>Yetkililer, doğal yaşamı tehdit eden faaliyetlere karşı denetimlerin aralıksız sürdürüldüğünü belirterek, biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda taviz verilmeyeceğini ifade etti.</p>

<p>Jandarma tarafından gözaltına alınan 3 Çin vatandaşının, işlemlerinin tamamlanmasının ardından sınır dışı edilmek üzere ilgili birimlere teslim edileceği öğrenildi.</p>

<p>Yetkililer, özellikle endemik türlerin korunması ve doğal yaşamın sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla benzer denetimlerin devam edeceğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/cekirge-toplayan-3-cinliye-2-milyon-tl-ceza-1781277581.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sabah Yorgunluğunuz Kronik Yaşlanma Sinyali Olabilir Mi?</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-31219</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-31219</guid>
                <description><![CDATA[Gün içinde sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, zihindeki düşünceleri susturamamak, odaklanmada yaşanan sorunlar ya da gece uykuya dalamamak… Tüm bunlar artık birçok kişinin ortak şikâyeti. Gün içinde yaşanan yoğun iş temposu ve uzun çalışma saatleri vücudun stres sistemini sürekli aktif tutmasının yanı sıra enerji düşüklüğünden insülin direncine, uyku problemlerinden ruh hali değişimlerine kadar pek çok sorunu da beraberinde getirebiliyor. Stresi yönetmeden sağlığın yönetilemeyeceğini belirten Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “İşte bu noktada son yıllarda hem bilimsel literatürde hem de fonksiyonel tıpta Adaptojen kavramı öne çıkıyor. Adaptojenlerle ilgili çalışmalar özellikle stres ve kortizol üzerinde olumlu etkiler göstermektedir” diyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, zihindeki düşünceleri susturamamak, odaklanmada yaşanan sorunlar ya da gece uykuya dalamamak… Tüm bunlar artık birçok kişinin ortak şikâyeti. Gün içinde yaşanan yoğun iş temposu ve uzun çalışma saatleri vücudun stres sistemini sürekli aktif tutmasının yanı sıra enerji düşüklüğünden insülin direncine, uyku problemlerinden ruh hali değişimlerine kadar pek çok sorunu da beraberinde getirebiliyor. Stresi yönetmeden sağlığın yönetilemeyeceğini belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “İşte bu noktada son yıllarda hem bilimsel literatürde hem de fonksiyonel tıpta Adaptojen kavramı öne çıkıyor. Adaptojenlerle ilgili çalışmalar özellikle stres ve kortizol üzerinde olumlu etkiler göstermektedir” diyor. </p>

<p><strong>Adaptojenler ne yapıyor? </strong></p>

<p>Modern şehir yaşamı ve plazalarda yükselen iş temposu, uzun çalışma saatleri, trafik, ekran maruziyeti ve sürekli ulaşılabilir olma hali vücudu kesintisiz bir stres döngüsü içinde bırakıyor. Gün boyu devam eden bu yoğun tempo yalnızca ruh halini değil; uyku düzeninden iştaha, enerji seviyesinden hormon dengesine kadar birçok sistemi etkiliyor. Kronik hale gelen stresin zaman içinde yorgunluk, odaklanma güçlüğü, kilo kontrolünde zorlanma, sindirim sorunları ve uyku problemleri gibi pek çok şikâyete zemin hazırladığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “İşte bu noktada son yıllarda hem bilimsel literatürde hem de fonksiyonel tıpta öne çıkan bir kavram var; adaptojenler.<strong> </strong> Adoptojenler ne enerji içeceği gibi “yükseltici” ne de sakinleştirici gibi “bastırıcıdır.” Bitki kaynaklı ajanlar olarak adlandırılan adaptojenlerin asıl görevleri vücudun stres karşısındaki dengesini yeniden kurmaya yardımcı olmak, aşırı çalışan sistemi yavaşlatmak ve yavaş çalışan sistemi desteklemektir” ifadelerini kullanıyor. </p>

<p><strong>Şehir insanının stres alarmı hep açık!</strong></p>

<p>Modern şehir yaşamında vücudun stres alarm sisteminin hiç kapanmamasının büyük bir sorun olduğunun altını çizen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Sürekli açık kalan bu “alarm hali”, zamanla kortizol dengesinin bozulmasına, uyku kalitesinin düşmesine, insülin direncinin tetiklenmesine ve vücudun sürekli tetikte kalmasına yol açıyor. Adaptojenler ise bu sistemi tamamen kapatmaz; ancak aşırı çalışan stres yanıtını dengelemeye yardımcı olabilir” diyor. </p>

<p><strong>Her adaptojen herkeste aynı etkiyi göstermez</strong></p>

<p>Her adaptojen herkeste aynı etkiyi göstermiyor. Örneğin; ashwagandha daha çok zihni susmayan ve uykuya dalmakta zorlanan kişilerde öne çıkarken, rhodiola sabah yorgun uyanan ve gün içinde tükenmiş hisseden kişilerde tercih edilebiliyor. Ginseng ise enerji, odaklanma ve performans desteği amacıyla kullanılabiliyor. “Herkese aynı takviye” yaklaşımının yanlış olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Hangi desteğin kim için gerekli olduğuna uzman değerlendirmesiyle karar verilmeli” uyarısında bulunuyor. </p>

<p><strong>Önce alışkanlıklar değiştirilmeli</strong></p>

<p>Yapılan bilimsel çalışmalarda adaptojenlerin özellikle stres yönetimi ve kortizol dengesi üzerinde olumlu etkiler sağlayabileceği gösterilse de tek başına bir çözüm olarak görülmüyor. Düzensiz uyku, yoğun stres, yetersiz beslenme ve gün boyu kafeinle ayakta kalma gibi alışkanlıkların devam ettiği sürece adaptojenlerle sağlanan ilerlemenin sınırlı olacağını ifade eden <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Bu nedenle adaptojenler bir tedavi yöntemi değil, doğru yaşam sisteminin destekleyici bir parçası olarak değerlendirilmeli. Adaptojenler doğru kişide ve doğru zamanda kullanıldığında stres yönetiminde anlamlı katkı sağlayabilir. Ancak sağlık hiçbir zaman tek bir kapsüle indirgenemez. Stresi yönetmeden sağlığı yönetemezsiniz” diyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:28:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-1781000928.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Skolyozda Erken Tanı Çocukların Geleceğini Koruyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-31218</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-31218</guid>
                <description><![CDATA[Her yıl binlerce çocuk ve genç, fark edilmeden ilerleyen bir omurga eğriliğiyle yaşamını sürdürüyor. Çoğu zaman yalnızca küçük bir duruş bozukluğu ya da omuz hizasındaki hafif bir farklılık gibi görünen skolyoz, erken tanı konulmadığında yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda erken teşhis ve düzenli takibin, cerrahi gereksinimini azaltabildiğini ve tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Saral,  skolyozun nedenleri ve modern tedavileri hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bir durum</strong></p>

<p>Skolyoz; omurganın sağa ya da sola doğru eğrilmesinin yanı sıra kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga deformitesi olarak <wbr />tanımlanır. Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bu durum, özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda daha sık görülür. Hastalık çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için uzun süre fark edilmeyebilir. Bu nedenle uzmanlar, ailelerin çocuklarının duruş gelişimini dikkatle gözlemlemesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekmektedir.</p>

<p><strong>Basit belirtiler önemli bir sorunun habercisi olabilir</strong></p>

<p>Skolyozun ilk belirtileri çoğu zaman günlük yaşam içinde fark edilmesi zor küçük değişikliklerle ortaya çıkar. Bir omzun diğerine göre daha yüksek görünmesi, kürek kemiklerinden birinin belirginleşmesi, kalça seviyelerinde eşitsizlik, kıyafetlerin vücutta asimetrik durması ya da öne eğilince sırtın bir tarafında kabarıklık oluşması en sık karşılaşılan bulgular arasında yer alır. Erken dönemde tespit edilen eğriliklerde ameliyatsız tedavi seçeneklerinin çok daha etkili sonuç verir. Özellikle büyüme gelişiminin devam ettiği çocuklarda uygulanan kişiye özel egzersiz programları, fizyoterapi <wbr />yaklaşımları ve modern korse uygulamaları sayesinde eğriliğin ilerleme riski önemli ölçüde azaltır.</p>

<p><strong>“Ağrı yoksa sorun yok” düşüncesi yanlış</strong></p>

<p>Toplumda skolyozun yalnızca sırt ağrısıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle pek çok aile çocuklarında sorun olmadığını düşünebilir. Oysa skolyoz çoğu zaman sessiz ilerleyen bir tablo oluşturur. İlerleyici omurga eğrilikleri; duruş bozukluklarının yanı sıra ileri dönemlerde solunum kapasitesinde azalma, hareket kısıtlılığı, kas dengesizlikleri ve psikososyal sorunlara kadar uzanan geniş bir etki alanında etkiler. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda beden algısının büyük önem taşır. Bunun için omurga deformitelerinin <wbr />özgüven üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu nedenle skolyozun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik yönüyle de değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Radyasyon endişesine karşı yeni nesil teknolojiler</strong></p>

<p>Skolyoz tanı ve takip sürecinde en sık kullanılan yöntemlerden biri röntgen görüntüleme sistemleri olur. Ancak büyüme çağındaki çocukların düzenli aralıklarla tekrar eden X-ışınına maruz kalması, ailelerde haklı bir endişe oluşturabilmektedir. Özellikle uzun takip gerektiren hastalarda radyasyon maruziyetinin <wbr />azaltılması, günümüz tıbbının önemli gündem başlıklarından biri haline gelmektedir. Teknolojide yaşanan gelişmeler sayesinde artık skolyoz <wbr />değerlendirmelerinde radyasyonsuz takip yöntemleri daha yaygın biçimde kullanılabilir. Üç boyutlu yüzey tarama sistemleri ve gelişmiş postüranaliz teknolojileri, omurgadaki eğriliklerin ve vücut asimetrilerinin detaylı şekilde incelenmesine olanak sağlıyor. Bu sistemler, kişinin anatomik yapısını dijital ortamda analiz ederek omurga üzerindeki değişimleri radyasyon kullanmadan değerlendirebilmektedir. <wbr />Uzmanlar, bu teknolojilerin özellikle çocuk ve ergen hastalarda büyük avantaj sunduğunu belirtiyor. Radyasyon içermeyen sistemler sayesinde hem güvenli hem de tekrarlanabilir takip yapılabilmektedir. Böylece tedavi sürecindeki ilerleme daha hassas şekilde gözlemlenirken gereksiz görüntüleme ihtiyacının da önüne geçilebilmektedir.</p>

<p><strong>Erken tanı, cerrahi ihtimalini azaltabiliyor</strong></p>

<p>Skolyoz tedavisinde en önemli unsurun erken teşhistir. Eğrilik henüz düşük derecelerdeyken başlanan takip ve rehabilitasyon süreci, omurganın ilerleyici deformasyonunu durdurmada kritik rol oynar. Günümüzde gelişen fizik tedavi uygulamaları, omurgaya özel egzersiz yaklaşımları ve ergonomik korse teknolojileri sayesinde pek çok çocuk ameliyata ihtiyaç duymadan sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. En önemli nokta, skolyozu mümkün olduğunca erken dönemde fark etmektir. Çünkü omurga eğriliği ilerledikçe tedavi seçenekleri sınırlandırarak cerrahi müdahale gereksinimini artırabilir. Bu nedenle okul çağındaki çocukların düzenli duruş kontrollerinden geçirilmesi ve ailelerin gözlemci olması büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Çocuğunuzun duruşuna dikkatle bakın</strong></p>

<p>Ailelerin çocuklarının günlük duruş alışkanlıklarını dikkatle gözlemlemeleri gerekir. Basit gibi görünen küçük bir asimetri ya da omuz dengesizliği, ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek bir omurga eğriliğinin ilk işareti olabilmektedir. Erken tanı, doğru takip ve gelişen teknolojilerin sunduğu güvenli yöntemlerle skolyozun kontrol altına alınabilmesini ve çocukların geleceğinin hem omurga sağlığı hem de yaşam kalitesi açısından önemli bir konfor sağlamaktadır. Çünkü bazen bir çocuğun duruşundaki küçük bir ayrıntı, tüm yaşamını değiştirecek kadar önemli sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:28:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-1781000919.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk ayakkabı ihracatçılarından İtalya’ya çıkarma</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/turk-ayakkabi-ihracatcilarindan-italyaya-cikarma-31217</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/turk-ayakkabi-ihracatcilarindan-italyaya-cikarma-31217</guid>
                <description><![CDATA[Türk ayakkabı ve çanta ihracatçıları Avrupa’nın Çizmesi İtalya’da 13-16 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlenecek olan Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’na 89 firmayla güçlü bir çıkarma yapacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Ayakkabı, deri çanta ve aksesuar ürün gruplarında dünyanın en büyük uluslararası fuarlarından biri olan Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’nın Türkiye Milli Katılım Organizasyonunu Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği bu yıl 14. kez üstlendi.</p>

<p>Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’nın, ayakkabı, saraciye deri ürünlerinin tüm Avrupa pazarında sergilemesine imkân veren bir fuar olduğunun altını çizen Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Halil Gündoğdu, Türkiye’nin Çin ve Hindistan’dan sonra uluslararası katılımda üçüncü büyük grubu temsil edeceğini vurguladı.</p>

<p>Türk ayakkabı sektörünün geçtiğimiz yıllarda ihracatta 1 milyar doları aştığı bilgisini veren Gündoğdu, “Emek yoğun sektörler olarak Türkiye’deki dezenflasyon politikaları nedeniyle fiyat tutturmada zorlanır olduk. O nedenle 2025 yılı sonunda ayakkabı 775 milyon dolar, saraciye sektöründe 247 milyon dolar ihracat yapabildik. Türkiye deri ve deri mamulleri sektöründe 2022 yılında 245 milyon dolar dış ticaret fazlası veren ülke konumundayken, 2025 yılı sonunda 1 milyar 213 milyar dolar dış ticaret açığı verir pozisyona düştü. Fuarlar, sektörel ticaret heyetleri, alım heyetleri düzenleyerek dış ticarette kötü gidişe dur demek ve ihracatta tekrar artışa geçmeyi hedefliyoruz. İstanbul Sanayi Odası’nın son Türkiye İmalat PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) anketi Avrupa Birliği’nde talepte canlanma olduğunu gösteriyor. AB’deki talep artışından payımızı almak istiyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p>Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’nda; potansiyel müşteriler olarak perakende zincirleri, yüksek oranda alım yapan ve koleksiyon çalışan ayakkabı ve saraciye firmaları yer alıyor. Potansiyel alıcılara hitaben sunum yapılan başlıca ürünler: Erkek Ayakkabı, Sandalet, Terlik, Bayan Ayakkabı, Sandalet, Çizme, Terlik, Çocuk Ayakkabı, Terlik, Sandalet, Çanta, el çantası, bavul, valiz, kemer, aksesuar vb. saraciye eşyası şeklinde öne çıkıyor.</p>

<p>Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin Türkiye Milli Katılım Organizasyonu kapsamında Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’na 35 Türk firması katılım sağlıyor.</p>

<p>Fuar idaresi, fuara en fazla katılım sağlayan Türkiye, Pakistan, Hindistan, Brezilya, Portekiz, İspanya, Birleşik Krallık, ABD ve Arjantin ülkelerinin ayakkabı ve saraciye STK temsilcileri ile fuar kapsamında bir networking toplantısı gerçekleştirecek.</p>

<p><strong>İtalya’ya Yapılan Deri ve Deri Mamulleri İhracatı</strong></p>

<p>Türkiye, 2025 yılında 1 milyar 445 milyon dolarlık deri ürünleri ihraç ederken İtalya 97 milyon dolarla temsil edildi.</p>

<p>İtalya, Almanya’nın ardından en çok deri ve deri ürünleri ihraç edilen ülke olurken İtalya’ya ayakkabı ihracatı 34,2 milyon dolar, saraciye ürünleri 25,5 milyon dolar, deri postlar 23,5 milyon dolar ve deri kürt giyim eşyası ihracatı 13,5 milyon dolar şeklinde kayıtlara geçti.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:28:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/turk-ayakkabi-ihracatcilarindan-italyaya-cikarma-1781000919.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Kalp çarpıntısına bu belirtiler eşlik ediyorsa!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-31216</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-31216</guid>
                <description><![CDATA[Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek “Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor.  Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor” diyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu,</strong> çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek “Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor.  Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor” diyor. </p>

<p>Kalp çarpıntısının her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini ancak bazı belirtilerle birlikte görülmesi halinde mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Göğüs ağrısı</strong></li>
</ul>

<p>Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Nefes darlığı</strong></li>
</ul>

<p>Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Baş dönmesi ve bayılma hissi</strong></li>
</ul>

<p>Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var. </p>

<ul>
	<li><strong>Soğuk terleme</strong></li>
</ul>

<p>Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Halsizlik ve aşırı yorgunluk</strong></li>
</ul>

<p>Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Nabzın düzensiz hissedilmesi</strong></li>
</ul>

<p>Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Çarpıntının uzun sürmesi</strong></li>
</ul>

<p>Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.</p>

<ul>
	<li><strong>Dinlenirken ortaya çıkması</strong></li>
</ul>

<p>Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor. </p>

<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>Kalp ritmi bozukluğunda yeni nesil tedavi </strong></p>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirterek yeni nesil tedavi yaklaşımlarına yönelik şöyle konuşuyor: “Son yıllarda ritim bozukluklarına daha sık ve daha erken tanı koyabiliyoruz. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde kalpteki ritim bozukluğunun kaynağını daha net tespit edebiliyoruz ve uzun vadede daha yüz güldürücü sonuçlar alıyoruz. Kısa vadede önemsenmeyen bazı ritim bozuklukları, ani ölüme neden olmasa da, uzun dönemde diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların zemininde kalp yetmezliğine yol açabiliyor. Bu nedenle artık beklemeden müdahale etmeyi tercih ediyoruz. Tedavide pil ihtiyacı yoksa, hastaların büyük bir kısmında ablasyon yöntemleri uygulanabiliyor. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde işlem sırasında minimum radyasyon kullanılıyor ve anestezi desteğiyle daha güvenli bir tedavi süreci sağlanıyor.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:28:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-1781000915.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YKS’de kritik uyarılar!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/yksde-kritik-uyarilar-31215</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/yksde-kritik-uyarilar-31215</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala adaylara önemli tavsiyelerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala adaylara önemli tavsiyelerde bulundu. </p>

<p><strong>Yeni konular kaygıyı artırabilir</strong></p>

<p>Sınavın yaklaştığı son iki haftanın, yeni konuları tamamlama değil, mevcut bilgileri pekiştirme ve dengeleme süreci olduğunu kaydeden Özgür Akoğlan, “Bu aşamada öğrenilmemiş konulara girmek zihinsel karmaşaya ve kaygıya neden olabileceğinden, ağır ve yeni konulardan kaçınmak en sağlıklı stratejidir.” dedi.</p>

<p><strong>Sınava en güçlü olduğunuz testle başlayın</strong></p>

<p>Sınav anı taktiklerinin son halini belirlemenin önemli olduğunu söyleyen Özgür Akoğlan, “Sınavda test çözüm sıralaması, adayın zihinsel enerjisini en verimli şekilde kullanmasını sağlayan kişisel bir strateji olmalıdır ve bu sıralama belirlenirken temel kural, sınava her zaman en güçlü ve en hızlı olunan testle başlamaktır. Sınavın ilk dakikalarında odaklanma seviyesi yüksek olsa da kaygı düzeyi de zirvededir; bu nedenle iyi olunan ve hızlı soru çözülebilen bir dersle başlamak, hem peş peşe doğru cevaplar bularak özgüven kazanmayı sağlar hem de adayın sınavın ritmine daha rahat alışmasına yardımcı olur. Genellikle ilk test tamamlandıktan sonra, zihnin en açık ve dinç olduğu bu ikinci evrede adayın nispeten daha çok zorlandığı veya yoğun işlem gücü gerektiren ana derslere geçmesi mantıklıdır. En sona ise zihinsel yorgunluğun arttığı dakikalar düşünülerek, daha az zaman alan ya da adayın okuduğunu anlama becerisiyle daha rahat çözebileceği görece hafif testler bırakılmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Biyolojik saatinizi sınav saatine göre ayarlayın</strong></p>

<p>Son dönemde yapılacak hazırlıklarda biyolojik ritmin önemine dikkat çeken Özgür Akoğlan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Biyolojik saati sınav saatine göre ayarlamak, bu dönemin en kritik hazırlıklarından birini oluşturur. Sınavın yapılacağı 10.15 saatinde zihnin en yüksek performansta olması için, deneme sınavlarının ve çıkmış soru pratiklerinin her sabah bu saatte başlatılması ve uyku düzeninin disiplinli bir şekilde sabitlemesi gerekir. Gece geç saatlere kadar çalışma alışkanlığı tamamen terk edilmeli, beynin bilgiyi işlemesi ve depolaması için ihtiyaç duyduğu dinlenme süresi vücuda tanınmalıdır.”</p>

<p><strong>Yanlışların nedenini analiz edin</strong></p>

<p>Deneme sınavlarının artık yalnızca net hesabı yapmak için kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Özgür Akoğlan, “Deneme sınavları ve kaynak taramaları artık sadece net hesabı yapmak için değil, hata analizlerini derinleştirmek için kullanılmalıdır. Yanlışların nedenini; bilgi eksikliği mi yoksa dikkat dağınıklığı mı olduğunu belirlemek, sınav anındaki performansı doğrudan etkileyecektir. Özellikle MEB yardımcı kaynaklarında veya çıkmış sorularda kaçırılan noktaların üzerine gitmek, nokta atışı eksik giderilmesini sağlar. Bu süreçte zihni sürekli dijital uyaranlarla yormak yerine; kısa yürüyüşler yaparak veya sadece sessiz kalarak zihinsel bir bakım süreci oluşturulmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kaygıyı bastırmaya değil yönetmeye odaklanın</strong></p>

<p>Sınav kaygısının doğal bir duygu olduğunu ifade eden Özgür Akoğlan, “Kaygı duymak, sınavın değerini gösteren insani bir tepkidir; bu duyguyu bastırmak yerine daha tetikte kalmayı sağlayan bir enerji olarak kabul etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki başarı, sadece bilginin değil, o bilgiyi sınav masasında soğukkanlılıkla kullanabilme becerisinin bir sonucudur. Verilen emeklere güvenerek, bu dönemi bir final provası olgunluğuyla tamamlamak sürecin en sağlıklı anahtarıdır.” dedi.</p>

<p><strong>Beslenmede radikal değişikliklerden kaçının</strong></p>

<p>Sınav öncesi beslenme düzeninin de korunması gerektiğini belirten Özgür Akoğlan, “Beslenme hususunda ise sınav dönemi adı altında daha önce denenmemiş takviyelere veya alışılmadık beslenme düzenlerine geçilmemelidir. Vücudun bildiği, enerjiyi dengeli sağlayan ve sindirim sistemini yormayan düzenli öğünleri korumak, sınav günü yaşanabilecek olası mide veya enerji sorunlarının önüne geçer. Bol su tüketimi, zihinsel fonksiyonların ve odağın korunması için bu süreçte ihmal edilmemesi gereken en önemli fiziksel ihtiyaçtır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:28:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/yksde-kritik-uyarilar-1781000885.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BES’te 18 yaş altı sözleşme sayısı 2 milyona dayandı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/beste-18-yas-alti-sozlesme-sayisi-2-milyona-dayandi-31214</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/beste-18-yas-alti-sozlesme-sayisi-2-milyona-dayandi-31214</guid>
                <description><![CDATA[Geleceğini güvence altına almak isteyenlerin ilk tercihi olan 18 yaş altı Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), son bir yılda %14,04 oranında büyüyerek 2 milyon sözleşme sınırına dayandı. 0-4 yaş arası küçük katılımcıların 337 bine ulaştığı BES’te Katılım Emeklilik; yenilikçi, güvenilir ve faizsiz fon seçenekleriyle öne çıkarak toplam katılımcı sayısında %10 pazar payını aşmayı başardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Sektörün öncü ve yenilikçi markası Katılım Emeklilik, çocukların birikimleriyle büyümesine katkı sağlarken, ailelerin tasarruf bilincini de desteklemeye devam ediyor. 2021 yılında yapılan yasal düzenlemeyle hayata geçen 18 yaş altı BES sayesinde, aradan geçen 5 yılda yaklaşık 2 milyon çocuk erken yaşta tasarrufla tanıştı. 0-4 yaş arası küçük katılımcı sayısının 337 bine ulaştığı bu dinamik pazarda, ailelerin tasarruf kararlarını özellikle çocukların okul öncesi ve ilköğretim başlangıç döneminde daha sistematik bir şekilde ele aldığı görülüyor.</p>

<p>Emeklilik Gözetim Merkezi’nin (EGM) verilerine göre, 2026 Mayıs itibarıyla BES sistemine giren çocukların sayısı 1 milyon 700 bini geçti. Toplam sözleşme sayısı da 1 milyon 965 bine ulaştı. 18 yaş altı BES’teki toplam fon tutarı 82,6 milyarı aşarken; devlet katkısı da 18,9 milyar lirayı geçti. Sıfır yaş katılımcılarda 21.841 olan BES sözleşme sayısı, 4 yaş itibarıyla 102.522 seviyesine ulaşarak hızlı bir artış gösterdi. BES’i en çok tercih edenler 123 bin 143 çocukla 8 yaş grubu olurken, sistemdeki 5-10 yaş grubu çocukların toplam sayısı 720.805’e ulaştı. </p>

<p>Katılım Emeklilik, 200 bin Erken BES sözleşmesi ile sektördeki toplam 18 yaş altı BES hacminin yüzde 10,14’üne hizmet veriyor. Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, 18 yaş altı BES planının önemine vurgu yaparak şunları söyledi: “Erken BES, bugünün küçük katılımcılarını değil, yarının ana yatırımcı kitlesini oluşturuyor. Bu nedenle bu alanı sadece büyüme değil, kültürel dönüşüm alanı olarak da görüyoruz. 18 yaş altı BES sayesinde tasarruf, sonradan öğrenilen bir davranış olmaktan çıkıp hayatın doğal bir parçası haline geliyor. Çocukların tasarruflarıyla büyümelerine ve finansal özgürlük yolculuklarında yanlarında olmaktan çok mutluyuz.”</p>

<p><strong>Katılım Emeklilik 2026’da da fon performansıyla öne çıkıyor </strong></p>

<p>Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi’nin (BES) toplam fon büyüklüğü 15 Mayıs 2026 itibarıyla 2 trilyon 506 milyar TL’yi aşarken, Emeklilik Gözetim Merkezi verilerine göre sistem son bir yılda yüzde 70 büyüme kaydetti. Aynı dönemde Katılım Emeklilik ise sektör ortalamasının çok üzerinde bir performans sergileyerek fon büyüklüğünü yüzde 90 artırdı ve 78,4 milyar TL seviyesine ulaştı. </p>

<p>Katılım Emeklilik, güçlü fon performansını 2026 yılında da sürdürmeye devam ediyor. Şirketin Katılım Emeklilik Teknoloji Sektörü Katılım Emeklilik Fonu (KSH), yılın ilk dört ayında tüm BEFAS fonları arasında yüzde 33,89 getiri oranıyla en yüksek performansı gösteren fon oldu. Ayrıca Ocak-Nisan döneminde en yüksek getiri sağlayan ilk 10 fon arasında Katılım Emeklilik’e ait üç fon yer aldı. İlgili dönemde Katılım Emeklilik Katılım Hisse Senedi Emeklilik Fonu (KEH) yüzde 31,94 getiri sağlarken, Katılım Emeklilik OKS Agresif Katılım Değişken Emeklilik Fonu (KEZ) de yüzde 28,98’lik performans gösterdi.</p>

<p>Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, şirketin fon performansına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yatırımcılarımızın güveni, doğru fon yönetimi yaklaşımımız ve yenilikçi ürünlerimiz bu büyümenin en önemli unsurlarını oluşturuyor. 2025 BES fon şampiyonu olarak 2026 yılında da katılımcılarımıza kazandırmaya devam ediyoruz. KSH Teknoloji Fonu’muzun yılın ilk dört ayında tüm BEFAS fonları arasında en yüksek getiriyi sağlaması ve en yüksek getirili ilk 10 fon arasında üç fonumuzun yer alması, fon yönetimindeki güçlü performansımızı ortaya koyuyor. Yüzde 100 faizsiz ilkelere sahip 20 fonumuzla müşterilerimizi farklı risk ve getiri beklentilerine uygun çözümlerle buluşturuyoruz.”</p>

<p><strong>Katılım Emeklilik ilk çeyrekte varlıklarını %83 artırdı</strong></p>

<p><strong> </strong>Katılım Emeklilik, 2026 yılının ilk çeyreğine ait bilanço sonuçlarını da açıkladı. Şirket, bir önceki yılın aynı dönemine göre varlıklarını ve prim üretimini artırarak finansal gücünü pekiştirmeye devam etti. Açıklanan verilere göre Katılım Emeklilik, 2026 yılının ilk çeyreğinde BES fonlarıyla birlikte toplam varlıklarını geçen yılın aynı dönemine göre %83’ün üzerinde bir artışla 79 milyar TL seviyesine yükseltti. Katılım Emeklilik, 72 milyon TL olan ödenmiş sermayesini de 1 milyar TL’ye yükseltti. Sermaye artışıyla, Katılım Emeklilik, katılım segmentinde 1. sıraya yerleşirken, genel sigortacılık sektöründe de üst sıralara çıktı. Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, şirketin finansal sağlamlığı ve operasyonel verimliliğine dikkat çekerek şunları söyledi: “2026 yılına, sürdürülebilir büyüme ve operasyonel verimlilik odaklı stratejilerimiz doğrultusunda güçlü bir başlangıç yaptık. Toplam varlıklarımız BES fonlarıyla birlikte 79 milyar TL seviyesine ulaşırken, prim üretiminde yakaladığımız dengeli ivme, katılımcılarımızın bize duyduğu güvenin en net göstergesidir. Faizsiz sigortacılık prensiplerimizden ödün vermeden, dijitalleşme ve doğru risk yönetimiyle paydaşlarımıza değer üretmeye devam ediyoruz.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:27:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/beste-18-yas-alti-sozlesme-sayisi-2-milyona-dayandi-1781000872.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sınav stresi kontrolden çıkabilir!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-31212</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-31212</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sınav kaygısının nedenleri, belirtileri ve yönetme yolları bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Mükemmeliyetçilik, aile baskısı ve yüksek beklentiler sınav kaygısını artırır! </strong></p>

<p>Kaygının, gündelik hayatta karşılaştığımız gerçek tehlikelerden kaynaklanan korkudan farklı olarak, gerçekçi olmayan bir tehdit algısıyla ortaya çıkan yoğun endişe hali olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Sınav kaygısı da genellikle sınavı veya herhangi bir performans durumunu gözümüzde büyütmemizden ve kendimizi bu görevi yerine getiremeyecek kadar yetersiz hissetmemizden kaynaklanır.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, özellikle mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olmanın, aile tarafından yoğun baskı görmenin, gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmenin ve hedefleri ulaşılması güç seviyelere taşımanın sınav kaygısını artıran önemli faktörler olduğuna işaret etti.</p>

<p><strong>Sınav kaygısı performansı ve günlük yaşamı etkiliyorsa uzman desteği gerekebilir! </strong></p>

<p>Sınav kaygısının sorun haline geldiğini gösteren belirtilere değinen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>

<p>“Eğer kaygı ders çalışma sürecimizi, sınava hazırlığımızı ve performansımızı olumsuz etkilemeye başladıysa; deneme sınavlarında başarımızı düşürüyorsa; sınav sırasında aşırı heyecan nedeniyle bildiğimiz soruları yanlış yapıyorsak; yoğun fiziksel belirtiler ortaya çıkıyorsa; uyku ve iştah düzenimiz bozulduysa; günlük yaşamda daha karamsar bir ruh haline büründüysek ve sınavla ilgili olumsuz düşüncelerimiz belirgin şekilde arttıysa, sınav kaygısının yüksek düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.</p>

<p>Aslında belirli bir düzeyde kaygı faydalıdır ve performansı artırabilir. Ancak kaygı aşırı seviyelere ulaştığında ve bu belirtiler ortaya çıktığında, artık çözülmesi gereken bir kaygı problemine dönüşebilir. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak önemlidir.”</p>

<p><strong>Uyku, beslenme ve fiziksel aktivite sınav kaygısını yönetmeye yardımcı olur </strong></p>

<p>Sınav kaygısı yaşadığını fark edenlerin, özellikle sınava hazırlık dönemindeyse, öncelikle kaygıyı azaltmaya yardımcı olacak fiziksel aktivitelere ağırlık vermelerinin faydalı olabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ayrıca hedefleri yeniden gözden geçirmek ve daha gerçekçi hale getirmek de yarar sağlayacaktır. Sınava kadar geçen sürede kendinizi gereksiz kaygı yaratan ortamlardan ve stres kaynaklarından uzak tutmak önemlidir.” dedi.</p>

<p>Bu süreçte sürekli kaygılı kişilerle ya da aile ile sınav hakkında konuşmanın stres düzeyini artırabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş “Uyku ve beslenme düzenine dikkat etmek, bunları mümkün olduğunca korumak da kaygıyı yönetmeye yardımcı olur. Bunun yanı sıra keyif veren aktivitelere zaman ayırmak, duygu durumunun dengelenmesine katkı sağlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sınav sırasında kaygı arttığında nefes egzersizleri yapmak ve kısa bir mola vermek faydalı olabilir! </strong></p>

<p>Sınavdan bir gün önce yoğun şekilde ders çalışmak yerine biraz dinlenmenin, farklı aktivitelerle vakit geçirmenin ve sınav dışındaki konulara yönelmenin daha yararlı olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ayrıca sınavla ilgili konuşmaları mümkün olduğunca azaltmak da zihinsel rahatlama sağlar.” dedi.</p>

<p>Sınav sırasında kaygının yükseldiği fark edildiğinde kısa bir duraklama yapmanın ve daha önce öğrenilmiş nefes egzersizlerini uygulamanın faydalı olabileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu nedenle nefes egzersizlerinin sınav öncesinde düzenli olarak çalışılması önemlidir. Ayrıca kaygıyı artırabilecek kahve, enerji içeceği gibi kafeinli ürünlerden uzak durmak da sınav performansını olumlu yönde destekleyebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:26:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-1781000795.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>39 ilde DEAŞ operasyonu: 361 şüpheli yakalandı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/39-ilde-deas-operasyonu-361-supheli-yakalandi-31173</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/39-ilde-deas-operasyonu-361-supheli-yakalandi-31173</guid>
                <description><![CDATA[Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinasyonunda DEAŞ terör örgütüne yönelik 39 ilde düzenlenen operasyonlarda, örgüt içerisinde faaliyet yürüttüğü ve finans sağladığı değerlendirilen 361 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA (MHA) - Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı, Terörle Mücadele (TEM) Daire Başkanlığı, MİT Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde DEAŞ terör örgütüne yönelik 39 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildi.</p>

<p>İl Emniyet Müdürlükleri Terörle Mücadele Şube Müdürlükleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında Adana, Adıyaman, Amasya, Ankara, Antalya, Batman, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Kilis, Kocaeli, Konya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Nevşehir, Ordu, Sakarya, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Yalova ve Tekirdağ'da operasyonlar düzenlendi.</p>

<p>Operasyonlarda, geçmiş dönemlerde DEAŞ terör örgütü içerisinde faaliyet yürüttüğü ve örgüte finansal destek sağladığı tespit edilen 361 şüpheli yakalandı.</p>

<p>Operasyonlar kapsamında yapılan aramalarda ruhsatsız silah ve mühimmat, örgütsel dokümanlar, dijital materyaller ile çeşitli finansal varlıklara el konuldu.</p>

<p>Şüphelilerle ilgili adli işlemlerin sürdüğü bildirildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 13:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/39-ilde-deas-operasyonu-361-supheli-yakalandi-1780743727.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ChatGPT diyet yazabilir ama diyetisyenin yerini alamaz!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/chatgpt-diyet-yazabilir-ama-diyetisyenin-yerini-alamaz-31169</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/chatgpt-diyet-yazabilir-ama-diyetisyenin-yerini-alamaz-31169</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Ekin Çevik, 6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında yapay zekânın beslenme alanındaki etkilerini değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Tek tip diyet anlayışı yerini kişiselleştirilmiş beslenmeye bıraktı</strong></p>

<p>Beslenme ve diyetetik alanında son yılların en önemli değişiminin kişiselleştirilmiş beslenme yaklaşımı olduğunu belirten Beslenme Uzm. Çevik, “Son yıllarda beslenme bilimindeki en büyük kırılma noktası, ’herkese tek tip diyet’ anlayışından uzaklaşılması oldu. Bugün artık ‘kişiselleştirilmiş beslenme’ ve ‘sağlıklı yaş alma (longevity)’ dönemindeyiz. Araştırmalar artık aynı besinin farklı insanlarda çok farklı metabolik yanıtlar oluşturabildiğini net biçimde ortaya koyuyor. Buna bağlı olarak mikrobiyota araştırmaları patlama yaşadı; bağırsak bakterilerinin yalnızca sindirimle değil, ruh hali, bağışıklık ve kilo yönetimiyle de doğrudan bağlantılı olduğu anlaşıldı. Yalnızca ağırlık kaybını hedefleyen geçici hedef yaklaşımları yerine, geleceğe de dokunan, yaş alırken kronik hastalıklardan uzak, dinç ve kaliteli bir yaşam sürmek üzerine şekillenen koruyucu beslenme modelleri önem kazandı. Bunun yanı sıra dünyamızın ve nesillerimizin sağlığını ve refahını konu edinen çevresel sürdürülebilirlik artık beslenme rehberlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi.” dedi.</p>

<p><strong>Yapay zekâ beslenme bilimine yeni bir boyut kazandırdı</strong></p>

<p>Yapay zekânın sağlık ve beslenme alanında farklı uygulamalarla kullanılmaya başlandığını dile getiren Çevik, “Yapay zekânın beslenme bilimine girişi birkaç farklı kanaldan oldu. Fotoğraftan besin analizi yapabilen uygulamalar, akıllı saatler aracılığıyla toplanan aktivite ve uyku verilerinin diyetle ilişkilendirilmesi, hastane sistemlerinde risk altındaki hastaların erken tespiti... Akademik dünyada ise büyük veri setlerinden kalıplar çıkarma konusunda devrim sayılabilecek çalışmalar yapılıyor. Artık binlerce kişinin genetik, mikrobiyota ve beslenme verisi bir arada değerlendirilerek bireysel öneriler üretmek mümkün hale geliyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Yapay zekâ liste hazırlayabilir ama insanı tam olarak anlayamaz</strong></p>

<p>Yapay zekâ destekli uygulamaların kişiye özel diyet listeleri oluşturabildiğini ancak bunun belirli sınırları olduğunu vurgulayan Çevik, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu uygulamalar matematiksel olarak harika listeler çıkarabiliyor; boy, kilo, yaş ve hedef girildiğinde saniyeler içinde bir kalori ve makro hesabı yapabiliyor. Ancak burada kritik bir ayrım var: Gerçek anlamda ‘kişiye özel’ olmak, sadece rakamlardan ibaret değildir. Yapay zeka sizin o günkü stres seviyenizi, duygusal yeme krizinizi, çocukluktan gelen damak tadınızı ya da o yemeği yapacak vaktinizin olup olmadığını tam olarak anlamlandıramaz. Dolayısıyla teknik olarak bir liste oluşturabilir ama bu liste ruhsuz ve sürdürülebilirliği düşük bir liste olur. Bu yüzden, teknoloji ‘veriye dayalı’ kısmı çok iyi yapıyor; ‘insana dayalı’ kısmı için diyetisyeniniz hala vazgeçilmez.”</p>

<p><strong>Diyetisyenin yerini almayacak, gücünü artıracak</strong></p>

<p>Yapay zekânın diyetisyenlerin yerini alıp alamayacağını da değerlendiren Ekin Çevik, “’Yapay zekâyı kullanan diyetisyen, kullanmayanın yerini alır’ gibi düşünmek daha gerçekçi. Beslenme, sadece tabağa ne koyduğumuzla ilgili değil; tamamen psikoloji, motivasyon, şefkat ve insan ilişkisiyle ilgilidir. Bir danışanın ‘Bugün çok mutsuzdum ve diyeti bozdum’ dediğinde duymak istediği şey bir algoritmanın soğuk uyarısı değil, diyetisyeninin onu anlayan, yargılamayan empati dolu sesidir. Öte yandan bir hastanın anoreksiya gibi bir yeme bozukluğuyla mücadelesi, kronik bir hastalık yönetimi ya da anne sütü dönemindeki beslenme danışmanlığı; bunlar empati, klinik deneyim ve etik sorumluluk gerektiren süreçler. Yapay zekâ bu alanlarda yardımcı olabilir, ancak sorumluluğu üstlenemez. İşin bir diğer kritik boyutu da şu: bir bireyin yapay zekadan doğru ve güvenli bir beslenme önerisi alabilmesi için bile, ona neyi nasıl soracağını bilmesi, yani doğru komutları (prompt) kurgulayabilmesi gerekir. Bunun yolu da belirli bir beslenme okuryazarlığı ve temel bilgi düzeyine sahip olmaktan geçer. Toplumda bu doğru beslenme bilincini ve eğitimini inşa edebilecek tek meslek grubu ise diyetisyenlerdir. Yani yapay zekayı doğru yönlendirmek için bile yine bir diyetisyenin rehberliğine ve eğitimine ihtiyaç vardır.” dedi.</p>

<p><strong>Popülist içerikler biyokimyasal gerçeklikle çelişiyor…</strong></p>

<p>Sosyal medyada hızla yayılan beslenme önerilerine karşı da uyarılarda bulunan Ekin Çevik, “Sosyal medyada ’beslenme uzmanı’ olarak öne çıkan isimlerin önemli bir bölümünün beslenme alanında herhangi bir eğitimi bulunmuyor. Viral olan içerik genellikle bilimsel değil, ilgi çekici olan. ‘Tek bir besin kanseri iyi eder’ ya da ‘3 günde 5 kilo verdim’ gibi iddialar ve popülist içerikler biyokimyasal gerçeklikle çelişmekte. Dolayısı ile güvenilir beslenme bilgisi için Türkiye Diyetisyenler Derneği, Sağlık Bakanlığı kaynaklı içerikler veya diyetisyen unvanlı profesyonellerin paylaşımları tercih edilmeli.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Geleceğin diyetisyeni veri okuryazarı olacak</strong></p>

<p>Beslenme alanında dijital dönüşümün hızlanacağını belirten Ekin Çevik, “Geleceğin diyetisyenlerinin temel bilim eğitiminin yanında veri okuryazarlığına sahip olması gerekecek. Yapay zekâ araçlarının ne söylediğini anlamak kadar ne zaman yanılabileceğini bilmek de kritik. Telebeslenme danışmanlığı, dijital takip araçlarının yorumlanması ve sosyal medya iletişimi de müfredatlara girmesi gereken alanlar. Ama bunların hepsi teknik beceri; üstüne insan anlayışı, etik farkındalık ve bilimsel eleştirel düşünce mutlaka eklenmeli. Teknolojiden korkmayan, aksine teknolojiyi arkasına rüzgâr olarak alan diyetisyenler geleceğe yön verecek.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>ChatGPT ve benzeri araçlar bilgi verebilir ama tedavi sunamaz</strong></p>

<p>ChatGPT, Gemini ve benzeri yapay zekâ araçlarının beslenme alanındaki kullanımına da değinen Beslenme Uzm. Ekin Çevik, “Bu araçlar, internetteki milyarlarca veriyi tarayarak size genel bir ortalama sunar. Dolayısı ile genel beslenme bilgisini aktarmak, diyet kavramlarını açıklamak ve farkındalık oluşturmak için oldukça kullanışlıdır. Ancak bunlar tıbbi müdahale değildir. Kronik bir hastalığınız (örneğin diyabet, böbrek yetmezliği, tansiyon) varsa veya hamileyseniz, bu araçların üreteceği genel geçer bir diyet listesi sağlığınızı ciddi şekilde tehlikeye atabilir. Yapay zeka araçları beslenme okuryazarlığını artırmak, pratik tarif fikirleri almak için keyiflidir ama sağlığınızı emanet edip harfiyen uygulanacak bir diyet merci değildir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Gelecekte herkesin bir dijital beslenme asistanı olabilir</strong></p>

<p>Gelecekte dijital beslenme asistanlarının günlük yaşamın bir parçası haline gelebileceğini belirten Ekin Çevik, “Teknoloji şu an yüksek gelirli ülkelerde ve refah düzeyi yüksek nüfuslarda yoğunlaşıyor. Oysa beslenme problemleri en çok ekonomik eşitsizliğin olduğu yerlerde görülüyor. İdeal senaryo şu: dijital araçlar diyetisyene ulaşamayan insanlara temel beslenme rehberliği sağlarken, karmaşık vakalar için nitelikli uzman desteği de herkes için erişilebilir olsun. Teknoloji tek başına bu denklemi çözemez; sağlık politikaları ve eğitim yatırımları da eşit ölçüde önemli.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 22:01:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/chatgpt-diyet-yazabilir-ama-diyetisyenin-yerini-alamaz-1780686095.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mükemmeliyetçilik baskısı çocukları depresyona sürüklüyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/mukemmeliyetcilik-baskisi-cocuklari-depresyona-surukluyor-31158</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/mukemmeliyetcilik-baskisi-cocuklari-depresyona-surukluyor-31158</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, çocuklarda artan depresyonun nedenlerini ve aile, eğitim sistemi, sosyal medya, mükemmeliyetçilik baskısı ile yanlış ebeveyn tutumlarının çocuk ruh sağlığı üzerindeki etkilerin hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sosyal medyayı da içine alan mükemmeliyetçilik akımları, çocukları olumsuz etkiliyor!</strong></p>

<p>Günümüzde çocuklarda<strong> </strong>depresyon, kaygı bozukluğu ve duygu durum dengesizlikleri gibi rahatsızlıkların hızla arttığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bu durumun elbette mizaç ve genetik yatkınlık gibi faktörleri olmakla birlikte, çevresel faktörler de önemli bir rol oynuyor.” dedi.</p>

<p>Bu çevresel faktörlerin başında uyaran fazlalığı geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Sosyal medyayı da içine alan mükemmeliyetçilik akımları, çocukları olumsuz etkiliyor. Çocuklar artık akranlarıyla dışarıda vakit geçirmek yerine zamanlarının çoğunu dijital dünyada, tek başlarına geçiriyorlar. Bu durum, gerçek sosyal bağların zayıflamasına neden oluyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuk, ailenin koyduğu çıtaya ulaşamadığını hissettiğinde depresyon tetikleniyor!</strong></p>

<p>Aile içi huzursuzluklar, çatışmalar ve özellikle ebeveynlerin aşırı mükemmeliyetçi beklentilerinin çocukları büyük bir baskı altına soktuğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Çocuk, ailenin koyduğu çıtaya ulaşamadığını hissettiğinde yetersizlik duygusu geliştiriyor ve bu da depresyonu tetikliyor.” dedi.</p>

<p>Çocuklarda depresyon riskini artıran diğer faktörlere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şunları söyledi:</p>

<p>“Akademik başarının da depresyonla oldukça fazla ilgisi var. Eğitim sistemindeki yoğun rekabet ve sınav odaklı yaşam, çocukların oyun oynaması ve dinlenmesi gereken zamanı ellerinden alıyor. Sürekli bir yarış içinde olmak, çocuklarda kronik stres ve tükenmişlik yaratarak depresyona zemin hazırlıyor.</p>

<p>Öte yandan pandemi dönemiyle birlikte çocukların rutinleri bozuldu ve belirsizlik arttı. Bu süreçte yaşanan hareketsizlik ve uyku düzenindeki bozulmalar, biyolojik olarak da depresyon riskini artırdı.”</p>

<p><strong>Çocuklar hem dış görünüş hem de yaşam tarzı açısından giderek tek tip bir görünüme zorlanıyor! </strong></p>

<p>Çocuk yetiştirirken, özellikle çocukların depresyon geliştirme riskini etkileyen durumlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “İnsanlar, dış görünüşlerinin farklılığıyla güzeldir; ancak iç dünyaya baktığımızda hepimiz artılar ve eksilerden oluşan bireyleriz. Her alanda yetenekli, her alanda başarılı ve her alanda becerikli bir insan yoktur. Bu nedenle çocuklar kendi ilgi alanlarını bulmalıdır.” dedi.</p>

<p>Çocukların ortak bir görünüme itildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Çocuklar hem dış görünüş hem de yaşam tarzı açısından giderek tek tip bir görünüme zorlanıyor. Kız çocukları aşırı zayıf, yüz hatları birbirine benzeyen bir ideal algısına yönlendirilirken; erkek çocukları kaslı olma baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Aynı zamanda başarı ve yaşam tarzı açısından da daha az çalışarak daha fazla kazanmanın normal olduğu yönünde yanlış mesajlar veriliyor. Bu yaklaşım son derece yanlıştır.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Sağlıklı özgüven, sınırlarla ve doğru rehberlikle gelişir! </strong></p>

<p>Çocukların sosyal medyaya yönelmesinin nedenleri hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “En büyük problemlerden biri, yeni nesil çocukların oyun alanlarının kısıtlanmasıdır. Oyun için ayrılması gereken zamanın azalması ve çocuklara sorumluluk konusunda aşırı beklenti yüklenmesi, onları farklı arayışlara yönlendirmektedir. Bu nedenle çocuklar, yaşlarına uygun olmamasına rağmen internet, bilgisayar oyunları ve sosyal medyaya yöneliyor.”</p>

<p>‘Çocuğun her istediğini yaparsak özgüveni artar’ düşüncesinin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Sınırları olmayan, hak kavramını öğrenmemiş, sorumluluk almayan çocuklar ya düşük özgüvenli ya da kendini aşırı üstün gören bireyler haline gelirler. Sağlıklı özgüven, sınırlarla ve doğru rehberlikle gelişir.</p>

<p>Çocuklara verilen cezalar üç günden fazla olmamalı. Özellikle küçük çocuklar uzun süreli cezaların nedenini kavrayamaz ve hatırlamaz. Davranışı sönümlendirmek için uygulanması gereken doğru ceza yöntemi, hak mahrumiyetidir. Tıpkı yetişkin yaşamında olduğu gibi; bir kişi görevini yerine getirmezse karşılığında maddi kayıp yaşar. Benzer şekilde çocuklara da yaptıkları davranışın doğal sonucu olarak hak kaybı uygulanmalı ve bu durum şiddet veya bağırma olmadan, net bir şekilde açıklanmalı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 21:10:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/06/mukemmeliyetcilik-baskisi-cocuklari-depresyona-surukluyor-1780596651.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram yolculuğuna çıkacaklar dikkat!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-31014</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-31014</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, Kurban Bayramı öncesinde sürücülere hayati önem taşıyan uyarılarda bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Bayram yolculuklarında alınacak basit ama kritik önlemlere işaret eden Özgür Şener, “Kurban Bayramı yaklaşıyor ve ülkemizde büyük bir şehirlerarası seyahat hareketi başlayacak. Bu bayramı birlikte, trafik kazası ve bu kazalardan kaynaklı ölüm, yaralanma olmadan geçirmek, trafik kazalarını önlemek için yola çıkan tüm sürücülerimizin alması gereken tedbirler var. Bu tedbirlerin tamamı, sürüşün bir sebeple aksamaya uğraması ve yolda kalmaların olmaması için kritik öneme sahiptir.” dedi. </p>

<p><strong>Uykusuz sürüş kazayı kaçınılmaz hale getiriyor</strong></p>

<p>Sürücülerin mutlaka dinlenmiş şekilde yola çıkması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, “Sürücülerimiz mutlaka ama mutlaka uykusunu almış ve dinlenmiş olmalılar. Uykusunu almamış ve yeterince dinlenmemiş sürücülerin sürüş esnasında uykuları geldiğinde, öncelikle sürüş konsantrasyonları bozulur, dikkat seviyeleri azalır, tehlikeleri algılayamaz hale gelir. Sürüşe devam edilirse sürüş devam ederken sürücü uyuyakalır ve kaza kaçınılmaz olur.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Yolculuk öncesinde güzergâh detaylı şekilde incelenmeli</strong></p>

<p>Şener, yolculuk öncesinde güzergâhın detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini belirterek, “Sürücü, seyahat edeceği tüm güzergahı internet üzerinden incelemeli. Bu incelemede, yol üzerindeki kapalı yollar, hava durumu, trafik yoğunluğuna bakılmalıdır. Taşıtta bulunması gereken ekipmanlar (yedek lastik, lastik değişiminin yapılması için gerekli ekipmanlar, üçgen reflektör, yangın söndürme tüpü ve diğer yasal zorunluluk olan ekipmanlar dahil) sürücü ve yolcunun kıyafet seçimleri (güneş gözlüğü, yağmurluk, mont, şemsiye) bu değerlendirme doğrultusunda planlanmalıdır. Seyahat süresi belirlenirken bu şartlar değerlendirilmeli, sürüş süresi, mola süresi, 12 saati aşan sürüş saatlerinde ikinci bir sürücü planlaması veya konaklama yapılması planlanmalıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Karanlıkta yapılan sürüş riskleri artırıyor</strong></p>

<p>Sürüşlerin mümkün olduğunca gündüz saatlerinde yapılmasını öneren Şener, “Sürüşler mümkün olduğunca havanın aydınlık olduğu saatlerde yapılacak şekilde yapılmalıdır. Karanlıkta yapılan sürüşler büyük oranda sadece taşıtların far aydınlatmaları ile yapılabilmektedir. Bu durum tehlikelerin (yoldaki çukurlar, silinmiş yol çizgileri sebebiyle yolun sınırlarının tam anlaşılamaması, diğer taşıtların farlarının mesafe konusunda yeterince bilgi vermemesi vb) yeterince ve zamanında anlaşılamamasına sebep olmaktadır. Elektrikli taşıtlar için bu planlara, taşıtın menziline uygun olarak şarj planlaması dahil edilmelidir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Uyku getiren ilaçlara yola çıkmadan ara verilmeli</strong></p>

<p>Sürücünün aldığı ilaçlar varsa ve bu ilaçların uyku getirici ilaçlar olması durumu varsa bu ilaçların kullanımına ara verilmesi gerektiğine de dikkat çeken Şener, “Yeni bir taşıtla yola çıkılıyorsa, taşıtın havalandırma, ısıtma-soğutma sistemi, şerit takip, kör nokta uyarı sistemi, otomatik fren sistemi gibi sistemler hakkında bilgi edinilmelidir. Bu bilgiler yeterince bilinmediğinde sürücüler sürüş esnasında bu teknik özellikleri birer problem olarak değerlendirebilmektedir. Sistemleri kapatmaya kadar giderek güvenlik tedbirlerini devre dışı bırakabilmektedirler.” dedi.</p>

<p><strong>Her 2-2.5 saatte bir mola verilmeli</strong></p>

<p>Uzun yolculuklarda mola vermenin önemine dikkat çeken Şener, “Tek bir seferde 2 saat 15 dakika üzerindeki sürüşler uzun mesafe sürüşü olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple maksimum 2 saat 15 dakika-2 saat 30 dakikada bir mola verecek şekilde sürüş planlaması yapılması gerekmektedir. Bu molalarda, sürücünün araçtan inmesi, kan akışını düzenlemek için basit egzersiz hareketleri yapılması, kısa yürüyüşleri yapılması önerilmektedir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Sürüş sırasında telefon kesinlikle kullanılmamalı</strong></p>

<p>Araç kullanırken cep telefonu kullanımının ciddi risk oluşturduğunu belirten Özgür Şener, şöyle devam etti:</p>

<p>“İş ve özel hayat ile ilgili sürüşte telefon görüşmesi yapılmasını gerektiren konular mümkünse sürüş öncesi tamamlanmalı. Sürüşte zihni meşgul edecek ve telefon ile görüşme gerektirecek konular çözülmelidir. Sürüşte yolcular da varsa, ailevi konular dahil olmak üzere stres yapacak, mental durumu bozacak, konsantrasyonu bozacak konuları konuşmaktan kaçınılmalıdır. Sürüşte kesinlikle cep telefonu kullanımı yapılmamalı, tüm görüşme, mesajlaşma gibi iletişim ihtiyaçları planlanmış molalarda yapılmalıdır. Acil ve görüşülmesi gereken durumlarda mutlaka güvenli bir alanda durularak görüşme yapılmalıdır.”</p>

<p><strong>Arka koltuk dahil herkes kemer takmalı</strong></p>

<p>Emniyet kemerinin yalnızca sürücü için değil tüm yolcular için zorunlu olduğuna dikkat çeken Şener, “Sürücünün kendisi her zaman emniyet kemerini takılı halde sürüş yapmalı, arka koltuklar dahil tüm yolcuların emniyet kemerlerini takmalarını sağlamalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>“Sürüş esnasında diğer sürücülerin yapacakları davranışları tahmin etmeyin.” uyarısında da bulunan Özgür Şener, “Diğer taşıttaki sürücünün ne yapacağını bilme şansınız yok. Yeni sürüşe başlamış bir sürücü olabilir, sürüş kurallarını bilmiyor olabilir, yeterince iyi reflekslere sahip olmayan bir sürücü olabilir, hasta olabilir, telefon ile görüşüyor olabilir, tehlike bilinci olmayan bir sürücü olabilir, mental olarak sürüşe uygun bir durumda olmayabilir, uykusuz ve yorgun sürüş yapıyor alabilir. Her zaman kendi sürüş davranışlarınıza odaklanın. Güvenli olmayacağını düşündüğünüz hiçbir sürüş davranışında bulunmayın.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Araç bakımı ihmal edilmemeli</strong></p>

<p>Bayram yolculuğu öncesinde araç bakımının hayati önem taşıdığını vurgulayan Şener, “Taşıtın yetkili servis bakımlarının iyi seviyede yapılmış olması (Yağ kalitesi ve seviyesi uygun, elektrik sistemi uygun, aküsü uygun, silecekleri çalışır durumda, fren sistemleri uygun, aydınlatma sistemleri çalışır ve ayarlı durumda, özellikle ön camında kırık, çatlak olmaması, herhangi bir motor arızası olmaması, antifrizli cam suyu olması sağlanmalıdır).  Lastiklerinde yırtık, yarık olmaması ve diş derinliklerinin uygun olması (yasal limit 1,6 milimetre olmakla birlikte güvenli sınırı yaz lastiklerinde 3 milimetre, kış lastiklerinde 4 milimetredir). Lastik hava basınçlarının fabrika ayarlarında olması (taşıtın lastiklerine uygun hava basınç bilgisi, taşıtın kılavuz kitabında, akaryakıt deposu kapağı veya sürücü kapısının içinde yazmaktadır). Unutmayınız lastik basınçları kış koşullarında veya yaz koşullarında değiştirilmez. Her zaman ve şartta fabrika değerlerinde olması gerekmektedir).” şeklinde bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kırmızı üçgenler yaklaşan tehlikeyi haber verir</strong></p>

<p>Sürücülerin tüm yasal hız limitlerine uygun araç kullanması gerektiğini vurgulayan Şener, “Sürüş esnasında asla cep telefonu kullanılmamalı, yiyecek ve içecek tüketilmemelidir. Sürücünün dikkati yalnızca yolda olmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Trafik işaretlerinin anlamlarına ilişkin önemli bilgiler paylaşan Şener, “Trafik işaretlerine uygun sürüş yapılmalıdır. Kırmızı üçgen şeklindeki işaretler sürücülere yaklaşan bir tehlikeyi önceden haber verir. Kırmızı yuvarlak içindeki işaretler ise yasak bildirir; hız limitleri, sollama yasağı ya da taşıt giriş yasağı gibi sürücünün yapmaması gereken davranışları ifade eder.” diye konuştu.</p>

<p>Bilgilendirici işaretlerin genellikle mavi zemin üzerine beyaz sembollerle oluşturulduğunu belirten Şener, “Şerit düzenlemeleri, anayol bilgileri ve yönlendirmeler bu tabelalarla sürücülere aktarılır. Duraklama ve park etme işaretleri park koşullarını düzenlerken, otoyol işaretleri de otoyola özgü sürüş kurallarını belirler.” dedi.</p>

<p><strong>Seyahatin kesintiye uğraması kriz değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir</strong></p>

<p>Yolculukların her zaman planlandığı gibi ilerlemeyebileceğini ifade eden Şener, özellikle araç arızaları, kazalar veya teknik problemler gibi rutin dışı durumlarda sürücülerin doğru hareket etmesinin hayati önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>“Seyahatin kesintiye uğraması bir kriz değil, doğru yönetildiğinde kontrol altına alınabilecek bir süreçtir. Ancak bu sürecin güvenli şekilde yönetilebilmesi hem seyahat öncesi alınan tedbirlere hem de olay anındaki doğru davranışlara bağlıdır.” diyen Şener, araç durdurulurken güvenliğin birinci öncelik olması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Viraj içlerinde ve görüşün kısıtlı olduğu alanlarda durulmamalı</strong></p>

<p>Araç arızası veya zorunlu duruş durumlarında sürücülerin öncelikle güvenli bir alan seçmesi gerektiğini belirten Şener, “Araç mümkün olan en kısa sürede trafik akışını engellemeyecek şekilde yolun sağında veya emniyet şeridinde durdurulmalıdır. Viraj içleri, tepe üstleri ve görüşün kısıtlı olduğu bölgelerde kesinlikle durulmamalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Araç durduktan sonra dörtlü ikaz lambalarının hemen yakılması gerektiğini kaydeden Şener, “Yangın, yoğun duman ya da çarpışma riski gibi acil durumlar dışında yolcuların kontrolsüz şekilde araçtan inmesine izin verilmemelidir. Özellikle otoyollarda yapılan en büyük hatalardan biri, yolcuların bilinçsiz şekilde araçtan çıkmasıdır.” dedi.</p>

<p><strong>Panik en büyük risktir</strong></p>

<p>Araçtan çıkılması gereken durumlarda reflektörlerin uygun mesafeye yerleştirilmesi gerektiğini ifade eden Şener, gece koşullarında reflektif yelek kullanılmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>“Yolcular mutlaka bariyer arkası ya da yol dışındaki güvenli alanlarda beklemelidir.” diyen Şener, acil durumlarda ilgili kurumlara hızlı şekilde bilgi verilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Bayram yolculuklarında alınacak basit ama kritik önlemlerin trafik kazalarının önüne geçebileceğini belirten Özgür Şener, “Seyahatin kesintiye uğraması bir kriz değil, doğru yönetildiğinde kontrol altına alınabilecek bir süreçtir. Ancak panik ve kontrolsüz hareketler mevcut riski katlayarak artırabilir.” dedi.</p>

<p>Bu tür olaylarda paniğin en büyük risk olduğunu vurgulayan Şener, “Sürücü yönlendirici olmalı, yolcular sürücünün talimatlarına uymalıdır. Kontrolsüz hareketlerden ve yol üzerinde beklemekten kesinlikle kaçınılmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 17:48:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/05/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-1779374925.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nevşehir Belediyesi’nden “Mükemmel Anne Değil, Yeterince İyi Anne” Atölyesi</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/nevsehir-belediyesinden-mukemmel-anne-degil-yeterince-iyi-anne-atolyesi-30866</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/nevsehir-belediyesinden-mukemmel-anne-degil-yeterince-iyi-anne-atolyesi-30866</guid>
                <description><![CDATA[Nevşehir Belediyesi, Aile Haftası kapsamında düzenleyeceği özel programla aile içi iletişimin önemine dikkat çekerek “Mükemmel Anne Değil, Yeterince İyi Anne” atölye etkinliği gerçekleştirilecek. 
Nevşehir’de Aile Haftası kapsamında anlamlı bir etkinliğe imza atılıyor. Psikolojik Danışman Sena Selcen Kaya tarafından düzenlenecek “Mükemmel Anne Değil, Yeterince İyi Anne” atölyesinde annelik sürecine psikolojik açıdan şefkatli bir bakış sunulacak.
Annelerin iç dünyasına yapılacak bu sanatsal yolculuk 15 Mayıs 2026 Cuma günü saat 10.00’da Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü Paşa Konağı yanında bulunan Hizmet Binasında düzenlenecek. 
Atölyede annelerin yaşadığı duygusal yükler, mükemmeliyet baskısı, ebeveynlikte yeterlilik algısı ve çocukla güvenli bağ kurmanın önemi ele alınırken; çeşitli grup çalışmaları ve etkileşimli etkinlikler de gerçekleştirilecek.
Etkinlik detayları için 0 384 212 40 25 numaralı telefondan bilgi edinilebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nevşehir Belediyesi, Aile Haftası kapsamında düzenleyeceği özel programla aile içi iletişimin önemine dikkat çekerek “Mükemmel Anne Değil, Yeterince İyi Anne” atölye etkinliği gerçekleştirilecek. <br />
Nevşehir’de Aile Haftası kapsamında anlamlı bir etkinliğe imza atılıyor. Psikolojik Danışman Sena Selcen Kaya tarafından düzenlenecek “Mükemmel Anne Değil, Yeterince İyi Anne” atölyesinde annelik sürecine psikolojik açıdan şefkatli bir bakış sunulacak.<br />
Annelerin iç dünyasına yapılacak bu sanatsal yolculuk 15 Mayıs 2026 Cuma günü saat 10.00’da Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü Paşa Konağı yanında bulunan Hizmet Binasında düzenlenecek. <br />
Atölyede annelerin yaşadığı duygusal yükler, mükemmeliyet baskısı, ebeveynlikte yeterlilik algısı ve çocukla güvenli bağ kurmanın önemi ele alınırken; çeşitli grup çalışmaları ve etkileşimli etkinlikler de gerçekleştirilecek.<br />
Etkinlik detayları için 0 384 212 40 25 numaralı telefondan bilgi edinilebiliyor.</p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 17:01:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/05/nevsehir-belediyesinden-mukemmel-anne-degil-yeterince-iyi-anne-atolyesi-1778767294.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital dünyada aile olmak mümkün!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/dijital-dunyada-aile-olmak-mumkun-30841</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/dijital-dunyada-aile-olmak-mumkun-30841</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ”Aileye Bilgelik Aşısı” adlı kitabında, dijital dünyanın aile içindeki sorunları ve çözüm önerilerini ele aldı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ”Aileye Bilgelik Aşısı” adlı kitabında, dijital dünyanın aile içindeki sorunları ve çözüm önerilerini ele aldı. </p>

<p><strong>Dijital bağımlılık, kişinin özgür iradesini ortadan kaldırabilir</strong></p>

<p>Dijital bağımlılığı kişinin dijital araçlarla kontrolsüz ve işlevselliğini bozacak düzeyde meşgul olması olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, bu durumu ikiye ayırıyor ve “Birincisi dependence dediğimiz kötüye kullanım. İkincisi ise addiction dediğimiz, kişiyi adeta esir alan bağımlılık. Bu aşamada artık kişinin özgür iradesi zayıflar, davranışı bağımlılık yönetir. Bağımlılığın ilk belirtisi, kişinin yaptığı davranışların, eylemlerin hayatındaki en öncelikli ve önemli bir konu haline gelmesidir. 60 dakikanın 50 dakikasında onu düşünür. Bir şeylere ilgilenirken bile ‘Ne yaparım da hemen dijital oyun oynarım, ne yaparım da hemen dijital bir ortama girerim’ tarzında devamlı aşırı zihinsel uğraş içindedir. Dijital kumar bağımlılığı da dijital oyun bağımlılığı gibi dijital bağımlılık içine girer.” dedi.</p>

<p><strong>Beyinde dopamin sistemi nasıl etkileniyor?</strong></p>

<p>“Son yapılan araştırmalarda bağımlılığın da şeker hastalığı gibi benzer hastalık olduğu tespit edildi.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Bağımlılıkta da dijital, eğlence, madde haz unsurlarıyla meşgul olanlarda bir müddet sonra preaddiction, yani bağımlılık öncesi bir durum oluyor ve beynindeki dopamin reseptörleri bozuluyor. Şekerdeki insülin reseptörleri bozulduğu gibi, dopamin reseptörleri de bozuluyor. Bir müddet sonra dopamin reseptörleri daha çok dopamin istiyor, daha çok haz istiyor. Bundan sonra da dopamin yetmezliği sendromu, yani ödül yetmezliği sendromu başlıyor. Böylece kişi hayatının merkezine bağımlılık maddesini alıyor. Bu dijital/sanal olur, kimyasal olur, hiç fark etmez aynı dopamin sistemi beyninde etkileniyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kuşakların sosyalleşme araçları</strong></p>

<p>Son yıllarda X, Y, Z kuşaklarından söz edildiğini ve kuşakları teknolojiyle ilişkilendirerek tanımladığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Ben bu kuşakları yaştan bağımsız değerlendirmeye çalışıyorum. X kuşağı, radyo kuşağıdır ve radyonun döneminde doğmuş, büyümüşlerdir. Radyo ile hayatla iletişim kurarak sosyalleşmişlerdir. Y kuşağı da televizyonla sosyalleşmiştir. Z kuşağı da sosyal medyayla kuşağıdır ve sosyal medya ile sosyalleşmişler, iletişim kurmuşlardır. Z kuşağı, sosyal medyayı hayatlarında en önemli iletişim unsuru haline getirmiş bir kuşaktır. Bu üç kuşak arasında çok hızlı değişimler yaşanmış, önemli farklılıklar vardır. Eski kuşaklar zorluk içerisinde olgunlaşıyorlardı. Sosyal medya kuşağı ise her şeye kolay eriştikleri için varlık içerisinde olgunlaşmak durumundalar.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Dijital bağımlılık nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p>Dijital bağımlılığın anlaşılmasında madde bağımlılığındaki ölçütlerin kullanıldığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu ölçütleri dijital bağımlılığa, ekran maruziyetine uygulamasını yaptığımız zaman, aşırı zihinsel uğraş, başarısız bırakma girişimlerini görüyoruz. Yani kişinin, kötü sonuçlarını gördüğü halde devam etmesi, tehlikeli kullanımlar ortaya çıkıyor. Özellikle gençlerin yaşadığı dijital dünyada, öğrenilmiş otizm vakaları artıyor. Gençlerin, başkalarıyla anlamlı iletişim kurmakta zorlandığı, sosyal ortamlarda kendilerini ifade etmekte güçlük çektiği, duygularını ifade etmekte ve anlamakta zorlandıkları görülüyor. Bu durum, dijital dünyanın getirdiği öğrenme ve iletişim biçimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.”</p>

<p><strong>Dijital oyun bağımlılığı</strong></p>

<p>Dijital oyun bağımlılığı popülerliğinin özellikle pandemi döneminden sonra arttığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Çünkü insanlar içe kapandı, evde yalnız kaldılar. Bir eğlence ve ilgi alanı olarak oyunlara çok yöneldiler. Dünyada yapılan araştırmalarda, pandemi döneminde bağımlılık tanısı %50 artış gösterdi. Pandemi geçtikten sonra bunun yavaş yavaş normale dönmesi lazım ama çok normale dönmedi. Dijital bağımlılık da bir bağımlılık türü olarak literatüre girdi. Çocuklarda, özellikle gençlerde daha çok ortaya çıkıyor. Zevk alacakları başka alanlara yönelmekten daha kolay zevk alacakları için buna yöneliyorlar. Oyunların çoğu da tek kişilik oyunlar değil, çevrimiçi gruplarla oynanan strateji tarzı oyunlar. TÜİK’in 2021’de, 6-15 yaşlarındaki çocuklarda yaptığı istatistikte önceki yıllara göre %66 artış olduğu görüldü. Kendi klinik tecrübelerimizde de bunu çok görüyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>Dijital oyunlardaki şiddet</strong></p>

<p>Dijital oyunlarda yönetilmenin özellikle çocukların ilgisini çektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sanal ortamda ellerinde silahla insanları öldürüyorlar, bu da çocukların hoşuna gidiyor. Soyut düşünce ve beceri gelişmediği için çocuklar eğlence olarak görüyorlar. Mesela şu anda çocuklara özellikle Gazze’deki olaylar örnek gösterilerek, ‘Bak, sen oynuyorsun sanal şiddet oyununu ama bunun gerçeğinde çocuklar annesiz, babasız, yuvasız kaldı’ denebilir. Yahut ‘Bu bir oyundur, oyun olarak oyna, her insan beyninin eğlenmeye de ihtiyacı var ama bu insanın günlük zamanı içerisinde %20’yi geçmemeli. Diğer eğlenceler var, arkadaşlarla sohbet gibi, bunlara da zaman ayırmalısın’ önerisi sunulabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Empati eğitiminin önemi</strong></p>

<p>“Şu anda dünyadaki bütün kötülükleri bir odaya doldurun kapısını empati yoksunluğu açar. Çünkü empati olmayan bir kimse sadece kendi çıkarından olaylara bakar ve karşı tarafın acı çekmesinden rahatsız olmaz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Anne babalarıyla zaman geçirmeyen çocuklarda oyun bağımlılığını daha fazla görüyoruz. Hatta bu çocuklar öyle oyun bağımlısı oluyor ki vakit kaybetmemek için tuvaletini odasında pet şişeye yapıyor. Oyun bağımlılığı, beyindeki ödül ceza sistemini bozuyor, yani kokain bağımlılığından farklı değil. ‘Ne olacak bir oyun!’ dememek lazım. Birçok anne de ‘Aman evde, gözümün önünde oyun oynuyor. Ne olacak ki!’ deyip, çok dikkate almıyor. Dikkate almadığında da çocuk bir müddet sonra artık başka şeyden haz almamaya başlıyor. Artık bağımlılara ödül yetmezliği sendromu deniyor. Bu kişilerde beyin ödüllere, hazzı aramaya çok daha kolay ulaşıyorlar. O bölgeyi tedavi etmek gerekiyor ama tabii ki kişi isterse bu tedavi oluyor.”</p>

<p>Bağımlılık tedavisinde nörobilimsel yöntemlerin kullanıldığı belirten Prof. Dr. Tarhan, “Beyindeki bozulan ödül sistemi manyetik uyarılarla yeniden düzenlenmeye çalışılıyor. Ancak kişi istemezse hiçbir tedavi işe yaramaz.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:58:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/05/dijital-dunyada-aile-olmak-mumkun-1778767086.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Milletvekili Ölmeztoprak Malatya’da Tempoyu Arttırdı!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/milletvekili-olmeztoprak-malatyada-tempoyu-arttirdi-30840</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/milletvekili-olmeztoprak-malatyada-tempoyu-arttirdi-30840</guid>
                <description><![CDATA[AK Parti Malatya Milletvekili İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak, Kale ilçesinden Battalgazi ve Yeşilyurt’a kadar uzanan geniş kapsamlı saha programlarıyla vatandaşlarla bir araya geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kale’de İlçe Danışma Meclisi Toplantısı’nda partililer ile bir araya gelen Ölmeztoprak, Battalgazi’de hane ziyaretlerinden pazarcı esnafına, Yeşilyurt’ta ise taziye ve hasta ziyaretlerine kadar şehrin her noktasında temaslarda bulundu.</p>

<p><strong>KALE’DE TEŞKİLAT BULUŞMASI VE İSTİŞARE VURGUSU</strong><br />
<br />
AK Parti Malatya Milletvekili İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak Kale ilçesinde gerçekleştirilen AK Parti İlçe Danışma Meclisi Toplantısı’nda partinin kıymetli mensuplarıyla bir araya gelerek sahadan gelen görüşleri ve mahallelerin ihtiyaçlarını istişare etti. Toplantıda, teşkilatların sahadaki gayretinin önemine değinen Ölmeztoprak, ortak aklın ve dayanışma ruhunun gücüne dikkat çekti.</p>

<p>İlçenin kalkınma hedeflerinin ve önümüzdeki döneme ilişkin yol haritasının ele alındığı toplantı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Ölmeztoprak, “Teşkilatlarımızın hemşehrilerimizle kurduğu güçlü bağ, yürüttüğümüz çalışmaların en sağlam dayanağıdır. Daha müreffeh ve her alanda gelişen bir Malatya için çalışmalarımızı artırarak sürdüreceğiz” dedi.</p>

<p><strong>NİYAZİ MAHALLESİ’NDE ANNELER GÜNÜ VEFASI</strong><br />
<br />
Programlarına Battalgazi ilçesi Niyazi Mahallesi’ndeki hane ziyaretleriyle devam eden Ölmeztoprak, Anneler Günü vesilesiyle mahalle sakinlerinin kapısını çaldı. İlk olarak Nurten teyzeyi ziyaret ederek hayır duasını alan Ölmeztoprak, büyüklerin hayat tecrübesinin kendileri için her zaman ayrı bir kıymet taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Ziyaretleri kapsamında anaokulu öğretmeni Şenay Hanım ve beden eğitimi öğretmeni Vahap Bey ile de görüşen Ölmeztoprak, eğitime adanmış bir aile tablosuna şahitlik etti. Ölmeztoprak, "Evlatlarımızın yetişmesine emek veren öğretmenlerimizin gayreti ve fedakârlığı her türlü takdirin üzerindedir" ifadelerini kullanarak, tüm annelerin ve eğitimcilerin emeklerine teşekkür etti.</p>

<p><strong>“ESNAFIMIZ TİCARİ HAYATIN LOKOMOTİFİDİR”</strong><br />
<br />
Niyazi Mahallesi’nde kurulan semt pazarında esnafı ziyaret eden Ölmeztoprak, tezgahları gezerek pazarcı esnafının taleplerini dinledi. Deprem sonrası süreçte Malatya’nın ticari hayatının güçlenmesinin öncelikli hedeflerden biri olduğunu belirten Milletvekili Ölmeztoprak, şu ifadeleri kullandı; “Malatya’mızın yeniden inşa sürecini ticaretiyle, sosyal hayatıyla ve mahalle kültürüyle bütüncül bir anlayışla ele alıyoruz. Malatya’mızın her alanda topyekün ihyası adına çalışmaya devam ediyoruz.”</p>

<p><strong>DİLEK MAHALLESİ’NDE TAZİYE VE ŞİFA ZİYARETLERİ</strong><br />
<br />
Yeşilyurt ilçesi Dilek Mahallesi’nde de temaslarda bulunan Ölmeztoprak, AK Parti İl Disiplin Kurulu Üyesi Mehmet Özen’in vefat eden annesi Fatma teyze için taziye ziyaretinde bulundu.<br />
<br />
Ölmeztoprak, yakın zamanda operasyon geçiren Suzan ablayı da ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 14:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/05/milletvekili-olmeztoprak-malatyada-tempoyu-arttirdi-1778758271.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-30747</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-30747</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, sosyal medyanın kıskançlık ve kıyaslama duygusunu nasıl tetiklediği ve bunun bireysel ve toplumsal psikolojik etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sosyal medya, kıyaslama ve yetersizlik duygularını sürekli tetikliyor! </strong></p>

<p>Sosyal medyanın yaygınlaşmasının kimi zaman kıskançlık duygusunu da alevlendirdiğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Sosyal medya, insanın doğasında zaten var olan kıyaslama ve yetersizlik hislerinin görünürlüğünü artırıyor ve bu hisleri sürekli tetikleyen bir ortama dönüşüyor.” dedi.</p>

<p>Kıskançlığın ilkel bir duygu olduğunu hatırlatan Erol, “Çocuklukta bakım verenle kurulan ilişkinin içinde filizlenir. Ancak bugün sosyal medya, bu duygunun yalnızca açığa çıkmasını değil, kronikleşmesini de kolaylaştırıyor. Çünkü birey artık yalnızca yakın çevresiyle değil, binlerce insanın hayat kesitleriyle kendini karşılaştırıyor. Bu da kıskançlığı anlık bir duygudan çıkarıp, süreklilik kazanan bir iç gerilime dönüştürebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Duygusal beyin, seçilmiş görüntüleri gerçeklik gibi işliyor! </strong></p>

<p>İnsanların kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğiliminin sosyal medyada daha güçlü hale gelmesinin temel nedeninin, maruz kalınan içeriğin doğası olduğunu savunan Klinik Psikolog İpek Erol, “Sosyal medya gerçekliği temsil etmez; idealize edilmiş, filtrelenmiş ve çoğu zaman yapay bir benlik sunumu içerir. Kişi bilinçdışı düzeyde bu görüntülerin seçilmiş olduğunu bilse bile, duygusal beyin bunu gerçeklik gibi işler.” dedi.</p>

<p>Burada özellikle ‘narsisistik yaralanma’ denilen sürecin devreye girdiğini kaydeden Erol, şunları söyledi:</p>

<p>“‘Ben neden böyle değilim?’ sorusu, bireyin kendi değer algısını etkileyip erken dönem yetersizlik ve değersizlik şemalarının tetiklenmesine yol açabilir.</p>

<p>Sürekli başkalarının başarılarını, tatillerini ve yaşam tarzlarını görmek bireyde sadece kıskançlık değil; eksiklik, değersizlik, suçluluk ve bazen de utanç duygularını tetikler. Özellikle hayatının durağan bir döneminde olan ya da içsel tatmin düzeyi düşük bireylerde bu etkiler daha yoğun hissedilir. Kişi kendi yaşamını bir ‘başarı projesi’ gibi görmeye başlar ve yeterince iyi olmadığını düşünür. Bu durum zamanla anksiyete, depresif duygu durum ve yaşam doyumunda azalma ile sonuçlanabilir. İlginç olan şu ki, kişi bu duygulara rağmen sosyal medyada kalmaya devam eder; çünkü aynı zamanda oradan bir onay ve aidiyet de arar.”</p>

<p><strong>Bastırılan kıskançlık içsel gerilim olarak varlığını sürdürür!</strong></p>

<p>Kıskançlık hissedildiğinde sosyal medyada ortaya çıkan davranışların oldukça çeşitli olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bazı bireyler kıskandıkları kişiyi daha sık takip eder, hikâyelerini sürekli kontrol eder; bu   durum obsesif bir izleme davranışına dönüşebilir. Bazıları ise tam tersine engelleme, takipten çıkma gibi kaçınma stratejilerine yönelir. Daha örtük düzeyde ise pasif agresif yorumlar, imalı paylaşımlar ya da ‘kendini gösterme’ çabası artar. Yani kişi, hissettiği eksikliği telafi etmek için kendi hayatını daha parlak göstermeye çalışır. Bu da aslında kıskançlığın başka bir formda yeniden üretilmesine neden olur.” dedi.</p>

<p>‘Gizli kıskançlığın’ ise sosyal medyanın en dikkat çekici psikolojik dinamiklerinden biri olduğuna işaret eden Erol, “Bu kişiler açıkça kıskanç olduklarını kabul etmezler; aksine çoğu zaman destekleyici, beğeni veren ya da nötr görünen bir tutum sergilerler. Ancak içeriklere aşırı odaklanma, karşı tarafla kendini sürekli kıyaslama ve içsel huzursuzluk bu duygunun varlığına işaret eder. Psikolojik açıdan bu, kabul edilmesi zor olan bir duygunun bastırılması ve daha kabul edilebilir bir forma dönüştürülmesidir. Fakat bastırılan kıskançlık kaybolmaz; içsel gerilim olarak varlığını sürdürür.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide… </strong></p>

<p>Bu kıyaslama tuzağından çıkmak için bireysel düzeyde yapılabilecek en önemli şeyin, maruz kalınan içeriğin seçici bir şekilde düzenlenmesi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişi kendine şu soruyu sormalı; ‘Bu içerik bana ne hissettiriyor?’. Eğer sürekli yetersizlik ve huzursuzluk yaratıyorsa, o içerikten uzaklaşmak gereklidir.” dedi. </p>

<p>Bunun yanı sıra, bireyin kendi hayatına dönmesi, içsel tatmin kaynaklarını artırması ve gerçek ilişkilerle temasını güçlendirmesinin de önemli olduğunu aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin otomatik kıyaslama düşüncelerini fark etmesine ve onlara kapılmadan geçmesine yardımcı olabilir. Çünkü sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide derinleşir.</p>

<p>Son olarak, sosyal medyanın kıskançlığı artırması yalnızca bireysel bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal bir dinamiğin yansımasıdır. Bugün başarı, güzellik ve mutluluk belirli kalıplar üzerinden tanımlanıyor ve bu kalıplar sürekli yeniden üretiliyor. Medya, algoritmalar ve kültürel beklentiler bu süreci besliyor. Dolayısıyla bireyin yaşadığı kıskançlık duygusunu sadece kişisel zayıflık olarak görmek, meseleyi eksik anlamak olur. Bu, hem bireyin iç dünyasında hem de içinde yaşadığı kültürde kökleri olan çok katmanlı bir süreçtir.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:47:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/05/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-1777628830.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her gebenin kendi özel ebesi olmalı!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/her-gebenin-kendi-ozel-ebesi-olmali-30693</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/her-gebenin-kendi-ozel-ebesi-olmali-30693</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü’nden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, 21-28 Nisan Ebeler Haftası kapsamında gebelik mesleğinin tarihsel köklerinden günümüzdeki modern yapısına uzanan dönüşümünü değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>“Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur.” diyen Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, günümüzde ise ebeliğin sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıktığını, bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüştüğünü söyledi.</p>

<p><strong>Artık ebeler, sürecin tamamında aktif rol alıyor</strong></p>

<p>Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin, bugün üniversitelerde eğitim verilen bir meslek haline geldiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler.” diye konuştu.</p>

<p>Günümüzde ebelerin hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev aldığına dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Yeni yönetmelik ebelerin bağımsızlığını güçlendirdi</strong></p>

<p>Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını, ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini dile getiren Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Ancak geçmişte ebelerin daha çok hekimlere bağlı çalışması, mesleki bağımsızlık açısından bazı sınırlamalar yaratmıştır. Bu tabloyu değiştirmek adına Sağlık Bakanlığı 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı’nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır. Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir. Ayrıca ‘Normal Doğum Eylem Planı’ ile ebelerin doğum yönetiminde tekrar ‘aktif yönetici’ olması ve her gebenin kendi ebesine sahip olması hedeflenmektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sezaryen oranları ebelerin rolünü daha da önemli kılıyor</strong></p>

<p>Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde bazı sorunların ortaya çıkabildiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması bu sorunlardan bazılarıdır. Türkiye’de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür.” dedi.</p>

<p>Ebelerin, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebildiğini anlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. 2025 yılında Sağlık Bakanlığınca yayımlanan “Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi” de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurguluyor.” diye konuştu. </p>

<p><strong>Doğum sonrası ruh sağlığında kritik rol üstleniyorlar </strong></p>

<p>Doğum sonrası dönemin, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreç olduğuna işaret eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edilebilmektedirler. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar.” ifadesinde de bulundu.</p>

<p><strong>Dijitalleşme ebelik hizmetlerini dönüştürüyor</strong></p>

<p>Sağlık alanındaki dijital gelişmelerin, ebelik hizmetlerini de dönüştürdüğüne vurgu yapan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen ‘Annelik Yolculuğu’ mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkan tanımaktadır. Bunun yanı sıra ‘Ebebul’ gibi platformlar üzerinden aileler, uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebelerin, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebildiğini söyleyen Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, bu sayede olası risklerin erken fark edilerek zamanında müdahale edilebildiğini kaydetti.</p>

<p><strong>“Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir”</strong></p>

<p>Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer almasının hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağladığını dile getiren Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 15:12:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/her-gebenin-kendi-ozel-ebesi-olmali-1776859962.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiddetle mücadelede en güçlü koruma kalkanı ailede kuruluyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/siddetle-mucadelede-en-guclu-koruma-kalkani-ailede-kuruluyor-30666</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/siddetle-mucadelede-en-guclu-koruma-kalkani-ailede-kuruluyor-30666</guid>
                <description><![CDATA[Şiddet eğiliminin risk faktörlerinin birikmesiyle oluştuğuna dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi, Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şiddetle mücadelede en güçlü koruma kalkanının aile içinde kurulduğunu söyledi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Demirel, “Açık ve güvenli iletişim ortamı oluşturmak, çocuğun duygularını adlandırmasına yardım etmek, dijital kullanımı birlikte yönetmek ve sınırlandırmak, çocuğu şiddeti normalleştiren içeriklerden korumak, bu kalkanın temel taşlarıdır” dedi. Şiddetin artmasında dijital dünyadaki risklerin de etkili olduğunu belirten Çağatay Demirel, “Asıl tehlikeli olan ise sosyal medyada nefret ve şiddet içeriklerine maruz kalma, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve çocuğu aşırılığa yönelten çevrimiçi topluluklardır. Dijital dünyanın çocukla birlikte izlenmesi ve konuşulması, yasaktan çok daha güçlü bir koruma sağlar” diye konuştu.</p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi, Uzman Psikolog Çağatay Demirel, son günlerde okullarda yaşanan şiddet olaylarının nedenleri ve alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p><strong>Stresörler, şiddete maruz kalma ve travmatik deneyimlere dikkat!</strong></p>

<p>Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şiddetin temelinde farklı nedenlerin olabileceğini belirterek “Şiddetin ne olduğunu tanımlamak için ‘Şiddet doğuştan mı gelir, yoksa öğrenilir mi?’ sorusunu yanıtlamak gerekir çünkü şiddeti algılama biçimimiz, ona karşı nasıl durduğumuzu doğrudan şekillendirir. Şiddet ne tamamen biyolojik bir kader ne de yalnızca çevresel faktörlerin ürünüdür; şiddet ikisi arasındaki etkileşimden doğar. Ancak bu denklemde çevresel etkiler yön veren ve belirleyici bir ağırlığa sahiptir.&nbsp; Bazı bireyler, nörobiyolojik açıdan dürtü kontrolü ya da empati güçlüğüne yatkın olabilir. Ancak bu yatkınlık, destekleyici bir ortamda büyük ölçüde aşılabilir. Hiçbir çocuk, şiddet uygulayacak biçimde ‘programlanmış’ doğmaz. Öte yandan sürekli stresörler, şiddete maruz kalma ve travmatik deneyimler, beynin özellikle öz denetimden sorumlu prefrontal korteksin gelişimini kalıcı biçimde etkileyebilir.&nbsp; Yani genetiğimiz kaderiz değildir ancak olumsuz erken yaşam deneyimleri, bir çocuğun dünyayı ve kendini algılayış biçimini derinden etkiler” diye konuştu.</p>

<p><strong>Şiddet eğilimi, risk faktörlerinin birikmesiyle oluşur</strong></p>

<p>“Şiddet eğilimi tek bir nedenin değil, risk faktörlerinin birikmesiyle oluşur” diyen Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Bu faktörler, çocuğun ihmali, çocuk istismarı, erken yaşta güvensiz bağlanma gibi aile içi dinamiklerle başlar. Çocuğun duygularını tanımakta ve isimlendirmekte zorlanması, öz düzenleme becerilerinin yeterince gelişmemesi ve erken yaşta başlayan madde kullanımı bu riskin artmasına sebep olur. Ancak asıl önemli nokta; sorun hiçbir zaman bireysel değildir” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Şiddet eğilimini besleyen güçlü etkenler bulunuyor</strong></p>

<p>Şiddet eğilimini destekleyen etkenlere dikkat çeken<strong> </strong>Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Okul ortamındaki akran zorbalığı, dışlanma ve buna bağlı olarak oluşan aidiyetsizlik hissi de şiddet eğilimini besleyen güçlü etkenlerdir. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise yoksulluk, eşitsizlik, yakın çevrede uygun rol model yokluğu ve toplumsal şiddetin normalleşmesi de bu tabloya katkıda bulunur” diye konuştu.</p>

<p><strong>Riskler azaltılabilir</strong></p>

<p>Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Çocuğun güvendiği en az bir sağlıklı yetişkin figürü olması, okula aidiyet duygusu, duygusal okuryazarlık ve sosyal beceri eğitimi; risk taşıyan bir çocuğun gidişatını köklü biçimde değiştirebilir” dedi.</p>

<p><strong>Çocuklar gördükleri davranışı model olarak benimser</strong></p>

<p>Şiddetin öğrenilebilen bir kavram olduğunu kaydeden Uzman Psikolog Çağatay Demirel, şunları söyledi: “Şiddetin en tehlikeli özelliklerinden biri döngüsel yapısıdır. Şiddete maruz kalan bir çocuğun beyni, tehdide karşı sürekli alarm halinde kalmaya koşullanır; bu durum saldırganlık eşiğini düşürür, empatiyi zayıflatır ve dürtü kontrolünü güçleştirir. Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı, bu süreci çarpıcı biçimde açıklar: Çocuklar, gördükleri davranışları model alarak benimser. Şiddetin bir sorun çözme yolu olduğunu öğrenen çocuk, ilerleyen yıllarda bunu bir araç olarak kullanabilir<em>.</em> Kısa vadede anlık dürtüsel tepkiler gözlemlenebilirken uzun vadede ise travma, travma sonrası stres bozukluğu, ilişki güçlükleri ve şiddeti ‘normal’ görme riski baş gösterir. Bu nedenle şiddeti durdurmak, döngüyü bir yerden kesmek demektir ve o kesme noktası, çoğunlukla bir yetişkinin uzanan elidir.”</p>

<p><strong>Sosyal medyada nefret, çevrimiçi zorbalık asıl tehlikeyi oluşturuyor</strong></p>

<p>Şiddeti tetikleyen faktörler arasında dijital dünyanın da etkileri olabileceğini belirten Demirel, “Şiddet içerikli oyunlar, tek başına şiddetin nedeni değildir. Ancak özellikle çocuk küçükse, denetim yoksa ve gerçek ile kurgunun ayrımı henüz oturmamışsa risk faktörü olarak devreye girebilir. Asıl tehlikeli olan ise sosyal medyada nefret ve şiddet içeriklerine maruz kalma, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve çocuğu aşırılığa yönelten çevrimiçi topluluklardır. Ekran süresinin uzunluğu değil, içeriğin niteliği ve sosyal bağlam belirleyicidir. Dijital dünyanın çocukla birlikte izlenmesi ve konuşulması, yasaktan çok daha güçlü bir koruma sağlar” diye konuştu.</p>

<p><strong>Taklit etkisi göz ardı edilmemeli</strong></p>

<p>Günümüzde yaşanan okul içi silahlı şiddet olaylarının ülkemizde ve farklı coğrafyalarda artışını tek bir nedene bağlamanın doğru olmadığını belirten Demirel, özellikle taklit etkisine dikkat çekti:</p>

<p>“Silahlara erişimin kolaylaşması, sosyal dışlanma, kalabalık içinde yalnızlık, psikososyal destek hizmetlerindeki eksik kalan yönler ve sosyoekonomik eşitsizlikler bu tabloya zemin hazırlar. Geçmişteki saldırıların medyada ayrıntılı ve sansasyonel biçimde aktarılmasının yarattığı ‘taklit etkisi’ (Copycat Effect, Werther Etkisi) kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Bu etki, özellikle daha zayıf psikososyal özelliklere sahip bireylerin, yoğun biçimde medyaya yansıyan şiddet eylemlerini model alma eğiliminde olmalarıyla açıklanır. Bireyler yalnızca davranışın kendisini değil, bu davranışın dikkat çekme ya da sembolik anlam kazanma gibi sonuçlarını da öğrenirler. Araştırmalar, okul saldırıları gibi yüksek görünürlüklü olayların ardından kısa vadede benzer girişimlerde istatistiksel olarak anlamlı artışlar gözlemlendiğini ortaya koymaktadır. Özellikle failin kimliği, kullandığı yöntem ve olayın dramatik unsurlarının detaylı biçimde sunulması, davranışın yeniden üretilme riskini artırmaktadır. Bu nedenle olayın teknik ayrıntılarından ve faili merkezileştiren anlatılardan kaçınılmalı, bunun yerine toplumsal etkiler, önleme yolları ve destek kaynaklarına odaklanılmalıdır.”</p>

<p><strong>En güçlü koruma kalkanı aile içinde kurulur</strong></p>

<p>Şiddetle mücadelenin, devlet politikalarından okul programlarına kadar geniş bir yelpazede ele alınması gerektiğini söyleyen Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Ancak en güçlü koruma kalkanı hâlâ aile içinde kurulur. Açık ve güvenli iletişim ortamı oluşturmak, çocuğun duygularını adlandırmasına yardım etmek, dijital kullanımı birlikte yönetmek ve sınırlandırmak, çocuğu şiddeti normalleştiren içeriklerden korumak bu kalkanın temel taşlarıdır” dedi.</p>

<p><strong>Uyarı işaretleri mutlaka dikkate alınmalı</strong></p>

<p>Erken uyarı işaretlerini tanımanın ise her ebeveyn ve öğretmenin edinmesi gereken bir beceri olduğunu kaydeden Demirel, “Araştırmalar ve vaka incelemeleri gösteriyor ki saldırganların büyük çoğunluğu, olaydan önce fark edilebilir uyarı işaretleri vermiştir. Bu işaretleri anlayabilmek, erken müdahale imkânı sunar ve hem bireysel hem toplumsal düzeyde hayat kurtarmayı sağlar. Şiddeti sona erdirmenin yolu, onu cezalandırmaktan değil; büyümekte olan bir çocuğun ihtiyaçlarını zamanında görmekten geçer” dedi.</p>

<p>Şiddetin bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Uzman Psikolog Çağatay Demirel, “Toplumsal ve kurumsal düzeyde ise acil ihtiyaçlar açıktır: Okullarda nitelikli ve yeterli psikolojik destek, silah politikalarının gözden geçirilmesi, medyanın sorumlu habercilik ilkelerini benimsemesi ve yoksullukla mücadelenin önceliğe alınması. Şiddet bir halk sağlığı sorunudur ve ona halk sağlığı perspektifiyle yaklaşılmasını gerektirir” diye konuştu.</p>

<p><strong>Şiddete maruz kalan öğrenci ve öğretmenlere tavsiyeler</strong></p>

<p>Travmatik bir olayın ardından yaşanan uyku bozukluğu, kaygı, öfke, duygusal uyuşukluk, sürekli tetikte olma hali gibi tepkilerin normal bir durum olduğunu belirten Uzman Psikolog Çağatay Demirel, özellikle şiddete maruz kalan öğrenci ve öğretmenlere tavsiyelerini şöyle sıraladı:</p>

<p>“Bu tepkiler, zayıflık göstergesi değildir. Bunlar, beynin olağandışı bir deneyime verdiği olağan yanıtlardır. İyileşme mümkündür ve destek alarak çok daha hızlı gerçekleşir. Bir okul psikolojik danışmanı, psikolog ya da psikiyatristiyle görüşmekten çekinmemek, güvenilen bir yetişkinle konuşmak, haberlere ve olayı tekrar tekrar canlandıran içeriklere maruz kalmayı sınırlamak bu sürecin ilk adımlarıdır. Yemek, uyku ve günlük küçük rutinler, güvenlik hissi yaratmada beklenmedik ölçüde etkilidir. Öğretmenler için özellikle şunu vurgulamak gerekir: Şiddete tanıklık eden yetişkinler de destek alabilir. Kendi iyiliğini gözetmeyen bir yetişkin, zamanla hem kendine hem de öğrencilerine daha az yardımcı olabilir. Okula dönüş sürecini baskıyla değil, adım adım ve iş birliği içinde planlamak hem öğrenciler hem de öğretmenler için onarıcı bir geçiş sağlar.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/siddetle-mucadelede-en-guclu-koruma-kalkani-ailede-kuruluyor-1776340339.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her öfkeli genç şiddete yönelmiyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-30665</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-30665</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, son dönemde artan okul temelli şiddet olaylarını değerlendirerek, ergenlik döneminin psikolojik dinamiklerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını ancak bu duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu nedenle dürtü kontrolündeki zayıflık, kimlik karmaşası, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacı ve öfkeyi yönetememe, bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabiliyor. Ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir. Psikoloji literatüründe gençlerde şiddet davranışının temellerinde davranışı kontrol edememe, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmak yatmaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Bu tür saldırıların arkasında birikimli bir psikolojik süreç var</strong></p>

<p>Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman uzun süreli bir psikolojik birikim olduğuna işaret eden İpek Erol, “Bu tip olayların arkasında çoğu zaman tek bir neden değil, birikimli bir psikolojik süreç vardır: dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, öfkenin içeride büyümesi, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu, intikam fantezileri, bazen de ‘beni nihayet görün’ arzusu. Hedef fiziksel zarar vermekle birlikte güçsüzlük hissini tersine çevirmek ve çevre üzerinde mutlak kontrol kurmak olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Psikotik süreçlerde gerçeklik algısı bozulabiliyor</strong></p>

<p>Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini belirten İpek Erol, “Özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulması, kişinin çevreyi olduğundan farklı algılamasına neden olabilir. Bu noktada davranış artık sadece öfke ya da dürtüsellikle değil, ciddi bir algı ve düşünce bozulmasıyla şekillenir. Yine de önemli bir ayrım var: her psikotik bozukluk ya da her psikiyatrik hastalık şiddetle ilişkili değildir; ancak tedavi edilmemiş, fark edilmemiş ve ilerlemiş durumlarda risk artabilir. Bu nedenle erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahale kritik önem taşır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Erken uyarı işaretlerine dikkat</strong></p>

<p>Aile ve öğretmenler için erken uyarı işaretlerinin kritik olduğunu vurgulayan İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır.&nbsp;Örneğin okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi, şiddeti romantize eden paylaşımlar, kendine ya da başkasına zarar verme imaları, belirgin sosyal çekilme, ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrası davranış değişimi dikkatle izlenmelidir. Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” dedi.</p>

<p><strong>Risk, ilişki ve takip eksikliğinde büyür</strong></p>

<p>İpek Erol, riskin en çok ilişki ve takip eksikliğinde arttığını belirterek, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir. Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” diye konuştu.</p>

<p>Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır” dedi.</p>

<p><strong>Gençler yoğun duygusal baskı altında</strong></p>

<p>Bugünün gençlerinin ciddi bir duygusal yük taşıdığına dikkat çeken İpek Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında. Dijital kültür bu yükü bazen hafifletmiyor, tam tersine görünür olma baskısıyla artırıyor. Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Medya dili belirleyici, fail değil çözüm öne çıkarılmalı</strong></p>

<p>Önleme konusunda aile, okul ve medyanın birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan İpek Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı. Okullar yalnızca güvenlik kamerası mantığıyla değil, ilişki temelli güvenlik anlayışıyla hareket etmeli; riskli öğrenciyi damgalamadan izleyen, yönlendiren ve destekleyen ekipler kurmalı. Aileler ve okullar kadar medyanın da burada çok kritik bir rolü var. Medya, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini büyüten bir anlatı kurduğunda, istemeden de olsa bu kişiyi görünür hale getirir. Oysa bu tür eylemlerde bazı kırılgan gençler için en temel motivasyonlardan biri görülme, duyulma ve etkili olma arzusudur. Failin detaylı şekilde işlenmesi, onun nasıl yaptığına, ne yaşadığına ve nasıl gündem olduğuna odaklanılması, benzer duygusal süreçlerden geçen gençler için bir tür model oluşturabilir; yani ‘ben de böyle görünür olabilirim’ düşüncesini tetikleyebilir. Bu durum literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlanır ve özellikle hassas dönemlerde risk oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Odağı failden toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekiyor</strong></p>

<p>Bu nedenle medyanın dilinin çok belirleyici olduğunu kaydeden İpek Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” dedi.</p>

<p><strong>Dijital oyunlar tek başına açıklayıcı değil</strong></p>

<p>Dijital oyunların etkisine ilişkin değerlendirmede de bulunan İpek Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil. Elde olan kanıtlar, şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğini, duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğini söylüyor; fakat bu bulgular, tek başına oyun oynamanın böyle ağır ve hedefli saldırıları açıkladığını göstermiyor. Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-1776340326.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye- Çin diplomatik ilişkilerinin 55. yılı sergiyle kutlanıyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/turkiye-cin-diplomatik-iliskilerinin-55-yili-sergiyle-kutlaniyor-30624</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/turkiye-cin-diplomatik-iliskilerinin-55-yili-sergiyle-kutlaniyor-30624</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye- Çin diplomatik ilişkilerinin 55.yılı kutlamaları kapsamında düzenlenen sergi, Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliğinde açıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Maltepe Belediyesi, Çin Büyükelçiliği, Çin Başkonsolosluğu, Çinin Barışçıl Birleşmesi Derneği ve Fujian Müzesi’nin iş birliği ile gerçekleştirilen “İpek Yolu Boyunca Uzaklara Yolculuk: Çin’in Deniz İpek Yolu’ndan Değerli Kültürel Eserlerin Fotoğraf Sergisi”  Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde açıldı. Serginin açılışı, Maltepe Belediyesi Başkan Yardımcısı  Cevahir Efe Akçelik, Fujian Müzesi Müdür Yardımcısı Profesör Zhang Huanxin, Profesör Lin Dan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Türkiye Büyükelçisi Jiang Xuebin, Kültür Ataşesi  Zhou Meifen, İstanbul Çin Başkonsolosluğundan Kültür Konsolosu Xie Jiabing<b> </b>ve Meng Fanwei’nin katılımıyla yapıldı. </p>

<p>Serginin açılış konuşmasını yapan Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı Cevahir Efe Akçelik, bu anlamlı buluşmaya katkı sunanlara teşekkür ederek serginin taşıdığı uluslararası anlama dikkat çekti.</p>

<p><b>ZAMANLARI VE COĞRAFYALARI AŞARAK İNSANLARI BİR ARAYA GETİRİYOR</b></p>

<p>Deniz İpek Yolu’nun, kültürel bir köprü olduğuna işaret eden Akçelik “Yüzyıllar boyunca bu hat üzerinden sadece mallar değil; düşünceler, sanat anlayışları, teknik bilgiler ve yaşam biçimleri de taşınmıştır. Bu yönüyle İpek Yolu, medeniyetlerin birbirini dönüştürdüğü, geliştirdiği ve zenginleştirdiği bir etkileşim alanıdır. Bugün bu sergi sayesinde, geçmişin bu güçlü mirasını sadece izlemekle kalmıyor; aynı zamanda onu yeniden düşünme ve günümüz dünyasıyla bağ kurma fırsatı buluyoruz. Fotoğraflar aracılığıyla anlatılan bu hikâye, bizlere kültürün sınır tanımadığını, zamanları ve coğrafyaları aşarak insanları bir araya getirdiğini bir kez daha hatırlatıyor” diye konuştu.</p>

<p><b>‘SERGİ, İKİ HALK ARASINDAKİ GÖNÜL BAĞINI GÜÇLENDİRİYOR’</b></p>

<p>Çin Halk Cumhuriyeti’nin Türkiye Büyükelçisi Jiang Xuebin, Çin ile Türkiye’nin Deniz İpek Yolu aracılığıyla birbirine sıkı şekilde bağlandığını söyleyerek “Bugün bu sergi ile zamanı ve mekanı aşan tarihi hafızayı yeniden canlandırmak, Çin ile Türkiye arasında medeniyetler arası etkileşimi derinleştirmek ve iki halk arasında gönül bağını güçlendirmek açısından büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.</p>

<p><b>‘DENİZ İPEK YOLU, ORTAK REFAHIN YOLUDUR’</b></p>

<p>Fujian Müzesi Müdür Yardımcısı Profesör Zhang Huanxin ise “Bu serginin, Türkiye’nin dört bir yanından gelen dostlarımıza görsel bir şölen sunmasını; antik Çin medeniyetinin derinliğini hissettirmesini temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>KÜLTÜREL MİRAS SERGİLENİYOR</b></p>

<p>Sergide yer alan yaklaşık 70 seçkin fotoğraf; seramikten ipeğe, altın ve gümüş eşyalardan baharatlara, bronz ve sikkelerden cam ve süs eşyalarına kadar zengin bir kültürel mirası gözler önüne seriyor. Sergi 13 Nisan’a dek Galeri Çağdaş Yaşam’da ziyarete açık olacak.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 16:04:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/turkiye-cin-diplomatik-iliskilerinin-55-yili-sergiyle-kutlaniyor-1775653485.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-30622</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-30622</guid>
                <description><![CDATA[Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong></strong></em></p>

<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>

<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>

<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>

<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>

<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>

<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>

<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>

<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>

<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>

<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>

<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>

<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>

<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:13:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-1775646788.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kameralı gözlükler teknoloji mi, gözetim riski mi?</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-30621</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-30621</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül, giyilebilir teknolojilerin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte gündelik yaşamda daha sık kullanılmaya başlanan kameralı gözlükler konusunu değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Kameralı gözlükler hayatını her alanına girdi</strong></p>

<p>Prof. Dr. And Algül, kimi ürünlerin “eller serbest” görüntü alma imkânı sunduğuna dikkat çekerek, “Bu cihazların toplumsal alanda kullanımı mahremiyet, kişisel veri ve gözetim tartışmalarını da karşımıza getiriyor. 2026 yılı itibariyle kameralı gözlükler; genellikle dahili kamera, mikrofon, Bluetooth/Wi-Fi bağlantısı, sensörler ve bazı modellerde yapay zekâ destekli yazılımlar ile donatılmış durumda. Kullanıcılar bu cihazlarla fotoğraf ve video çekebiliyor, ses kaydı alabiliyor ve bazı modellerde görüntüleri anlık olarak sosyal medyada paylaşabiliyor.” dedi.</p>

<p>Bu cihazların, içerik üretimi, iletişim, eğitim ve teknik destek sağlama alanlarında kullanılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Algül, “Cihazların kullanıcının gözünden görüyormuş gibi görüntüleri kayıt altına alması, cihazları diğer kameralardan farklı bir konuma yerleşmesini sağlıyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Sıradan bir aksesuar mı, yoksa potansiyel bir gözetim aracı mı?</strong></p>

<p>Uzmanlara göre kameralı gözlüklerin yalnızca bir teknoloji ürünü değil, aynı zamanda potansiyel bir gözetim aracı olarak değerlendirildiğine işaret eden Prof. Dr. Algül, “Kamera kaydının çoğu zaman fark edilmemesi, çevredeki bireylerin rızası dışında görüntülenmesine yol açıyor. Bu durum, Michel Foucault’nun ‘sürekli gözetim’ fikrini ve Shoshana Zuboff’un ‘gözetim kapitalizmi’ kavramını da yeniden gündeme taşıyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kameralı gözlüklerle alınan görüntüler kişisel veri sayılır mı?</strong></p>

<p>Türkiye’de yürürlükte olan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na (KVKK) göre, kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin kişisel veri sayıldığına vurgu yapan Prof. Dr. And Algül, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu kapsamda, yüz görüntüsü, ses kaydı, konum bilgisi içeren görüntüler kişisel veri olarak değerlendiriliyor. Özellikle yüz görüntüsü ve ses kaydı, kişinin kimliğini doğrudan ortaya koyabildiği için biyometrik veri kapsamında değerlendirilebiliyor ve özel nitelikli kişisel veri statüsüne giriyor. KVKK’ya göre kameralı gözlük kullanan bireyler, açık rıza almadan kayıt yapmamalı, özel alanlarda (ev, okul, hastane gibi) görüntü almaktan kaçınmalı, kaydedilen verileri amacı dışında kullanmamalı, görüntüleri izinsiz paylaşmamalı. Aksi durumların hem idari hem de cezai sorumlulukları ortaya çıkabiliyor.”</p>

<p><strong>Sosyal medyada paylaşım ve sonuçları</strong></p>

<p>Kameralı gözlüklerle çekilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasının, kişilik haklarının ihlali, dijital linç, yanlış bağlamda kullanım ve veri güvenliği ihlalleri gibi ciddi riskleri ortaya çıkardığını ifade eden Prof. Dr. Algül, “Özellikle kamusal alanlarda çekilen görüntülerin bağlamından koparılarak paylaşılması, bireyler için itibar kaybına yol açabiliyor.” dedi.</p>

<p><strong>Gizli çekim ve dijital taciz riski… </strong></p>

<p>Uzmanların, kameralı gözlüklerin gizli çekim ve dijital taciz amacıyla kötüye kullanılabileceği uyarısında bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. And Algül, “Kadınlar ve çocuklar açısından bu cihazlar habersiz görüntü alma, takip ve gözetleme ve dijital şiddet ve taciz risklerini artırabiliyor. Bu durum, teknolojik ilerlemenin toplumsal cinsiyet ve çocuk güvenliği perspektifiyle birlikte ele alınması gerekliliği konusunu karşımıza çıkarıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kameralı gözlük kullananlar nelere dikkat etmeli?</strong></p>

<p>“Kameralı gözlük kullanmak isteyenler, görünür bir şekilde cihazın kullanımda olduğunu ve kayıt aldığını belirtmeli, kalabalık ve özel alanlardan kayıt almamaya özen göstermeli, konuya ilişkin hukuki sorunlar ve sınırların farkında olmalı, çekilen görüntülerdeki kişilerden paylaşım öncesi açık rıza metni alınmasına önem vermeli.” diyen Prof. Dr. Algül, “Kameralı gözlüğün izinsiz kullanımı fark edildiğinde kayıt yapan uyarılmalı, alınan kayıtların delil olacak nitelikte belgelenmesi, ihtiyaç halinde kolluk kuvvetlerine, savcılığa ve KVKK’ya konu iletilmeli.” şeklinde uyarıda bulundu.</p>

<p><strong>Kameralı gözlük teknoloji mi, sınır ihlali mi?</strong></p>

<p>Prof. Dr. And Algül, “Kameralı gözlükler, doğru kullanıldığında yaratıcı üretim ve iletişim açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak kontrolsüz kullanım, bu cihazları mahremiyet ihlali ve gözetim aracı haline getiriyor. Asıl mesele kameralı gözlüğün sunduğu imkanlarla görüntüleri teknik ve uygulama açısından elde edebilmek değil, konu teknoloji değil; konu etik, hukuki bilinç ve kullanıcı sorumluluğu olarak karşımıza çıkıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:12:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-1775646778.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-30620</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-30620</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>

<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>

<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>

<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>

<ul>
	<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>

<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>

<ul>
	<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>

<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>

<ul>
	<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>

<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>

<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>

<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>

<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>

<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:12:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-1775646768.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar için kullanılabilir!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-icin-kullanilabilir-30606</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-icin-kullanilabilir-30606</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin nasıl uygulandığı, hangi durumlarda etkili ve güvenli olduğu ile hangi alanlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Hipnoterapi bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir! </strong></p>

<p>Hipnoterapide kişinin dikkatinin en üst seviyede yoğunlaştığında ‘trans’ hali oluştuğunu dile getiren Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Birey telkinlere daha açık hale gelir. Ancak her bireyin hipnoterapiye verdiği yanıt farklıdır. Bazı kişiler kolaylıkla hipnotik etki altına girerken, bazılarında bu süreç daha uzun sürebilir.” dedi.</p>

<p>Ağır psikiyatrik vakalarda önceliğin her zaman psikiyatrik muayene ve tedavi olduğunu kaydeden Öztekin, “Hipnoterapi ise bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir. Pozitif semptomların görüldüğü dezorganize psikoz vakalarında, verilen telkinleri algılayamayacak düzeyde ağır zeka geriliklerinde, yaşlılık ve travmalara bağlı beyin fonksiyon bozukluklarında, 5 yaş altı çocuklarda ve işitme engelli bireylerde hipnoterapi uygulanması uygun değildir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Psikoz vakalarında hipnoterapi çok daha dikkatli uygulanmalı! </strong></p>

<p>Psikoz vakalarında ise hipnoterapinin çok daha dikkatli uygulanması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu noktada uygulayıcının hem hipnoterapist hem de uzman bir klinisyen olması önemlidir.” dedi.</p>

<p>Uzmanın, risk faktörlerini değerlendirerek uygun gördüğü takdirde hastayı hipnoterapiye yönlendirdiğini aktaran Öztekin, “Hastanın remisyonda olması ve telkinleri alabilecek durumda bulunması da önem taşır. Bu tür vakalarda derinlemesine çalışmalardan ziyade, daha çok destekleyici ve ego güçlendirici telkinler tercih edilir.” bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Hipnoterapi, birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir! </strong></p>

<p>Hipnoterapinin kullanılabildiği alanlara değinen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, şunları söyledi:</p>

<p>“Duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar), anksiyete bozuklukları (kontrol edilemeyen kaygı, korku, panik, gerilim ve sıkıntı), somatoform bozukluklar, yeme bozuklukları (obezite, anoreksiya, bulimia), uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, psikoz (remisyon döneminde), tikler, kekemelik, gece idrar kaçırma, bağımlılıklar (sigara, alkol, madde, kumar, sanal bağımlılıklar), fobiler, travmalar, travma sonrası stres bozukluğu ve performans kaygısı gibi birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir.”</p>

<p><strong>Kişisel gelişim ve eğitim alanında da hipnoterapiden yararlanılabilir! </strong></p>

<p>Kişisel gelişim alanında da hipnoterapiden yararlanılabildiğine işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Kendine güvensizlik ve özgüven eksikliği, sosyal ortamlarda aşırı heyecan ve korku, topluluk önünde konuşamama, göz teması kuramama, ‘herkes bana bakıyor’ düşüncesi, karşı cinsle ilişkilerde yaşanan sorunlar, kendini kontrol edememe, aşırı tepkiler verme, duygu ve düşünceleri ifade etmede zorluk, titreme, terleme, kekeleme, kızarma, öfke kontrol problemleri ve dürtüsellik gibi durumlarda hipnoterapi destekleyici olabilir. Ayrıca sporda performans artırma amacıyla da kullanılabilir.” dedi.</p>

<p>Öztekin ayrıca hipnoterapinin, eğitim alanında ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, dikkat süresinin kısalığı, çabuk sıkılma, ders ya da öğretmeni sevmeme gibi sorunların yanı sıra algılama, anlama, hafızaya alma, öğrenme ve bilgiyi hatırlama gibi bilişsel süreçlerin daha verimli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Hipnoterapi yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanmalı! </strong></p>

<p>Hipnoterapi uygulamasının, onaylı özel kurumlar ya da üniversiteler tarafından verilen eğitimleri tamamlamış ve bu alanda belge sahibi kişiler tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bununla birlikte hipnoterapinin yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanması gerekir. İnsan psikolojisi konusunda yeterli uzmanlığa sahip olmayan kişilerin vereceği yanlış telkinler, ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle hipnoterapinin etkili ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesi için uygulayıcının hem psikoloji hem de hipnoterapi alanında eğitimli, donanımlı ve deneyimli olması büyük önem taşır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 22:17:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/04/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-icin-kullanilabilir-1775330225.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-30571</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-30571</guid>
                <description><![CDATA[Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90’ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90’ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>

<p><strong>50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor</strong></p>

<p>Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluşur ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başlar. Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir.</p>

<p><strong>Bu belirtileri görmezden gelmeyin</strong></p>

<p>Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmayabilir ve kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler aşağıdaki gibidir;</p>

<ul>
	<li>Dışkıda kan görülmesi</li>
	<li>Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme)</li>
	<li>Karın ağrısı veya kramplar</li>
	<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
	<li>Yorgunluk ve halsizlik </li>
</ul>

<p>Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır.</p>

<p><strong>Kolon kanserinden korunmak için bunlara dikkat edin;</strong></p>

<p>Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Aşağıdaki maddeleri uygulayarak riskinizi önemli oranda azaltabilirsiniz:</p>

<ol>
	<li><strong>Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin:</strong> Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür.</li>
	<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong>: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir.</li>
	<li><strong>Kilonuzu kontrol altında tutun:</strong> Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin.</li>
	<li><strong>Düzenli egzersiz yapın:</strong> Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir.</li>
	<li><strong>Tarama testlerini ihmal etmeyin:</strong> 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın.</li>
	<li><strong>Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının:</strong> Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk yaratabilir.</li>
</ol>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:25:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-1774873529.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-30557</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-30557</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>İş, uyku veya ilişkiler bozuluyorsa dijital detoks zamanı gelmiş demektir!</strong></p>

<p>Dijital detoksun, tablet, bilgisayar, televizyon ve diğer dijital cihazlardan bilinçli olarak uzak kalınan süreyi ifade ettiğini aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Sosyal işlevsellikte, mesleki yaşamda, romantik ilişkilerde, uyku düzeninde veya iştahımızda bozulmalar gözlemlediğimizde, dijital detoks zamanı gelmiş demektir. Aksi takdirde ekran bağımlılığı hayat kalitemizi ciddi şekilde düşürebilir.” dedi.</p>

<p><strong>İş sonrası cihazlardan uzak durmak tükenmişliği önler!</strong></p>

<p>Ekran karşısında çalışanlar için dijital detoksun, özellikle iş dışındaki zamanlarda cihazlardan uzak kalmayı içerdiğini dile getiren Çağrı Akyol Çevirir, “İş bitiminde, telefon ve diğer dijital mecralardan uzak durmak, tükenmişlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz durumların önüne geçer.” dedi.</p>

<p>Kişinin, kendini yalnızca işi üzerinden tanımlamaması gerektiğine işaret eden Çevirir, şunları söyledi:</p>

<p>“Hayatında dingin ve tatminkâr hissetmek, işine de olumlu yansır. Uzun ekran kullanım süreleri, uyku döngüsünü bozabilir ve haz odaklı, tüketim temelli bir yaşam biçimine yönlendirebilir. Sosyal medyada kısa videolar ve sürekli içerik tüketimi, dikkati odaklamayı zorlaştırır ve kişiyi sürekli bir haz arayışına sokar. Bu durum, uyku, sosyal ilişkiler, romantik ilişkiler, egzersiz ve yemek alışkanlıkları gibi temel yaşam alanlarından feragat edilmesine yol açabilir. Örneğin yemek yerken telefonu başucuna koymak, yemeğin tadını çıkarmayı engeller ve yemek deneyimi de tüketim odaklı hale gelir.”</p>

<p><strong>Ekran süresi, serotonin ve dopamin dengesi için sınırlandırılmalı!</strong></p>

<p>Minimalizmin, dijital detoksta azaltmayı veya tamamen kesmeyi ifade ettiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bağımlılık ciddi ise ani kesme zorlayıcı olabilir; bunun yerine azaltarak başlamak daha yönetilebilir bir yöntemdir.” dedi.</p>

<p>Kişinin, sosyal medya veya dijital mecraları belirli saatlerde kullanmayı, spor, sosyal etkileşim ve diğer aktiviteleri planlamayı tercih edebileceğini aktaran Çevirir, “Böylece, ‘rebound etkisi’ denilen, uzun süre yoksun kaldıktan sonra aşırı tüketme riski azalır. Sosyal medya ve ekran kullanım süresi, izin verdiğimiz ölçüde üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere sahiptir. Uzun süreli ekran kullanımı, REM uykusuna geçişi zorlaştırabilir ve geç saatlerde acıkmaya yol açabilir. Beyin ve bağırsak arasındaki ilişki, serotonin ve dopamin dengesi açısından da ekran süresinin sınırlanmasını gerektirir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Dijital detoks, odaklanma ve uyku kalitesini artırmada etkili bir araç! </strong></p>

<p>İnternet ve dijital cihazları özellikle iş için kullanmak gerekliyse, süreyi asgari düzeyde tutmanın önemli olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Akşam saatlerinde, gün boyunca telefondan çalıştıktan sonra tekrar cihazlara yönelmek, odaklanma ve enerji yönetiminde problemler yaratabilir. Dijital detoks, odaklanmayı artırmak, uyku kalitesini korumak, kaygı ve stresi yönetmek ve bilişsel becerileri sürdürmek için etkili bir araçtır. Bu süreç, birebir sosyal ilişkilerle desteklendiğinde hem kişisel hem de profesyonel yaşamda verimliliği artırır.” bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Aşırı dijital içerik, çocukların dikkat, sosyal ilişkiler ve akademik performansını olumsuz etkileyebilir!</strong></p>

<p>Çocuk ve ergenlerde uzun süreli ekran kullanımının, gelişimsel açıdan bazı riskler taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu dönemde çocukların kendi kendilerini oyalayabilme ve boşluklara tahammül etme becerileri gelişmelidir. Aşırı dijital içerik, bu becerilerin gelişimini engelleyebilir ve dikkat eksikliği, hiperaktivite, sosyal ilişkilerde zayıflık veya akademik performansta düşüş gibi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Sosyal medyada onaylanma ve beğenilme ihtiyacının, gerçek yaşamda elde edilemeyen tatmini telafi etmeye çalıştığını vurgulayan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ancak bu tatmin geçici ve yüzeyseldir. Gerçek sosyal ilişkiler, bireyin sorumluluk almasını, bazı şeylerden feragat etmesini ve kendi duygularını düzenleyebilmesini sağlar. Dijital dünyadan uzaklaşıp, gerçek yaşamın içinde olmak kişisel gelişim ve zihinsel sağlık açısından oldukça önemlidir.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 18:06:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-1774623999.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-30549</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-30549</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi. Yaşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</span></span></span> Y</b><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>aşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 25-31 Mart Kalp Haftası kapsamında kalp sağlığının korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kalp ve damar hastalıkları, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının kanserle birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Sadece hayatı tehdit etmekle kalmayan bu hastalık grubu, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyebilen çeşitli rahatsızlıklardan meydana geliyor.  Bu rahatsızlıklar genel olarak kalp damar tıkanıklığı, boyun ve bacak damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve kapak hastalıkları ile kalp ritim bozukluklarından oluşmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kalp hastalıkları, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Bu hastalıkların bir kısmının önlenebilir olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan olabilmekle birlikte birçoğu sonraki tercihlerimiz neticesinde oluşmaktadır. Örneğin kalp krizine baktığımız zaman buna birçok sebep etki ederken bu sebeplerin yüzde 90’ı değiştirilebilir faktörlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle yüzde 90’ı bizim yanlış tercihlerimiz neticesinde oluyor. Belki genetik risklerden kaçamayız ama yaşam tarzı alışkanlıklarımızla bunların bir çoğunluğunun önüne geçmek mümkün” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Her üç ölümden biri kalp damar hastalıklardan kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin verilere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>“Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden biri kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Yıllık olarak baktığımızda bir yetişkinin kalp krizi riski ülkemizde yüzde 0,5-1 arasında gözükmektedir. Kalp damar hastalıklarının yanına ritim bozukluklarını, kalp yetmezliklerini ve kapak hastalıklarına da eklersek ülkemizde yaklaşık 5 milyon kalp damar hastası olduğu düşünülmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yaşam tarzı en önde gelen risk faktörleri arasında yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının bu denli yaygın olmasının ana sebeplerinden birinin yaşam tarzı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımız zaman Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarının daha sık olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, maalesef bizim tercihlerimiz. Biz Avrupa’nın en çok sigara içen ülkesiyiz ve en obez ülkesiyiz. Bunun yanında düzenli spor alışkanlığı en düşük ülkeyiz. Hal böyle olunca kalp damar hastalıkları majör risk faktörleri arasında yer alan bu faktörler, ülkemizde daha çok kalp damar hastalıklarının görülmesinde başı çeken sebepler olarak öne çıkıyor. Bunların dolaylı etkileri olarak da hipertansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol bozuklukları meseleyi daha da olumsuz hale getiriyor. Bilimsel gerçekler bu denli ortadayken ve ülke olarak son derece olumsuz birinciliklerimiz varken kalp damar hastalığı yönünden ortalama bir Avrupa vatandaşına göre çok daha riskliyiz” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>40 yaş sonrası kardiyoloji kontrolleri yaptırılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için alınacak tedbirlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>“Kalp ve damar hastalıklarında değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri vardır. Dolayısıyla her şeyden önce yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir. Bunun yanında günümüz teknolojisiyle kalp damar hastalıkları çok erken dönemde yakalanabilmektedir. 40 yaş sonrası yaptırılacak kardiyoloji kontrolleri, olumsuz bir sürprizle karşılaşmadan büyük oranda kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 22:17:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-1774552631.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-30548</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-30548</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özel gereksinimli çocuklarda diş sağlığının koruyucu yöntemlerle nasıl yönetilebileceği ve gerektiğinde uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Amaç, çürük oluşmadan önce gerekli önlemlerin alınabilmesi!</strong></p>

<p>Özel gereksinimli çocuklarda diş tedavileri planlanırken, daha çok koruyucu uygulamalara odaklanıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Amacımız, çürük oluşmadan önce gerekli önlemleri alabilmek. Bu nedenle özel gereksinimi olan çocukları, ilk dişleri çıktığı andan itibaren düzenli aralıklarla klinikte görmek istiyoruz.” dedi.</p>

<p>Bu süreçte minimal invaziv denilen uygulamaların ön plana çıktığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Flor vernik uygulamaları ve doğru diş fırçalama alışkanlıklarıyla, çürük henüz oluşmadan durumu kontrol altına almayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Genel anestezi ile tüm diş tedavileri tek seansta tamamlanabiliyor! </strong></p>

<p>Tüm bu önlemlere rağmen çürüğün engellenememesi ve çocuğun ağrı yaşamaya başlaması durumunda atılan adımlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, şöyle devam etti:</p>

<p>“Koltukta işlem yapılması çok zorsa, bu durumda genel anestezi uygulamalarına başvurulabiliyor. Çocuk ameliyathane ortamında uyur pozisyondayken, tüm diş tedavilerini tek seansta tamamlanabiliyor. Bu yöntem, hem çocuğun konforu hem de tedavinin sağlıklı şekilde tamamlanması açısından önemli bir avantaj sağlıyor.”</p>

<p><strong>Ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi için aileyle birlikte çalışılmalı! </strong></p>

<p>Tedavi sonrasında ise sürecin bitmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Düzenli kontrollerle birlikte aileyle bir yolculuğa çıkılıyor. Bu süreçte nasıl fırçalanmalı, hangi ürünler kullanılmalı gibi konularda birlikte ilerleniyor ve çocuğun ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.” dedi.</p>

<p>Diş fırçası ve macununun yanı sıra, özel gereksinimli çocuklarda ağız duşu kullanımını da öneren Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ağız duşu; küçük bir deposu olan, su tabancasına benzer şekilde tazyikli su fışkırtan bir cihazdır. Evde kullanım için oldukça pratik bir yardımcıdır. Tercihen banyodan önce, duşakabin içinde ya da uygun bir ortamda diş aralarına tazyikli su uygulanarak temizlik sağlanabilir. Ardından banyo yapılmasıyla birlikte hem diş hem de vücut temizliği bir arada tamamlanmış olur. Bu şekilde evde ağız bakımını daha da güçlendirmek mümkün olur.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 22:17:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-1774552621.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başkan Sadıkoğlu’ndan Ramazan Bayramı mesajı</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/baskan-sadikoglundan-ramazan-bayrami-mesaji-30512</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/baskan-sadikoglundan-ramazan-bayrami-mesaji-30512</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Ramazan Bayramı dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Başkan Sadıkoğlu, mesajında şu ifadelere yer verdi;</p>

<p>“Toplumsal yaşamımızda önemli yeri bulunan, barışın, birlik ve beraberlik anlayışının en yüksek düzeyde yaşandığı bu özel günlerden biri olan Ramazan Bayramı’na ulaşmanın sevincini yaşıyoruz.</p>

<p>Mübarek ramazan ayı boyunca yerine getirdiğimiz dini vecibelerin yanı sıra sosyal sorumluluk ve dayanışma bilinciyle, yardıma ve desteğe muhtaç insanlara şefkat elimizi ulaştırmaya çalıştık.</p>

<p>Bayramlarda yaşanan en güzel paylaşımlardan birisi de büyüklerimizi, hasta, yaşlı ve muhtaç vatandaşlarımızı, aziz şehitlerimizin ailelerini ve kahraman gazilerimizi ziyaret etmek, onların gönüllerini alarak daima yanlarında olduğumuzu hissettirmektir.</p>

<p>Bu duygu ve düşüncelerle Ramazan Bayramı’nın üyelerimize, şehrimize ülkemize ve tüm İslam âlemine barış, huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum. Ramazan Bayramınızı kutluyorum.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 15:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/baskan-sadikoglundan-ramazan-bayrami-mesaji-1773923787.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Battalgazi Belediyesi Zabıtası’ndan Bayram Denetimi</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/battalgazi-belediyesi-zabitasindan-bayram-denetimi-30504</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/battalgazi-belediyesi-zabitasindan-bayram-denetimi-30504</guid>
                <description><![CDATA[Battalgazi Belediyesi Zabıta Müdürlüğü, Ramazan ayı boyunca sürdürdüğü denetimlerini bayram öncesinde yoğunlaştırdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Battalgazi Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Ramazan ayı süresince ilçe genelinde yürüttüğü denetim çalışmalarını yaklaşan bayram öncesinde artırdı. Vatandaşların güvenli ve sağlıklı alışveriş yapabilmesi amacıyla gerçekleştirilen denetimler, özellikle yoğunluğun arttığı alanlarda sıklaştırıldı.</p>

<p>Ekipler tarafından marketler, semt pazarları, marketler, fırınlar ve pastanelerde kapsamlı kontroller yapıldı. Denetimlerde ürünlerin son kullanma tarihleri,&nbsp;hijyen&nbsp;koşulları, fiyat etiketleri ve gramaj uygunluğu gibi kriterler titizlikle incelendi. Özellikle bayram öncesi tüketimi artan gıda ürünlerine yönelik kontroller ön plana çıktı. Yapılan çalışmalarla hem vatandaş sağlığının korunması hem de haksız kazancın önüne geçilmesi hedeflenirken, kurallara uymayan işletmelere gerekli uyarılar yapıldı ve mevzuat kapsamında işlem uygulandı. Battalgazi Belediyesi, bayram sürecinde de denetimlerini aralıksız sürdürmeyi planlıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 14:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/battalgazi-belediyesi-zabitasindan-bayram-denetimi-1773832824.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AK Parti Malatya İl Teşkilatı O Saldırı İçin Ne Dedi?</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/ak-parti-malatya-il-teskilati-o-saldiri-icin-ne-dedi-30493</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/ak-parti-malatya-il-teskilati-o-saldiri-icin-ne-dedi-30493</guid>
                <description><![CDATA[Esenlik Müdürü Veysel Tay ve Karısı Fatma Tay’ın özel bir okulda görevli kadın öğretmene saldırı düzenlemesine tüm ülke tepki verirken, AK Parti Malatya İl Teşkilatı günler sonra ‘Ne şiş yansın, ne kebap’ tarzında bir açıklama ile sessizliğini bozdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Malatya İl Başkanı Ali Bakan, Malatya’da bir özel okulda yaşanan ve kamuoyunda tartışmalara neden olan olayla ilgili yazılı bir açıklama yayımladı.</p>

<p>İl Başkanı Bakan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve bir özel eğitim kurumunda yaşanan öğretmene yönelik saldırı olayı ile ilgili çeşitli değerlendirmelerin ve yorumların yapıldığı görülmektedir.</p>

<p>Her şeyden önce altını özellikle çizmek isterim ki, şiddetin hiçbir türlüsü kabul edilemez ve asla meşru görülemez. Hele ki ilimin, irfanın ve eğitimin yuvası olan bir ortamda bir öğretmene yönelik şiddet toplum vicdanını yaralayan, kabul edilmesi mümkün olmayan bir durumdur. Geleceğimizi emanet ettiğimiz evlatlarımızı yetiştiren öğretmenlerimiz; sabrın, emeğin ve fedakârlığın temsilcileridir. Bu nedenle eğitim camiamızın kıymetli mensuplarına yönelen her türlü saldırıyı açıkça kınıyor, eğitim ortamlarının saygı, güven ve huzur içinde korunmasının hepimizin ortak sorumluluğu olduğunu ifade etmek istiyorum.</p>

<p>Yaşanan bu hadise münferit bir olaydır ve konu yargıya intikal etmiş olup adli süreç işlemektedir. Tarafların karşılıklı olarak hukuki yollara başvurduğu ve meselenin mahkeme süreci içerisinde değerlendirileceği bilinmektedir.</p>

<p>Ancak yaşanan bu münferit hadisenin siyasi tartışmaların konusu haline getirilmesi, şahıslar üzerinden kurumların hedef alınması ve konunun Malatya Büyükşehir Belediyesi ile Esenlik şirketi üzerinden bir tartışma zemini oluşturacak şekilde gündemde tutulmaya çalışılması doğru bir yaklaşım değildir. Olayın, söz konusu kurumların faaliyetleriyle veya belediyemizin kurumsal hizmetleriyle bir ilgisi bulunmamaktadır.</p>

<p>Şehrimizin enerjisinin ve kamuoyunun gündeminin, bireysel bir olay üzerinden kurumları yıpratmaya dönük tartışmalarla meşgul edilmesi ne şehrimize ne de hemşehrilerimize fayda sağlayacaktır.</p>

<p>Bizler, hukuka saygı duyan bir anlayışla yargı sürecinin sonucunu beklemenin en doğru yaklaşım olduğuna inanıyoruz. Adaletin tecelli edeceğine olan inancımız tamdır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 17:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/ak-parti-malatya-il-teskilati-o-saldiri-icin-ne-dedi-1773672619.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram ziyaretleri duygusal dayanıklılığı arttırıyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-30467</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-30467</guid>
                <description><![CDATA[İnsan doğası gereği başkalarıyla bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Bayramlar da insanların sevdikleriyle bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirdiği özel zamanlardır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayramların ruhsal iyilik hali için önemli bir fırsat sunduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Ailemizle, arkadaşlarımızla ya da sevdiklerimizle bir araya gelmek yalnız olmadığımızı düşündürerek bizi güvende hissettirir. Bu nedenle bayramları sadece tatil olarak değil sosyal bağların güçlendiği zamanlar olarak da görmek gerekir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Günümüzde iletişimin önemli bir kısmının dijital kanallar üzerinden gerçekleştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Oysa yüz yüze iletişim, duyguların daha net ifade edildiği ve karşılıklı bağın daha güçlü kurulduğu bir iletişim biçimidir. Bayram ziyaretleri insanların fiziksel olarak bir araya gelmesine ve sosyal bağların güçlenmesine katkı sağlar. Güçlü sosyal ilişkiler de bireylerin zorlayıcı durumlarla başa çıkma kapasitesini artırarak duygusal dayanıklılığa katkı sağlar. Aynı zamanda sevdiklerimizle birlikte zaman geçirmek stres ve kaygı gibi olumsuz duyguların azalmasına da yardımcı olabilir” dedi.</p>

<p><strong>Bayram ziyaretlerinde karşılıklı anlayış önemli</strong></p>

<p>Bayram buluşmalarında aileler arasındaki geçmiş kırgınlıkların ya da hassas konuların zaman zaman gündeme gelebileceğine de değinen Unutmaz, “Sevdiklerimizle iletişim kurmak kadar, iletişimi anlayışlı ve saygılı bir yaklaşımla sürdürebilmek de çok önemli. Karşımızdakini anlamak için dinlemek ve tartışmaya yol açabilecek konulardan mümkün olduğunca uzak durmak daha huzurlu bir bayram ortamı oluşmasına yardımcı olabilir. Küçük jestler, samimi sohbetler ve iki taraflı anlayış bayram ziyaretlerinin daha sıcak ve keyifli geçmesini sağlar” dedi.</p>

<p><strong>Kişi hem kendine hem sevdiklerine zaman ayırmalı</strong></p>

<p>Bayramın pek çok kişi için günlük iş temposu arasında kısa bir mola anlamına geldiğini dile getiren Unutmaz, “Bu tür kısa tatiller zihinsel yorgunluğun azalmasına ve kişinin kendini daha yenilenmiş hissetmesine yardımcı olabilir. Bayramın yarattığı olumlu ruh halini sürdürebilmek için ise günlük yaşamda da sosyal bağları canlı tutmak önemli. Sevdiklerimizle iletişimde kalmak, küçük paylaşımlar yapmak ve kendimize dinlenmek için zaman ayırmak ruhsal iyilik halini destekleyebilir. Bu küçük ama düzenli adımlar, yoğun yaşam temposu içinde kişinin kendini daha dengede hissetmesine katkı sağlar” bilgisini verdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-1773258433.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gülüş tasarımında amaç estetik ve fonksiyon!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-30466</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-30466</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, gülüş tasarımı ve süreçleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gülüş tasarımının, yalnızca dişlerin görünümünü değiştiren bir uygulama olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Hastanın yüz yapısı, karakteri ve fonksiyonel ihtiyaçlarıyla uyumlu olacak şekilde planlanan kapsamlı bir estetik ve fonksiyonel tedavi sürecidir. Bu süreçte doğru analiz, planlama ve uygulama adımları büyük önem taşır.” dedi.</p>

<p>Gülüş tasarımında ilk adımın, hastanın detaylı kayıtlarının alınması olduğunu aktaran&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Didinen, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu aşamada ölçüler, dijital taramalar, fotoğraflar ve gerekirse videolar kaydedilir. Bu kayıtlar sayesinde hastanın mevcut ağız yapısı ve gülüş dinamikleri ayrıntılı biçimde analiz edilir. İkinci adımda hastanın yüz yapısı değerlendirilir. Yüzün şekli, uzunluğu, genişliği ve genel simetrisi incelenerek hastaya en uygun diş formu planlanır. Gülüş tasarımının başarılı olabilmesi için dişlerin yüzle uyumlu olması büyük önem taşır. Üçüncü adım, ‘pembe estetik’ olarak adlandırılan diş eti değerlendirmesidir. Diş etlerinin formu, rengi ve dişlerle olan uyumu estetik sonuç açısından belirleyici rol oynar. Eğer diş etlerinde estetik ya da sağlık açısından sorunlar varsa, tasarım aşamasından önce gerekli tedaviler uygulanır.</p>

<p>Dördüncü adımda hastanın karakterine ve yüz tipine uygun diş formu belirlenir. Bu aşamada seçilen diş formları uygun materyallerle birleştirilerek tasarım oluşturulur. Son adım ise uygulama aşamasıdır. Bu süreçte yapılan tasarımın hastanın çiğneme fonksiyonlarına ve günlük kullanımına uygun olup olmadığı kontrol edilir. Böylece hem estetik hem de fonksiyonel açıdan dengeli bir sonuç elde edilir.”</p>

<p><strong>Amaç, dişlerdeki şekil ve form bozukluklarını düzeltmek!</strong></p>

<p>Gülüş tasarımının çoğu zaman dişlerin renginin değiştirilmesiyle ilişkilendirildiğini ancak uygulamanın kapsamının bununla sınırlı olmadığını kaydeden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Renk değişimi tedavinin önemli hedeflerinden biri olabilir ancak asıl amaç, dişlerdeki şekil ve form bozukluklarını da düzeltmektir.” dedi.</p>

<p>Bu sayede dişleri çok kısa, çok uzun, kırık ya da çapraşık olan hastalarda estetik açıdan daha dengeli bir görünüm elde edilebildiğini dile getiren&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Didinen, gülüş tasarımıyla hastanın yüz yapısına uygun yeni diş formları oluşturulabileceği ve kişinin memnun olmadığı estetik problemlerin giderilebileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Kişinin genel karakteri diş formunun belirlenmesinde etkili olabilir!</strong></p>

<p>Gülüş tasarımının uygulanma yönteminin genel olarak benzer olsa da elde edilen sonuçların her hastada farklı olduğuna işaret eden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Çünkü yüzün şekli, uzunluğu, yuvarlaklığı veya köşeli yapısı tasarım sürecini doğrudan etkiler.” dedi.</p>

<p>Bu nedenle hastanın yüz tipi doğru şekilde analiz edilmesi gerektiğini ifade eden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Didinen, “Tasarım buna göre planlanmalıdır. Ayrıca kişinin genel karakteri de diş formunun belirlenmesinde etkili olabilir. Amaç, hem yüz yapısıyla hem de kişinin genel görünümüyle uyumlu doğal bir gülüş elde etmektir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Estetik gülüşte diş eti sağlığı da dişler kadar önemli!</strong></p>

<p>Estetik bir gülüşün yalnızca dişlerin görünümüyle sınırlı olmadığını vurgulayan&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Diş etlerinin sağlığı ve estetik durumu da en az dişler kadar önemli.” dedi.</p>

<p>Diş etleri ve çevresindeki kemik dokusunun dişlerin sağlamlığını destekleyen önemli yapılar olduğunu hatırlatan&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Didinen, “Bunun yanı sıra diş etlerinin rengi, formu, seviyesinin dengesi ve şişkinliği gibi faktörler de gülüş estetiğini doğrudan etkiler. Bu nedenle gülüş tasarımında diş eti sağlığı mutlaka değerlendirilir ve gerekirse tedavi edilir. Gülüş tasarımından sonra elde edilen estetik ve fonksiyonel sonuçların uzun süre korunabilmesi için düzenli bakım gerekir. Bu bakım iki şekilde gerçekleştirilir: bireysel bakım ve profesyonel bakım. Bireysel bakım, hastanın hekimin önerdiği ağız bakım rutinlerini düzenli şekilde uygulamasını kapsar. Profesyonel bakım ise hastanın belirli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gelmesi ve yapılan restorasyonların durumunun değerlendirilmesiyle sağlanır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Başarılı gülüş tasarımı, yüzle uyumlu diş planlaması gerektirir!</strong></p>

<p>Gülüş tasarımının önemli avantajlarından birinin, tedavi başlamadan önce hastaya olası sonucun gösterebilmesi olduğunu aktaran&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Bu amaçla ‘mock-up’ olarak adlandırılan geçici uygulamalar yapılabilir. Bu yöntem sayesinde hastaya herhangi bir kalıcı işlem yapılmadan önce tasarlanan gülüş geçici protezlerle gösterilir. Hasta bu görünümü belirli bir süre deneyimleyebilir ve tedaviye devam edip etmeye bu aşamada karar verebilir. Böylece ‘tedavi sonunda dişlerim nasıl görünecek?’ kaygısı büyük ölçüde ortadan kalkar.” dedi.</p>

<p>Gülüş tasarımında yalnızca dişlerin değil, yüzün tamamının değerlendirildiğini yineleyen&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Dudak yapısı, yüz hatları ve mimikler gülüşün estetik algısını doğrudan etkiler. Bu nedenle yüz yapısıyla uyumlu olmayan bir diş formu, tek başına ne kadar estetik olursa olsun doğal bir görünüm oluşturmayabilir. Başarılı bir gülüş tasarımında yüzün tüm ölçümleri dikkatle analiz edilmeli ve hastaya en uygun diş karakterizasyonu planlanmalıdır.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-1773258398.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-30433</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-30433</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk çağında görülen ve duruş bozukluklarına yol açan nörolojik bir hastalık olarak bilinen Serebral Palsi (SP), beraberinde önemli ortopedik sorunları da getirebiliyor. En sık karşılaşılan sorunların başında, spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan denge sorunları,  kalça çıkığı ve omurga deformiteleri geliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Rafik Ramazanov, serebral palsili çocuklarda görülen ortopedik sorunlar hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Yürüme ve duruş bozuklukları sık görülüyor</strong></p>

<p>Serebral palsinin ağırlık derecesine bağlı olarak farklı sorunların görülme oranları da farklılık gösterebilmektedir. En sık karşılaşılan sorunlar spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan yürüyüş ve denge sorunları, eklemlerde kontraktürler (eklem hareketliliğini etkileyen kasların, tendonların, bağların veya derinin kalıcı olarak gerilmesi veya kısalması) deformiteler, kalça çıkığı ve omurga ve ayak deformiteleridir. Hastalığın şiddetine bağlı olarak kalça çıkığı görülme oranları %15-20’den %75’lere kadar çıkabilir. Aynı şekilde, omurga deformitelerinin de görülme sıklığı hastalığın şiddeti arttıkça artmakta ve en şiddetli şeklinde %85’lerin üzerine çıkmaktadır. Bu sorunların görülme sıklığı Kaba Motor Sınıflama Sistemi derecesi arttıkça (GMFCS I-V) artış göstermektedir. </p>

<p><strong>Bu 5 belirtiyi hafife almayın!</strong></p>

<p>Aileler genelde bir Fizik Tedavi doktoru yönlendirmesi sonrasında Çocuk ortopedistine başvurmaktadır. Erken çocukluk döneminde bu belirtiler var ise mutlaka uzmana başvurulması gerekmektedir;</p>

<ol>
	<li>Çocuğun tonusunda artma veya azalma </li>
	<li>Yürüyen çocuklarda parmak ucu yürüme</li>
	<li>Dizlerde ve kalçalarda bükülme</li>
	<li>Perineal hijyen sırasında çocuğun kalçalarını açamama veya kalçaların açılma derecesinde bir asimetri ve ağrı </li>
	<li>Omurgada eğrilik </li>
</ol>

<p><strong>Zamanında müdahale edilmezse ilerliyor </strong></p>

<p>Uzun süre parmak ucunda yürüme, dengede bozulma, ayakaltında nasırlar, ayak kemiklerinde geriye döndürülemeyen taraklanma ile kalıcı hale gelebilir. Aynı şekilde müdahale edilmeyen diz ve kalça fleksiyon kontraktürleri, içe basmaya neden olan yüksek femoral anteversiyon gibi sorunlar beyin hasarı nedeni ile zaten denge sorunları olan çocukların yürüme dengesini iyice bozmaktadır. En önemli konuların başında kalça çıkığı ve omurga deformiteleri gelmektedir. Yürüyemeyen çocuklarda bile kalça ve omurga sorunlarının giderilmesi gerekmektedir. Tedavi edilmeyen omurga deformiteleri kaburgaların leğen kemiğine teması ile ağrılı hale gelir. Öte yandan artmış deformite ile batın ve göğüs kafesi hacimleri azalmaktadır. Göğüs kafesi hacminin azalması akciğer (solunum sorunları ve enfeksiyonlar) ve ilerledikçe de kalp sorunlarına neden olur. Aynı zamanda batın hacminin azalması beraberinde beslenme sorunlarını getirmektedir. Beslenme sonrasında gıda aspirasyonlarının görülme sıklığını artırmaktadır. </p>

<p><strong>Düzenli kalça muayenesi ihmal edilmemeli </strong></p>

<p>Bu hastaların büyük çoğunluğu fizik tedavi aldığı için sürekli profesyonel bir gözün takibinde olmaktadır. Bu yüzden SP’li hastaların tümü için rutin ortopedik muayene gerekmemektedir. Genel olarak, fizik tedavi doktorlarının ilerleyemediği, spastisite kontrolününün fizik tedavi ile sağlanamadığı veya kontraktürlerin geliştiği zamanlarda hastalar tarafımıza yönlendirilmektedir. Ama bundan bağımsız olarak kalça muayenesinin rutin olarak yapılması ve radyografilerle kalçanın durumunun kontrol edilmesi gerekir. GMFCS I ve II hastalara rutin filme gerek yoktur. Semptom varsa film görülmelidir. Ama GMFCS III, IV ve V hastalara 6 ayda bir klinik muayene ve yıllık radyografilerle kontrol edilmesi gerekir. Bu kontroller iskelet büyümesinin tamamlanmasına kadar sürdürülmektedir. </p>

<p><strong>Kişiye ve hastalığa özel tedavi planı uygulanıyor </strong></p>

<p>Serebral palsili çocuklarda var olan patolojiye yönelik ortopedik tedaviler uygulanmaktadır. Spastisite kontrolü için en sık kullanılan yöntemlerden bir tanesi kas içine Botulinium Toksini enjeksiyonudur. Bununla kas-sinir kavşağında geçici bir felç durumu sağlanır ve spastisite çözülür. Kontraktürler geliştikten sonra artık bu yöntem işe yaramamaktadır. Bu dönemde artık kas gevşetmeleri yapılması gerekir. Bazı ayak ve üst ekstremite deformitelerinde fazla çalışan tendonun tamamı veya bir kısmı alınarak transfer edilir. Kemiklerdeki deformiteler veya kas gevşetmesi ile düzeltilemeyecek deformiteler için kemik ameliyatları devreye girmektedir. Yine, kalça çıkığı için de hem kemik ameliyatı hem de yumuşak doku ameliyatının birlikte yapıldığı kombine cerrahiler uygulanmaktadır. Omurga deformiteleri gelişen hastalarda spinal enstrümantasyon ve füzyon ameliyatı yapılır. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 15:30:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-1772713816.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-30432</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-30432</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dünya Sağlık Teşkilatı’nın raporları okul şiddetinin küresel ölçekte arttığını gösteriyor. Siber zorbalık belirgin biçimde artıyor. Fiziksel şiddet bazı ülkelerde azalırken bazı ülkelerde artıyor. Türkiye’de de fiziksel şiddetin arttığı gözlemleniyor” dedi.</p>

<p><strong>Ergenlik dönemi nöropsikolojik olarak riskli bir evre</strong></p>

<p>Ergenlik döneminin beyin gelişimi açısından kritik bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, dürtü kontrolü ve karar verme süreçlerinin henüz tam olgunlaşmadığını ifade etti ve “Ergenlikte beynin prefrontal korteks dediğimiz, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgesi tam gelişmemiştir. Bu bölge beynin kaptan köşküdür. Bedensel gelişim ruhsal gelişimin önüne geçebilir. Bu nedenle ergenlik bazı literatürde ‘normal şizofrenik dönem’ olarak tanımlanır. Sıra dışı ve rasyonel olmayan davranışlar bu çağın doğasında vardır.” diye konuştu.</p>

<p>Ancak bu nöropsikolojik risklerin tek başına belirleyici olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukta adalet algısı varsa, sıcak, tutarlı ve sınır koyan ebeveynlik varsa, açık iletişim ortamı bulunuyorsa şiddet davranışı azalır. Adalet algısı zedelendiğinde çocuk kendini güvende hissetmez, ahlaki dışlanma yaşar ve şiddeti meşrulaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Hem evde hem okulda adalet algısı bozulursa risk artıyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuğun hem evde hem okulda adaletsizlik algısı yaşamasının şiddet riskini ciddi şekilde artırdığını ifade ederek, “Eğer çocuk hem evde hem okulda kendini haksızlığa uğramış hissediyorsa depresyon ve şiddet eğilimi daha da artar. Bir tarafta güvenli alan varsa denge sağlanabilir. Ancak iki alanda da zedelenme varsa risk büyür.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Açık iletişimin olmadığı, çocuğun zorla konuşturulduğu ya da baskı altında tutulduğu ortamlarda riskin arttığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, özgürlük ve özerklik ihtiyacı karşılanmayan çocuğun kendini tehdit altında hissettiğini ve bu durumun ahlaki kuralları dışlamasına yol açabildiğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk kendi ahlaki kurallarını oluşturmaya başlar ve şiddeti normalleştirir. Ailede, okulda ya da toplumda adalet algısının bozulması, şiddet artışında çok önemli bir rol oynar.” dedi.</p>

<p><strong>Ergen zaten nöropsikolojik olarak hazır değil</strong></p>

<p>Ergenlik döneminde beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks bölgesinin henüz tam olgunlaşmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, adaletsizlik algısının bu süreci daha da zorlaştırdığını söyledi ve “Ergen adaletsizliğe uğradığını düşündüğünde mantıksal ve duygusal muhakemeyi birlikte kullanarak sağlıklı karar verme kapasitesi zaten sınırlıdır. Bunun üzerine bir de madde kullanımı eklenirse risk katlanır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Alkol ve madde kullanımının beynin ön bölgesini devre dışı bıraktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde, en sağlıklı insanda bile beynin kaptan köşkü olan prefrontal korteksi baskılar. Kişi düşünmeden konuşur, düşünmeden davranır, birikmiş öfkesini kontrolsüz biçimde dışa vurur. Yanlış senaryolar üretir ve yanlış bir mağduriyet duygusu geliştirir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Bu mağduriyet algısının hem evde hem okulda yaşanması durumunda depresyon ve şiddet riskinin daha da arttığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer çocuk yalnızca bir alanda sorun yaşıyorsa diğer alan denge sağlayabilir. Ancak hem evde hem okulda adalet algısı zedelenmişse şiddet ihtimali yükselir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Madde kullanımının riski ciddi biçimde artırdığını da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde kullanan bir çocuğun okula gitmesi sakıncalıdır. Tedavi gören bir öğrencinin ‘okula gidebilir’ raporu olmadan okula dönmemesi gerekir.” dedi.</p>

<p><strong>Okul iklimi adalet algısıyla doğrudan bağlantılı</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, adalet algısının zedelenmesinin okul iklimini de olumsuz etkilediğini belirterek, “Açık, şeffaf, hesap verebilir ve sorgulanabilir bir sistem yoksa adalet algısı bozulur. Aidiyet duygusu zayıflar. Öğretmenle güven ilişkisi zarar görür. Öğrenci kendini güvende hissetmez.” diye konuştu.</p>

<p>Araştırmaların zorbalık eğilimleri ile okul iklimi arasında güçlü bir ilişki gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr.  Tarhan, adil kurallara sahip, herkese eşit davranan bir okul yönetiminin öğrencilerin güven duygusunu artırdığını ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, “Gençler sorunlarının çözülebileceğine inanırsa şiddete başvurma ihtimali azalır.” dedi.</p>

<p><strong>Travmaya duyarlı okullar yaygınlaşıyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ABD’de “travmaya duyarlı okul” modelinin yaygınlaşmaya başladığını dile getirerek, “Okul şiddeti ABD’de çok yüksek. Okula silah götüren öğrenci sayısının yüz binlerle ifade edildiği bir tablo var. Bu nedenle travmaya duyarlı okullar açılıyor. Bu okullarda sadece akademik disiplin değil, sosyal ve duygusal öğrenme programları uygulanıyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bu kapsamda öğrencilere sosyal-duygusal beceriler, mindfulness uygulamaları ve pozitif psikoloji temelli çalışmalar yapıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlığı artan bir çocuk hem kendi içindeki şiddeti hem de başkasının şiddetini yönetebilir.” dedi.</p>

<p><strong>Dijital çözüm merkezleri kurulmalı</strong></p>

<p>Okul ikliminde normların net biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Haksızlığa uğrayan öğrenciler için dijital çözüm merkezleri oluşturulmalı. Çocuk yaşadığı sorunu mesaj yoluyla iletebilmeli ve belirli süre içinde geri dönüş alabilmeli. Böyle bir sistem işlerse çocuk duygularını biriktirmez, ifade eder ve şiddet riski azalır.” diye konuştu. </p>

<p><strong>Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dili ile “çember etkisi”…</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençlerin davranış repertuarını doğrudan etkilediğini belirterek, buna “çember etkisi” adını verdi.</p>

<p>Toplumu iç içe geçmiş halkalara benzeten Prof. Dr. Tarhan, “En iç halkada yöneticiler vardır. Yöneticinin küçük bir hatası ya da kullandığı bir öfke dili, geniş halkalara büyüyerek yansır. Çocuklar ve gençler model alarak öğrenir. Makro modelde öfke varsa mikro modelde de öfke olur.” dedi.</p>

<p>Lider konumundaki kişilerin öfkeyi sorun çözme ya da hak arama yöntemi gibi kullanmasının gençler üzerinde güçlü bir model etkisi oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beynin karar verici bölgesi olan frontal korteks 20-25 yaşına kadar tam olgunlaşmaz. 12-15 yaş en riskli dönemdir. 15-25 yaş ikinci derecede risklidir. Bu süreçte gençlerin yaptığı davranışın sonucunu fark etme ve doğru-yanlışı ayırt etme kapasitesi henüz gelişim halindedir” diye konuştu.</p>

<p><strong>Hukuki, sosyal ve ahlaki normlar birlikte korunmalı</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, şiddetin yalnızca bireysel değil normatif bir sorun olduğuna işaret ederek, üç temel normun korunması gerektiğini söyledi ve “Hukuki normlara uymamak en ağır şiddet davranışıdır. Sosyal normlara uymamak, psikolojik taciz gibi davranışları artırır. Ahlaki normların zedelenmesi de farklı şiddet türlerine yol açar. Bu üç norm dengeli biçimde korunmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Toplumsal travmaların bu normları zayıflatabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Pandemide yetişkinler yeni düzene adapte oldu ancak ergenler zorlandı. Beklenti ileri yaş gruplarının daha çok etkileneceği yönündeydi fakat en çok ergenler etkilendi. Sosyal medya ile aşırı temas kurdular, gelişimlerine uygun olmayan içeriklere maruz kaldılar.” şeklinde konuştu. </p>

<p>Ailede açık iletişim, sınır ve duygu koçluğu eksikliği olduğunda gençlerin stresle başa çıkmak için sosyal medyaya yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “15 yaş altına sosyal medya hesabı açılması mutlaka sınırlandırılmalı. Sosyal medya şiddeti anonimleştiriyor ve sıradanlaştırıyor. Bu çok tehlikeli. Kötülüğü normalleştiriyor.” dedi.</p>

<p><strong>Siber zorbalık davranış eşiğini düşürüyor</strong></p>

<p>Siber zorbalığın çevrimiçi ortamda oluşan bir “cesaret” duygusu ürettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çevrimiçi ortamda anonimlik hissi oluşuyor. Şiddet sıradanlaşıyor ve normalleşiyor. Oysa yüz yüze ortamda kişi ‘dur, düşün, eyleme geç’ mekanizmasını kullanabilir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, bu mekanizmanın beynin ön bölgesiyle ilgili olduğunu vurgulayarak, “Beynin fren mekanizması GABA sistemiyle, gaz mekanizması ise glutamat sistemiyle ilgilidir. Ergenlerde fren sistemi zayıf, gaz sistemi daha aktiftir. Bu nedenle gençler freni zayıf bir otomobil gibi hareket edebilir.” şeklinde konuştu. </p>

<p>Aile ortamında sıcak, tutarlı ve sınır koyan bir iletişim varsa çocuğun dürtülerini daha iyi yönetebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk böyle bir ortamda yaşadığında öfkesini ailesiyle konuşur, ‘dur ve düşün’ becerisini geliştirebilir.” dedi.</p>

<p><strong>Alkol beyindeki fren sistemini zayıflatıyor</strong></p>

<p>Alkol ve bağımlılık yapan maddelerin beynin “fren mekanizmasını” bozduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Alkol, beyindeki birçok reseptöre bağlanır ancak en belirgin etkisi GABA sistemi üzerindedir. Bu sistem beynin fren mekanizmasıdır. Fren devre dışı kaldığında kişi, gaz sistemi olarak tanımlanan glutamat sisteminin etkisiyle hareket eder. Bu da kontrol kaybına yol açar.” diye konuştu. </p>

<p><strong>Bağımlılık beynin ödül sistemiyle ilgili</strong></p>

<p>Bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle bağlantılı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, dopaminin bu süreçte temel rol oynadığını ifade etti. Özellikle ergenlik döneminde anlık haz arayışının yüksek olduğuna dikkat çeken Tarhan, sosyal ve duygusal becerilerin yeterince gelişmemiş olması halinde riskin arttığını söyledi ve “Eğer aile yalnızca akademik başarıya odaklanıyorsa ve sosyal-duygusal öğrenme ihmal ediliyorsa, çocukta dürtü kontrolü zayıf olur. Bu beceriler yaşayarak ve aile içindeki psikolojik iklimle gelişir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Üç ebeveynlik tarzı şiddeti tetikleyebiliyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyi niyetle benimsenen bazı ebeveynlik tutumlarının çocuklarda öfke ve şiddet davranışlarını artırabildiğini belirterek, üç modele dikkat çekti. Baskıcı ve itaati yücelten aile yapısında sürekli eleştirilen çocukların duygularını bastırdığını, ergenlik döneminde ise ya yoğun bir isyan geliştirdiğini ya da öfkesini kendinden daha zayıf kişilere yönelttiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu durumun aile içinde adalet algısını zedeleyerek korku ve güvensizlik kültürüne yol açabileceğini vurguladı.</p>

<p>İhmalkâr ve gevşek disiplinli ailelerde ise sınırların belirsizliği ve yetersiz ilgi nedeniyle çocuğun ilgiyi sevgiyle karıştırdığını, dikkat çekmek için öfke ve şiddet davranışlarına başvurabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aşırı koruyucu, “helikopter” ebeveynlikte ise çocuğun problem çözme becerilerinin yeterince gelişmediğini engellenme karşısında daha kolay şiddete yönelebileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Okullarda akran zorbalığına karşı dijital çözümler</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığıyla mücadelede dünyada çeşitli yazılımların geliştirildiğini de aktararak, bu sistemlerde zorbalığa maruz kalan öğrencilerin dijital platformlar üzerinden sorular sorabildiğini, yönlendirmeler alabildiğini ve ihtiyaç halinde rehber öğretmene başvurabildiğini söyledi.</p>

<p>Şiddetin önlenmesinde aile, okul ve toplumsal normların birlikte ele alınması gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde sosyal ve duygusal eğitimin güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p><strong>Okullarda sosyal-duygusal öğrenme programları uygulanmalı</strong></p>

<p>Travmaya duyarlı okul modelinin özellikle gelişmiş ülkelerde yaygınlaştığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu okullarda öğrencilere bilinçli farkındalık (mindfulness), öz bilinç, öz yönetim, empati ve ilişki yönetimi gibi becerilerin kazandırıldığını ifade etti.</p>

<p>Rehber öğretmenler eşliğinde uygulanan programlarda çocukların önce kendilerini tanımayı, ardından duygu ve dürtülerini yönetmeyi öğrendiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, sosyal bilinç ve empati çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu söyledi ve “Bu beceriler okulda ve ailede öğretilmezse çocuklar sosyal medyadan yanlış sosyal-duygusal modeller öğreniyor. Günümüzde çocuklar en çok neye maruz kalıyorsa onu modelliyor.” dedi.</p>

<p><strong>Madde kullanımı ve ruhsal bozukluk birlikteliği risk artırıyor</strong></p>

<p>Çocuk ruh sağlığı tedavisinden taburcu edilen ergenlerde okul ve kurumlarla etik çerçevede bilgilendirme mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Duygu durum bozukluğu duyguları yönetememe hastalığıdır. Buna bir de madde kullanımı eklendiğinde şiddet davranışı riski yükselir. Bu grup en çok intihar vakalarında ve şiddet olaylarında karşımıza çıkıyor.” diye konuştu.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bağımlılık tedavisinde rehabilitasyonun ve “üçüncül koruma” programlarının zorunlu olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Güç gösterisini yücelten kültürler riski artırıyor</strong></p>

<p>Toplumda güç gösterisinin erkeklik normu olarak sunulmasının da şiddeti beslediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Şiddetin erkeklik hakkı gibi sunulduğu bir kültürde çocuğun şiddete yönelmemesi çok zor. Hem aileden hem çevreden bunu öğreniyor ve onay görüyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong>Psikolojik sağlamlık eğitimi önerisi</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, çözüm olarak sıcak, tutarlı ve sınır koyan aile ve okul ortamlarının oluşturulması gerektiğini dile getirerek, açık iletişimin hâkim olduğu, sosyal ve duygusal becerilerin sistematik şekilde öğretildiği bir eğitim modeline ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>

<p>Bilimsel metodolojisi “psikolojik sağlamlık eğitimi” olan programların müfredata eklenmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, empati eğitiminin özellikle önem taşıdığını vurguladı ve “Empati yoksunluğu şiddetin temel nedenlerinden biridir. Çocuğa yaptığı davranışın karşı tarafta ne hissettireceğini öğretmeden kalıcı değişim sağlanamaz” dedi.</p>

<p>Gelişmiş ülkelerde çocuk rehabilitasyon merkezlerinde empati farkındalığı oluşmadan taburcu işlemi yapılmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kalıcı çözüm için tedavi ile birlikte rehabilitasyon ve sosyal-duygusal eğitim programlarının birlikte yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 15:29:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-1772713797.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınlar zorluklarla güçleniyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor-30431</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor-30431</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, kadınların toplumsal ve biyolojik baskılar altında psikolojik dayanıklılık, empati ve sosyal becerilerini nasıl geliştirdiği ile güçlerini korumak için neler yapabilecekleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Kadınlar, kendi biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları ile toplumun beklentileri arasında sıkışabilir! </strong></p>

<p>Kadın olmanın psikolojik boyutunun çok katmanlı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Hem toplumsal beklentiler hem de biyolojik gerçekliklerden etkilenir.” dedi.</p>

<p>Toplumsal roller ve biyolojik yapının etkilerinin kadının psikolojisini hem koruyucu hem de zorlayıcı yönde etkileyebildiğini aktaran Demirsoy, “Bu etkinin yönü, kültüre, sosyo-ekonomik koşullara, aile yapısına ve bireysel kişilik özelliklerine göre değişiklik gösterir. Çoğu kültürde kadının yetiştirilişinde uyumlu, fedakar ve kusursuz olma gibi özellikler beklenir. Kadınlar, kendi biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları ile toplumun beklentileri arasında sıkışabilir. Adet görme, hamilelik, lohusalık ve menopoz gibi biyolojik döngüler duygu durumunda dalgalanmalara yol açabilir. Ayrıca güzellik, gençlik gibi kültürel standartlar, kadınlarda öz güven sorunları, kaygı bozuklukları veya yeme bozukluklarına neden olabilecek baskılar yaratabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Zorluklarla başa çıkmak, kadınların dayanıklılığını güçlendiriyor! </strong></p>

<p>Kadının üzerindeki ‘iyi bir anne’, ‘mükemmel eş’, ‘hayırlı evlat’, ‘başarılı çalışan’ gibi çoklu toplumsal rollerin psikolojik açıdan zorlayıcı olabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Bu rollerin getirdiği güçlüklerin yanı sıra, kadının kendi içselleştirdiği kalıp düşünceler ve yüksek standartlar da kendine zorlayıcı beklentiler oluşturabilir.” dedi.</p>

<p>Demirsoy şöyle devam etti:</p>

<p>“Hatalı başa çıkma stratejileri, duyguları bastırma veya sınır çizmede güçlükler öz saygı düşüklüğüne yol açabilir; aşırı sorumluluk almak ise kronik stres, depresyon ve kaygıya zemin hazırlayabilir. Öte yandan bu zorluklarla başa çıkma süreci, kadınlarda dayanıklılık kapasitesinin, empati yeteneğinin ve problem çözme becerilerinin gelişmesine katkı sağlayarak koruyucu bir rol oynayabilir.”</p>

<p><strong>Kadınlar, yönlendirildikleri roller sayesinde empati ve bağ kurma becerilerini geliştirir! </strong></p>

<p>Kadınların daha duygusal ve empatik olduğu söylemlerinin, tümüyle gerçeği yansıtmadığına değinen Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Empati, biyolojik, gelişimsel ve toplumsal etkenlerle şekillenir. Örneğin oksitosin, duygusal hassasiyeti ve sosyal bağ kurmayı artırabilir; östrojen ise duygusal ipuçlarına duyarlılığı etkileyerek kadınların duyguları daha hızlı tanımasını sağlayabilir. Ancak bu farklılıklar çoğunlukla yaşam deneyimleriyle edinilir.” dedi.</p>

<p>Çocukluktan itibaren kız çocuklarına ‘nazik ol, başkalarını düşün, duygularını ifade et’ mesajları verilirken, erkek çocuklara daha bağımsız roller atandığına dikkat çeken Demirsoy, “Kadınlar bakım verme ve ilişki kurma rollerine daha çok yönlendirildiği için empati ve sosyal bağ kurma becerileri daha fazla gelişir. Bu beceriler, stresli durumlarda sosyal destek kaynaklarının etkili kullanılmasını sağlar ve yalnızlık, depresyon gibi olumsuz sonuçlara karşı koruyucu olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Gelişmiş empati ve bağ kurma yeteneği, kadınların sosyal ilişkilerini güçlendiriyor! </strong></p>

<p>Kadın olmanın gücünün sosyal, duygusal ve psikolojik alanlarda kendini gösterdiğine işaret eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Sosyal açıdan, gelişmiş empati ve bağ kurma yeteneği kadınların arkadaşlık ve aile ilişkilerini güçlendirir, daha sağlam sosyal ağlar oluşturur.” dedi.</p>

<p>Bu ağların, stresle başa çıkmada önemli bir koruyucu faktör olduğunu kaydeden Demirsoy, “Duygusal açıdan, paylaşılan duygular yükün hafiflemesini sağlar ve rahatlamaya katkı sunar. Yaşamın farklı alanlarındaki rollerini dengeleme durumunda kalmak, kadınlarda esnek düşünme, uyum yeteneği ve problem çözme becerilerini geliştirir. Bu beceriler, sosyal yaşamda ve mesleki alanlarda avantaj sağlayabilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Kadınlar güçlerini korumak için sınır koymayı ve ‘hayır’ demeyi bilmeli! </strong></p>

<p>Kadınların stres ve baskı altında genellikle duygu odaklı ve ilişki temelli başa çıkma stratejilerini kullandıklarının altını çizen Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Ancak, duygularını paylaşma, yakın ilişkilerden destek alma ve sosyal ağları kullanma gibi bu güçlü yanlar doğru kullanılmadığında zarar verici olabilir. Önemli olan duygusal enerjiyi kendisini güçlendiren bir kaynak olarak kullanmaktır.” dedi.</p>

<p>Kadınların güçlerini koruyabilmeleri için günlük yaşamda neler yapmaları gerektiği hakkında bilgi veren Demirsoy, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Empatiyi dengeli kullanmaları, kendi ihtiyaçlarını ihmal etmeden sınır koyabilmeleri ve ‘hayır’ diyebilmeleri gerekir. Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşüncelere odaklanmak, iç konuşmaları fark etmek ve gerekirse değiştirmek etkili yöntemlerdir. Örneğin, ‘yetersizim’ yerine ‘gelişiyorum’, ‘yapamam’ yerine ‘nasıl yapabilirim?’ demek özgüveni güçlendirir.</p>

<p>Bedensel egzersizler, yürüyüş, yoga, nefes egzersizleri ve dans gibi aktiviteler, hem bedensel farkındalık sağlar hem de kadının kendi gücünü hissetmesine ve geliştirmesine katkıda bulunur. Ayrıca bir ‘başarı günlüğü’ tutmak, her gün küçük de olsa başardığı şeyleri yazmak, beynin eksikliklere odaklanma eğilimini kırarak özgüveni artırır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 15:29:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/03/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor-1772713749.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Battalgazi Belediyesi Çadır Yerine Orada İftar Veriyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/battalgazi-belediyesi-cadir-yerine-orada-iftar-veriyor-30369</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/battalgazi-belediyesi-cadir-yerine-orada-iftar-veriyor-30369</guid>
                <description><![CDATA[Battalgazi Belediyesi, Ramazan ayı dolayısıyla kiraladığı restoran ortamında her akşam yüzlerce vatandaşı iftar sofrasında buluşturuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’da deprem sonrası dayanışma ve birlik ruhunu güçlendirmeyi amaçlayan Battalgazi Belediyesi, Ramazan ayı dolayısıyla iftar organizasyonlarını sürdürüyor. Önceki yıllarda çadırlarda gerçekleştirilen iftar programları, bu yıl belediye tarafından kiralanan restoran alanında düzenleniyor. Günlük olarak hazırlanan menüde üç çeşit yemek ve tatlı yer alırken, farklı noktalarda verilen iftarlarla birlikte toplam yaklaşık 700 kişiye her gün iftar hizmeti sunuluyor.</p>

<p>Ramazan ayı dolayısıyla kurulan iftar sofralarına katılan vatandaşlar, sunulan hizmetten memnuniyet duyduklarını ifade etti. Vatandaşlardan Nedim Akdar, Ramazan ayında böyle bir hizmetin kendileri için önemli olduğunu belirterek, iftar sofralarının dayanışma ve birlik duygusunu güçlendirdiğini söyledi. Cumali Özaslan ise deprem sonrası zor bir süreçten geçtiklerini hatırlatarak, belediyenin vatandaşların yanında olmasının kendileri için anlamlı olduğunu dile getirdi. Sezer Çay da iftarların daha düzenli ve uygun bir ortamda sunulmasından memnun olduklarını ifade ederek, bu hizmetten dolayı Battalgazi Belediye Başkanı Bayram Taşkın’a ve emeği geçenlere teşekkür etti.</p>

<p>Battalgazi Belediyesi, Ramazan ayı boyunca iftar programlarını sürdürerek vatandaşları aynı sofrada buluşturmaya devam edecek.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 15:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/02/battalgazi-belediyesi-cadir-yerine-orada-iftar-veriyor-1771591081.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Satılık ve kiralık reel konut fiyatlarında düşüş</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/satilik-ve-kiralik-reel-konut-fiyatlarinda-dusus-30364</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/satilik-ve-kiralik-reel-konut-fiyatlarinda-dusus-30364</guid>
                <description><![CDATA[Rapora göre, Ocak 2026’da önceki aya kıyasla reel konut fiyatı ülke genelinde ve üç büyük ilde düştü. Bir önceki yılın aynı ayı ile kıyaslandığında ise reel konut fiyatı ülke genelinde ve İzmir’de azalırken, İstanbul ve Ankara’da ise ılımlı artış gösterdi. Cari konut endeksi ise ocak ayında geçen aya göre 3,9 puan düşerek 154,1 oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Reel fiyatlarda yıllık değişim ülke genelinde ve İzmir’de negatifte devam ediyor</strong></p>

<p>Türkiye genelinde satılık konutların reel fiyatların yıllık değişim oranında 2024 yılının başından bu yana azalmaya devam ediyor. 2026 Ocak’ta yıllık fiyat değişimi oranı geçen aya kıyasla 0,2 puan artsa da yüzde -1,9 ile negatif bölgede kalmayı sürdürdü.</p>

<p>Reel satış fiyatlarındaki değişimler ülke genelinde olduğu gibi İzmir’de negatif, İstanbul ve Ankara’da ise pozitif yönde ayrıştı. 2026 Ocak’ta yıllık reel fiyat değişimi İzmir’de yüzde -3, İstanbul’da yüzde 1,1, Ankara’da ise yüzde 3,2 oldu.</p>

<p><strong>                                                                              </strong></p>

<p><strong>Şekil 1: Türkiye genelinde satılık konut reel fiyatlarının yıllık değişimi (%)</strong></p>

<p><strong><img src=”https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F28893%2Finline%2F1771483071_1.png.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=144a2e4b337c16f31724997c88b07284” />              </strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: sahibinden.com, Betam</p>

<p> </p>

<p><strong>Konut talebinde artış</strong></p>

<p>Konut talebi endeksi 2026 Ocak’ta bir önceki aya kıyasla yüzde 7,5 artarken, bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 25,5 yüksek seviyede gerçekleşti.</p>

<p> </p>

<p><strong>Şekil 2: Talep göstergesi (2020 Nisan=100)</strong></p>

<p><strong><img src=”https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F28893%2Finline%2F1771483083_2.png.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=84ea75308aaec1b9e8bf0dfe5a4dfd30” /></strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: sahibinden.com, Betam</p>

<p> </p>

<p><strong>Reel kirada düşüş sürüyor</strong></p>

<p>Türkiye genelindeki reel kira endeksindeki ağustos ayından beri devam eden düşüş, aralık ayında yön değiştirerek yükselişe geçmişti. Ancak ocak ayında düşüş eğilimi yeniden gözlemlendi. Buna göre reel kira fiyat endeksi 166,4’e düşerken bir önceki yılın aynı ayına kıyasla reel kira endeksindeki değişim yüzde -2,1 oldu.</p>

<p> </p>

<p>Rapora göre reel kira endeksi üç büyükşehirde de azaldı. Ocak ayında reel kira değişimi İstanbul’da yüzde -1,3, Ankara’da yüzde -2,5, İzmir’de ise yüzde -2,7 olarak gerçekleşti. Reel kira endeksi ise İstanbul’da 186,2, Ankara’da 245,3, İzmir’de ise 191,2 oldu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Şekil 3: Türkiye genelinde reel kira endeksi (2017 Eylül=100)</strong></p>

<p><strong><img src=”https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F28893%2Finline%2F1771483110_3.png.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=b20669d42ac70a132491d05ff96b0a4e” /></strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: sahibinden.com, Betam</p>

<p> </p>

<p><strong>Ülke genelinde reel kiradaki yıllık değişim negatif alanda seyretmeye devam etti</strong></p>

<p>Ülke genelinde uzun bir süredir negatif bölgede seyreden reel kirada yıllık değişim oranı ocak ayında da negatif bölgedeki seyrine devam etti ve yıllık reel kira değişim oranı yüzde -2,1 olarak gerçekleşti.</p>

<p> </p>

<p>Üç büyük şehirde yıllık reel kira değişimi incelendiğinde İstanbul’da ve Ankara’da artış İzmir’de ise düşüş gösterdi. Yıllık reel kira değişimi İstanbul’da yüzde 6,5, Ankara’da yüzde 2, İzmir’de ise yüzde -6,3 oldu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Şekil 4: Türkiye reel kira fiyatlarının yıllık değişimi (%)</strong></p>

<p><strong><img src=”https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F28893%2Finline%2F1771483157_4.png.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=3c8efd5d8ac96a32b3e04cf4910fa4c3” /></strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: sahibinden.com, Betam</p>

<p> </p>

<p><strong>Kiralık konut talebi yükseldi</strong></p>

<p>Kiralık konut talep endeksi, bir önceki aya kıyasla yüzde 8,9 artarak 164,2’den 178,8’e yükseldi. Endesk, geçen yılın aynı ayına kıyasla ise yüzde 15,4 daha yüksek gerçekleşti.</p>

<p> </p>

<p>Raporda kiralık konut talebinde bir ayda kaydedilen bu artışta mevsimsel etkilerin belirleyici olduğu değerlendiriliyor. Ocak ayında görülen artışın mevsimsel döngüyle paralel bir görünüm sergilediği belirtiliyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Şekil 5: Talep göstergesi (2020 Şubat=100)</strong></p>

<p><strong><img src=”https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F28893%2Finline%2F1771483171_5.png.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=8314080caa904ff7281f092ae533929a” /></strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: sahibinden.com, Betam</p>

<p> </p>

<p>BETAM tarafından sahibinden.com verileri ile hazırlanan kira endeksi ile TÜİK’in açıkladığı TÜFE kira endeksinin hesaplama yöntemlerinin farklı olduğunu belirtmek gerekir. BETAM tarafından yayınlanan kira endeksinde, ”yeni kiraya verilmek üzere ilan edilen” konutların ”talep edilen kira fiyatlarındaki” artışı dikkate alınıyor. Ancak, ilan edilen fiyatlardan bir kiralamanın gerçekleşip gerçekleşmediği ve gerçekleştiyse hangi fiyattan gerçekleştiği bilgisi bilinemiyor. Bu nedenle, doğrudan enflasyon hesabına yönelik bir kira endeksi hesabı yapmak uygun değil. Öte yandan, TÜİK’in Hanehalkı Bütçe Anketi ile izlemekte olduğu kira fiyatı endeksi ise ”aynı evde oturmaya devam eden kiracıların yaşadığı” fiyat artışını yansıtıyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 14:33:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/02/satilik-ve-kiralik-reel-konut-fiyatlarinda-dusus-1771500788.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan ayı psikolojik iyi oluşa katkı sağlayabiliyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/ramazan-ayi-psikolojik-iyi-olusa-katki-saglayabiliyor-30363</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/ramazan-ayi-psikolojik-iyi-olusa-katki-saglayabiliyor-30363</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, Ramazan ayının ruh sağlığı üzerindeki hem olumlu hem de zorlayıcı etkileri ile özellikle ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin süreci nasıl geçirmeleri gerektiği hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Oruç, bireyin iradesini güçlendirerek psikolojik dayanıklılığını artırabilir!</strong></p>

<p>Ramazan ayının, bireyler için hem fiziksel hem de ruhsal bir arınma süreci olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Oruç tutmak, sabır ve öz disiplin geliştirirken, stres yönetimine de katkıda bulunabilir.” dedi.</p>

<p>Ancak, uyku ve beslenme düzeninin değişmesinin bazı bireylerde kaygıyı artırabileceğine dikkat çeken Taşkın, “Oruç, bireyin iradesini güçlendirerek psikolojik dayanıklılığını artırabilir. Manevi yönelim ve ibadetler, stres seviyelerini azaltabilir. Ancak, açlık ve susuzluk bazı bireylerde sinirlilik ve huzursuzluk yaratabilir. Bu nedenle, dengeli beslenmek ve yeterli uyumak önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Ramazan ayı hem olumlu hem zorlayıcı etkiler yaratabilir!</strong></p>

<p>Ramazan ayının, bireylerin kendilerini değerlendirdiği, geçmişiyle yüzleştiği ve yeni hedefler belirlediği bir dönem olabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bu süreç, duygusal dayanıklılığı artırarak psikolojik iyi oluşa katkı sağlayabilir. Ayrıca, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhu, bireylerin yalnızlık hissini azaltır.” dedi.</p>

<p>Depresyon, anksiyete veya diğer ruhsal rahatsızlıkları olan bireyler için Ramazan’ın hem destekleyici hem de zorlayıcı olabileceğine vurgu yapan Taşkın, “Manevi ritüeller bireyin ruh halini olumlu etkileyebilirken, rutin değişiklikleri bazı bireylerde stres yaratabilir. Bu yüzden, uzman görüşü almak, sağlıklı beslenmek ve uyku düzenine dikkat etmek gereklidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Ruhsal rahatsızlığı olanlar Ramazan’ı uzman görüşü alarak geçirmeli!</strong></p>

<p>Ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin, Ramazan sürecinde kendilerini zorlamadan hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Oruç tutma konusunda doktor veya terapistlerine danışmalı, yaşam tarzına özen göstermeli ve sosyal destek almaya önem vermelidirler. Sonuç olarak, Ramazan ayı bireylerin ruh sağlığı üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Bu süreç, bireysel ihtiyaçlara uygun şekilde deneyimlenmeli ve dengeli bir yaklaşım benimsenmelidir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 14:32:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/02/ramazan-ayi-psikolojik-iyi-olusa-katki-saglayabiliyor-1771500759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akdeniz’de Görülen Mikroalgler ve Olası Sağlık Riskleri</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/akdenizde-gorulen-mikroalgler-ve-olasi-saglik-riskleri-30362</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/akdenizde-gorulen-mikroalgler-ve-olasi-saglik-riskleri-30362</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Aydın, balık ve kabuklu deniz canlılarına bağlı zehirlenmelerin mide-bağırsak, sinir sistemi ve kalp üzerinde etkili olabileceğini belirterek, “Düşük bir ihtimal de olsa deniz canlılarına bağlı zehirlenme söz konusu olabilir. Deniz ürünleri tüketmekten vazgeçmek yerine bilinçli tüketici olmak önemli. En önemlisi deniz ürünlerinin güvenilir ve bilinen yerlerden alınmasıdır. Balığın taze olduğunun ve herhangi bir bozulma belirtisi bulunmadığının görülmesi gerekir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Bilim insanları, Karayipler’de yaşayan ve “Gambierdiscus” olarak bilinen mikroalglerin, suların ısınmasıyla birlikte Akdeniz kıyılarında da görülmeye başlandığına dikkat çekerek uyarıda bulundu. Balıklarda birikerek insanlara geçen bu organizmanın özellikle nörolojik bozukluklara yol açabildiği belirtildi.</p>

<p>Deniz canlılarının tüketimine bağlı zehirlenmelere ilişkin değerlendirmede bulunan Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, deniz ürünlerine bağlı zehirlenmelerin farklı mekanizmalarla ortaya çıkabileceğini belirterek özellikle ‘Ciguatera’ olarak bilinen sigatoksin zehirlenmesine dikkat çekti. Aydın, tropikal bölgelerde yaygın görülen bu zehirlenmenin iklim değişikliği nedeniyle farklı coğrafyalarda da ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>‘Kabuklu Deniz Canlılarıyla Meydana Gelen Zehirlenmeler Olabiliyor’</strong></p>

<p>Deniz ürünleriyle meydana gelen zehirlenmelerin çok çeşitli şekillerde görülebileceğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, şunları söyledi:</p>

<p>“Kabuklu deniz canlılarıyla meydana gelen zehirlenmeler görülebilir. Balıkların kötü şartlarda saklanmasına bağlı olarak bakteri üremesi oluşabilir ve bu balıkların tüketilmesiyle zehirlenme vakaları ortaya çıkabilir. Kabuklu deniz canlıları bazı durumlarda toksik maddeleri bünyelerinde konsantre edebilir. Bu ürünlerin tüketilmesiyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Ayrıca mercan resiflerinde yaşayan bazı alglerin ürettiği toksik maddelerle de zehirlenmeler görülebilir.”</p>

<p><strong>‘Mide-Bağırsak Rahatsızlıkları Görülebilir’</strong></p>

<p>Her zehirlenmenin mekanizmasının farklı olduğuna işaret eden Aydın, “Sigatera zehirlenmesi özellikle Pasifik ve Hint Okyanusu gibi tropikal bölgelerde, büyük balıklarda görülür. Bu balıklar beslendikleri algler yoluyla toksini alır. Gambierdiscus adlı alg türü toksik madde üretir. Balık bu algleri sürekli tükettiğinde vücudunda sigatoksin birikir. Bu toksini içeren balığın yenmesiyle mide-bağırsak rahatsızlıkları, bulantı ve kusma görülebilir. Sinir sistemi belirtileri ortaya çıkabilir; özellikle duyularda değişiklik meydana gelir. Kalple ilgili sorunlara da yol açabilir” dedi.</p>

<p><strong>‘Sıcak veya Soğuk Algısında Bozulma’</strong></p>

<p>Sigatera zehirlenmesinde en dikkat çekici bulgunun ısı algısındaki bozulma olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Zehirlenen kişi sıcak bir yüzeye dokunduğunda sıcaklığı doğru hissetmeyebilir ya da çok soğuk bir yüzeye dokunduğunda soğuğu farklı algılayabilir. Balıkların kötü şartlarda saklanması sonucu bakteri üremesi olabilir. Bu bakterilere bağlı olarak histamin benzeri maddeler oluşur ve bunların tüketilmesiyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Kabuklu deniz canlıları deniz tabanında ve kontamine alanlarda bulundukları için ağır metalleri konsantre edebilir. Ayrıca mikrobiyal toksin üretimi de söz konusu olabilir. Bu toksinleri içeren kabukluların tüketilmesiyle mide-bağırsak şikayetleri, sinirsel etkilenmeler, kas ve eklem ağrıları görülebilir. Kalp çarpıntısı ve tansiyon düşüklüğü de ortaya çıkabilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘Bu Zehirlenmenin Panzehiri Yok’</strong></p>

<p>Son dönemde sigatera vakalarının tropikal bölgeler dışında da bildirildiğini kaydeden Ahmet Aydın, “İspanya’da bu alglerin görüldüğü ve balık tüketiminin risk oluşturabileceği bildirilmiştir. İklim değişikliği nedeniyle tropikal balıkların daha kuzeye, Akdeniz’e göç etmesi mümkündür. Ancak şu an için çok yaygın bir durum değildir. Mide bulantısı gibi belirtiler birçok gıda zehirlenmesinde görülebilir. Ancak sıcak ya da soğuğu hissedememe gibi sinir sistemi bulguları sigatera zehirlenmesini düşündürebilir. Bu zehirlenmenin bir antidotu yoktur. Spesifik bir tanı kiti de bulunmamaktadır. İleri toksikolojik analizlerle toksin tespit edilebilir” dedi.</p>

<p><strong>Balon Balığı</strong></p>

<p>Tüketicilere uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Aydın, şöyle devam etti:</p>

<p>“Deniz ürünleri güvenilir ve bilinen yerlerden alınmalı. Balığın taze olduğundan ve bozulma belirtisi bulunmadığından emin olunmalı. Özellikle yurt dışında deniz ürünü tüketirken daha dikkatli olunmalı. Balon Balığına da özel bir pencere açmak gerekebilir. Hatırlanacağı üzere ülkemizde de balon balığı yenilmesine bağlı zehirlenme vakaları zaman zaman görülmektedir. Yine iklim değişikliğine paralel olarak Akdeniz’de de görülmeye başlayan bu istilacı balık türünün derisinde, yumurtalarında ve iç organlarında toksin bulunmaktadır. Bu nedenle balon balığı, ancak çok profesyonel kişiler tarafından hazırlandığında tüketilebilir. Onun dışında son derece ölümcül olan zehirlenme vakaları görülmektedir. Bu risk nedeniyle Tarım ve Orman Bakanlığı, bu istilacı türlerin avlanmasını teşvik ederek tüketilmesinin önüne geçmeye çalışmaktadır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 14:32:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/02/akdenizde-gorulen-mikroalgler-ve-olasi-saglik-riskleri-1771500754.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Sağlığında Avrupa ve Amerika’yı Sentezledik</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/goz-sagliginda-avrupa-ve-amerikayi-sentezledik-30316</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/goz-sagliginda-avrupa-ve-amerikayi-sentezledik-30316</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin tıp disiplinindeki en büyük farkının, dünyanın iki farklı ucundaki güçlü ekolleri doğru bir şekilde sentezleyebilmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bozkurt Şener, “Biz bugün Amerika’daki gibi en yüksek teknolojiyi kullanarak tedavi sunarken, aynı zamanda Avrupa’daki o klasik hasta değerlendirme sistemini de koruyoruz. İki çok önemli dünyayı birleştirdik. Hem klasikleşmiş, güven veren hasta değerlendirme sistemi hem de bugünün en ileri teknolojisi. Türkiye tam olarak bu dengeyi kurduğu için tıpta bambaşka bir boyuta ulaştı.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Tıptaki bu yükselişi en hızlı takip eden branşların başında göz sağlığının geldiğinden bahseden Prof. Dr. Şener, “Son 20-25 yılda yaşanan teknolojik sıçrama, özellikle lazer teknolojisinin gelişimi göz sağlığı alanına büyük bir ivme kazandırdı. Bu alanda dünyada çok özel bir konuma geldik. Yurt dışından ilgiyle izlenen, tercih edilen bir ülke konumundayız ki uluslararası hasta trafiği de bunu doğrular nitelikte. Geldiğimiz noktada Türkiye, sadece sağlık hizmeti ihraç eden bir ülke değil, aynı zamanda göz cerrahisinde küresel standartları belirleyen bir merkez konumundadır” dedi.</p>

<p><strong>“Yurt dışından izlemeye geliyorlar”</strong></p>

<p>Türk hekimlerinin yurt dışından ilgiyle izlendiklerini aktaran Prof. Dr. Şener, “Göz sağlığı alanında vaka deneyimimiz çok fazla, hekimlerimiz çok tecrübeli ve teknoloji düzeyimiz oldukça yüksek. Bu nedenle y<u>urt dışından ülkemize gelip inceleme yapan birçok merkez ve hekim oluyor. Günlerce buradaki ameliyat süreçlerimizi izleyip analiz ediyorlar ama tabii ki kolay kolay aynı teknolojiye yetişemiyorlar çünkü bu alanda olağanüstü bir yatırım mevcut” dedi.</u></p>

<p><strong>Göz sağlığında yapay zekâ dönemi</strong></p>

<p>Aktif kullanılan yapay zekâ destekli teknolojiler ile oldukça detaylı ve kapsamlı analizler yapabildiklerini belirten Prof. Dr. Şener, “Bugün, binlerce parametreyi çok kısa sürelerde analiz edebilen sistemlere sahibiz; korneadan göz bebeğine, retinadan merceğe kadar her dokuyu en ince ayrıntısına kadar inceleyebiliyoruz. Hatta bu verilerle, ‘Hasta aslında nasıl daha iyi görürdü?’ sorusunun yanıtını simüle ederek cerrahi planlamalar yapabiliyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 15:45:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/02/goz-sagliginda-avrupa-ve-amerikayi-sentezledik-1770295523.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:  “Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece hep bana’ der!”</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-30296</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-30296</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişiliklerin bireysel ilişkilerde ve toplumsal hayatta yarattığı risklere dikkat çekerek, “Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür. İnsan karakterindeki bazı özellikler de böyledir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında faydalı olabilir, ama manipülatif şekilde kullanılırsa toksik hale gelir” dedi.</p>

<p><strong>Zorba ve kurban ilişkisi ortaya çıkar</strong></p>

<p>Toksik ilişkilerde genellikle manipülasyonun ön planda olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Normal görünen bir ilişki, manipülasyon başladığında toksikleşir. Bu ilişkilerde zorba ve kurban vardır. Zorba kişiler adaylarını iyi seçer, manipüle eder, üzerinde baskı kurar. Bazı kişiler bunu kasıtlı yapar, bazıları ise karakterinin gereği olarak farkında olmadan yapar. İki tür kişilikten söz ediyoruz: Kasten manipüle edenler ve bunu doğru zannettiği için yapanlar.” diye konuştu.</p>

<p><strong>B tipi kişilikler empati yoksunudur</strong></p>

<p>Kişilik bozukluklarını da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle B tipi kişilikler risk taşır. Narsistik, antisosyal, histrionik ve paranoid kişilik bozuklukları toksik ilişkilere zemin hazırlar. Bu kişiliklerin ortak özelliği empati yoksunluğudur. Egoları çok yüksektir, eleştiriye kapalıdırlar. Eleştiriyi tehdit olarak algılar, hemen dost-düşman ayrımı yaparlar. Böyle kişiler karar verici pozisyonda olduklarında büyük tehlike doğar.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Karanlık üçlü kanser hücresi gibi</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, narsistik kişilik, Makyavelistlik ve antisosyal eğilimlerin birleşimine “karanlık üçlü” denildiğini belirterek, “Bu üçlü bir araya geldiğinde kanser hücresi gibi davranır. Kanser hücresi sınırsızdır, sorumsuzdur, doyumsuzdur. Sadece kendini büyütür, çevresini yutar. Toksik kişilikler de aynıdır. Empati yapmaz, sadece ‘hep bana’ der. Vücudumuzda bağışıklık sistemi kanser hücresine sınır koyar, durdurur. İnsan ilişkilerinde de aynı yöntem geçerlidir: Sınır koymazsanız toksik kişilikler büyür.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Niyet analizi yapılmalı</strong></p>

<p>Toksik kişiliklerle baş etmede en kritik noktanın “niyet analizi” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi manipülasyonu kasten mi yapıyor, yoksa doğru olduğuna inanarak mı yapıyor? Bu ayrımı yapmak gerekir. Hukuktaki gibi kasti suç ile taksirli suç arasında fark vardır. Kasten yapanlara karşı daha dikkatli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Hayır diyemeyenler hasta oluyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle aile içindeki toksik ilişkilerin ağır psikiyatrik tablolar doğurabileceğini ifade ederek, “Üç çocuklu bir kadın ağır depresyonla geldi. Evde kayınvalideyle yaşıyorlardı. Kayınvalide iyi niyetliydi ama evin tüm düzenini o belirliyordu. Eşi de tamamen annesinin tarafını tutuyordu. Kadın hiçbir sınır koymamıştı, hep fedakârlık yapmıştı. Sonunda ağır depresyona girdi ve hastaneye yatırmak zorunda kaldık. Oysa sorun kayınvalide değil, kadının sınır koyamamasıydı. Fedakârlık şeması ve merhamet yorgunluğu dediğimiz tablo buydu.” dedi.</p>

<p><strong>Kendine zarar verme özgürlüğü yok</strong></p>

<p>Fedakârlığın kültürel olarak yüceltildiğini ancak kişinin kendi ruh sağlığını hiçe saymasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bizim kültürümüzde ‘evi dişi kuş yapar’ anlayışı vardır. Ama kişi kendi haklarını yok sayarsa, ‘aman olay çıkmasın’ diye sürekli taviz verirse sonunda hasta olur. İnsanın başkasına zarar verme özgürlüğü olmadığı gibi, kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Bu nedenle toksik ilişkilerde en önemli korunma mekanizması, sınır koyma becerisidir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Toksik kişilikler farklı yöntemlerle insanları köleleştiriyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerin farklı yöntemlerle insanları köleleştirdiğini belirterek, “Kimisi överek, kimisi azarlayarak, kimisi şiddetle köleleştirir. Ama yöntem değişse de amaç aynıdır; karşı tarafı kontrol altına almak” dedi.</p>

<p><strong>Antisosyaller şiddet uygular, narsistler överek köleleştirir</strong></p>

<p>Toksik kişiliklerin davranışlarını örneklendiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Egosu yüksek kişiler farklı yöntemler kullanır. Narsistik kişilik, eşini över, yüceltir. Ardından ‘bana her istediğimi yapacaksın’ der, köle-efendi ilişkisi kurar. Başkaları ise eşini aşağılar, özgüvenini yerle bir eder, depresyona sokar ama bunu ‘senin için yaptım’ diye sunar. Yani biri överek köleleştirir, diğeri ezerek köleleştirir. Antisosyal kişiliklerse daha da farklıdır, sosyal normları yoktur, merhametleri yoktur, suça beceriklidirler, çok rahat şiddet uygularlar.”</p>

<p><strong>İçine atmak en büyük hata</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik ilişkilerde en çok yapılan hatanın sessizlik olduğunu belirterek, “Kurban olan taraf genelde ‘aman olay çıkmasın, çocuklar etkilenmesin’ diyerek içine atıyor. Bu, en büyük hatadır. Oysa yapılması gereken güzellikle sınır koymaktır. ‘Bu yaptığın yanlış, ben bunu onaylamıyorum. Ama evliliğimizin geleceği için katlanıyorum’ denirse karşı taraf savunmaya geçmez” diye konuştu.</p>

<p><strong>Ego savaşları orman kanununa döner</strong></p>

<p>İlişkilerdeki ego savaşlarına da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şu an ‘o bağırınca sen de bağır, o bir şey fırlatıyorsa sen de fırlat’ gibi öneriler var. Bu yöntem ego savaşlarını körükler. Ego savaşlarının olduğu yerde orman kanunları geçerli olur. Güçlü zayıfı ezer. Ekonomik veya fiziksel gücü fazla olan kazanır. Oysa burada hisseden beyin değil, düşünen beyin kullanılmalı. Karşı taraf bağırmaya başladığında ‘yavaş konuşur musun, seni anlamak istiyorum’ demek çok etkilidir. Çünkü bağırarak yavaş konuşmak mümkün değildir. Böylece düşünen beyin devreye girer ve öfke kırılır.” dedi.</p>

<p><strong>Fırtınalara dayanabilen ilişkiler uzun ömürlüdür</strong></p>

<p>Evliliklerde üç dönem olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Birinci dönem romantizm, ikinci dönem ego savaşları, üçüncü dönem bağlılıktır. Asıl kırılma ikinci dönemde olur. Bu dönemde sorun çözme becerilerini kullanan çiftler bağlılık dönemine geçer. İşte o zaman ömür boyu süren bir aşk doğar.</p>

<p><strong>Narsistler sert duvara çarptığında değişir</strong></p>

<p>B tipi kişiliklerin eleştiriye kapalı olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Narsistik, antisosyal, histrionik kişilikler eleştiriyi tehdit olarak görür. Ama hayatın sert duvarına çarpınca değişmeye başlarlar. Narsistik yaralanma yaşadıklarında yalnız kaldıklarını fark ederler. Etraflarındaki ilişkilerin sahte olduğunu anlarlar. Çünkü insanlar onları değil, menfaatlerini seviyordur. Bu kişilerin değer verdiği şey para, makam ya da ailesi olabilir. Onun zarar gördüğünü fark ettiklerinde hızla dönüşürler. Eşi ‘artık ayrılacağım’ dediğinde, narsist bir eş birdenbire özeleştiriye başlar” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Toksik ilişkilerde bazen iki toksik birleşir…</strong></p>

<p>Tarhan, toksik ilişkilerin yalnızca tek taraflı olmayabileceğini de anlatarak, “Narsistik biriyle toksik özellikteki bir başka kişi birleşebiliyor. Bazen borderline kişiliklerde de toksik ilişkiler olur. ‘Senden nefret ediyorum, Allah belanı versin’ deyip ardından ‘sakın beni bırakma’ diyen bölünmüş duygular buna örnektir.” diye konuştu.</p>

<p>Toksik kişiliklerin çoğunda çocukluk travmalarına rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Çözülmemiş travmalar Etna Yanardağı gibidir, uyur ama bir gün patlar. Psikoterapide farklı başa çıkma yöntemleri vardır. Problem odaklı, duygu odaklı, bedensel ve spiritüel başa çıkma yolları vardır. Kişinin kişilik profiline göre hangisi uygunsa onu kullanıyoruz. Şimdi pozitif psikoterapi ön plana çıktı. Yani kişiyi geçmiş travmalara boğmadan savunma mekanizmalarını güçlendirip ego gücünü artırıyoruz” dedi.</p>

<p><strong>Evin küçük hükümdarı gibi büyütülüyorlar</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilik özellikleri taşıyan bireylerin hem aile içi hem de sosyal hayatta ciddi yıkımlara yol açabileceğini belirterek, “Bu kişiler empati yoksunu, haz ve çıkar odaklıdır. Beyinlerinde ‘ver’ butonu yoktur, sadece ‘al’ butonuyla hareket ederler.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Toksik kişiliklerin genellikle çocuklukta yanlış yetiştirme tarzıyla şekillendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Böyle kişilere bakarsanız çocukluklarında hep altın tepside her şey sunulmuştur. Evin küçük hükümdarı gibi büyütülmüşlerdir. Prens ve prenses gibi büyütülmüş, hep almaya yönelik yetiştirilmişlerdir. Bu yüzden karşı tarafın acısını, hakkını göremezler.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Toksik kişilerin eleştiriye tahammülsüz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişiler kendilerine ‘hayır’ diyeni düşman gibi görürler. Haksızlık yaptıklarının farkında değildirler. Onlara karşı eleştirel duruş sergilemek cesaret ister. Bu kişiler güçlü olanın yanında köleleşir, zayıfları ezerler. Çıkar odaklıdırlar. Yalan söylemekte zorlanmaz, manipülasyona başvururlar. Dost ve düşman diye ayırırlar. İtaat etmeyenleri tehdit olarak görürler.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Öz güvenleri düşük, sıradan olmaktan korkuyorlar</strong></p>

<p>Dışarıdan güçlü gibi görünen bu kişilerin aslında öz güven sorunu yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişilerin arka planında sıradan olma korkusu vardır. Kendilerini yetersiz ve değersiz hissederler. Bu yüzden güçlü rol oynamaya çalışırlar. Çoğu zaman narsistik yaralanma yaşadıklarında intihara eğilimli olabilirler, bazen de eşini öldürüp kendini öldürebilirler.” dedi.</p>

<p><strong>İlişkilerde başarısız oluyorlar</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerle yaşayanların da ağır bedeller ödediğini ifade ederek,<strong> </strong>şöyle devam etti:</p>

<p>“Böyle durumlarda ilaç tedavisi tek başına yeterli olmaz. Çift terapisi, stres ve ilişki yönetimi eğitimleri gerekir. Eğer taraflarda iyi niyet varsa, altın orta nokta kuralıyla adım adım ilerleyerek sağlıklı bir ilişki kurulabilir. Hataların fark edilmesi ve yöntem değişikliği önemlidir. Aksi halde bu kişiler sürekli aynı çatışmaları tekrarlar. Bu kişiler mantıksal zekâda çok başarılı olabilirler, ancak duygusal ve sosyal zekâları düşük olduğu için ilişkilerinde başarısız olurlar. Duygusal okuryazarlık geliştirilmezse en yakınlarına bile zarar verebilirler. Çözüm; farkındalık, öz eleştiri ve doğru yöntemleri öğrenmektir.”</p>

<p><strong>Dışarıya melek gibi görünüyorlar</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve narsizm üzerine yaptığı değerlendirmelerde, bu kişilerin farklı alt türleri bulunduğuna işaret ederek, “Dışarıya melek gibi görünen, evde zorba olan pasif-agresif narsistler vardır. Bazıları mükemmeliyetçi narsisttir; kendisini mükemmel görür ve herkesi aşırı kontrol ederek domine etmeye çalışır. Bir de alçak gönüllü rolü oynayan narsistler vardır. Çıkarlarına dokunana kadar melek gibidirler, fakat bir gün çıkarlarına ters düşerseniz aniden canavara dönüşürler.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kişiyi tanımak için stres anlarına bakmak lazım</strong></p>

<p>Narsistik özelliklerin en çok zorlayıcı durumlarda ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın gerçek kişiliği ya stres, kayıp, ticari kriz ya da uzun bir yolculuk sırasında ortaya çıkar. Çünkü maskeler uzun süreli ilişkilerde düşer. Kişiyi anlamak için sadece görünen davranışlarına değil, kriz anlarında nasıl davrandığına da bakmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Bağlanma bozukluğu olanlar kurban olur</strong></p>

<p>Toksik kişiliklerin karşısında en çok zarar gören grubun “bağlanma sorunları” olan kişiler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.  Tarhan, “Bu kişiler özgüveni düşük, yalnızlığa tahammül edemeyen bireylerdir. Çocukluk çağında annesiyle ya da babasıyla sağlıklı bağlanma kuramayan kişiler, ileride yanlış kişilere yapışır. Onlar için ilişki bir yara bandı gibidir. Yara bandı yarayı kapatır ama iyileştirmez; acıtır, kanatır, kişi yine aynı ilişkiye sarılır. İşte patolojik bağlanmalar böyle oluşur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Genetik kader değildir</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilik bozukluklarının çocukluk travmaları ve genetik yatkınlıklarla ilişkisine de değinerek, “Genetik yüzde 30-40 etkilidir ama geri kalan yüzde 60-70 epigenetik mekanizmalardır. Yani aileden öğrenilen yanlış davranış kalıplarıdır. Kişi bunları fark ederse değiştirebilir. Yaşanan hayat olayları, şoklar bu değişim için fırsattır. Epigenetik mekanizmaları doğru şekilde çalıştıran bir kişi kaderini değiştirebilir.” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 21:25:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/02/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-1770056757.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yediğimiz Her Şeyi Yeniden Düşündürecek Kitap:  Gıda Bilmeceleri 2</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/yedigimiz-her-seyi-yeniden-dusundurecek-kitap-gida-bilmeceleri-2-30269</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/yedigimiz-her-seyi-yeniden-dusundurecek-kitap-gida-bilmeceleri-2-30269</guid>
                <description><![CDATA[Gıdalar hakkında yıllardır doğru bildiğimiz pek çok bilgi aslında ne kadar doğru? Günlük hayatta gıdalar hakkında aklımıza takılan soruların bilimsel karşılığı ne? Prof. Dr. Sibel Özilgen, bu soruların izini süren yeni kitabı “Gıda Bilmeceleri 2” ile okuru bir kez daha gıda sırlarının peşine düşürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gıdalar hakkında yıllardır doğru bildiğimiz pek çok bilgi aslında ne kadar doğru? Günlük hayatta gıdalar hakkında aklımıza takılan soruların bilimsel karşılığı ne? <strong>Prof. Dr. Sibel Özilgen</strong>, bu soruların izini süren yeni kitabı <strong>“Gıda Bilmeceleri 2”</strong> ile okuru bir kez daha gıda sırlarının peşine düşürüyor.</p>

<p><strong>Yeditepe Üniversitesi</strong> Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özilgen’in kaleme aldığı kitap, <strong>Yeditepe Üniversitesi Yayınevi</strong>’nden çıktı. “Gıda Bilmeceleri 2”, gıdalar hakkında kulaktan kulağa aktarılan efsaneleri bilimsel verilerle masaya yatırıyor.</p>

<h3><strong>Gıdalar Hakkındaki Efsanelere Bilimsel Neşter</strong></h3>

<p>“Bazı insanların elinin lezzeti olduğu doğru mu?”, “Un patlaması ne demek?”, “Bebeklere neden bal verilmez?”, “Kuru buz nedir?”, “Tatlı gıdalar sıcakken neden daha tatlı algılanır?”, “Su dağ başında neden daha çabuk kaynar?”, “Su ile yağ karışmazken mayonez nasıl olur da tutar?”</p>

<p>Gıdalarla iç içeyken zihnimizden geçen bu ve benzeri onlarca soru, Prof. Dr. Özilgen’in yeni kitabında birer “gıda bilmecesi” olarak ele alınıyor. Kitap, gıdalar hakkında doğru kabul edilen bilgileri bilimsel gerçekler ışığında yeniden sorgulamaya davet ediyor.</p>

<h3><strong>Popüler Kültürden Bilimsel Gerçeklere</strong></h3>

<p>2017 yılında yayımlanan “Gıda Bilmeceleri”nin devamı niteliğindeki bu yeni çalışmada <strong>Yeditepe Üniversitesi</strong> Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özilgen, alışkanlıklar ve popüler söylemlerle şekillenen gıda bilgisini sade, anlaşılır ve merak uyandıran bir dille aktarıyor. Okuyucuyu “neden” ve “nasıl” sorularıyla düşünmeye teşvik eden kitap, hem eğlenceli hem öğretici bir başucu kaynağı olmayı hedefliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Sibel Özilgen, kitabın çıkış noktasını şöyle anlatıyor:</p>

<p>“Gıdalar hakkında bildiklerimizin büyük bir kısmı kulaktan dolma bilgilerden oluşuyor. Oysa bilimsel gerçekler çoğu zaman bu bilgilerle örtüşmüyor. Yıllar boyunca öğrencilerimden, arkadaşlarımdan ve ailemden gelen sorulara verdiğim yanıtları bir araya getirme fikri böyle doğdu. Bu kitapta amacım, yanlış bilinen doğruları bilimsel verilerle sorgulamak.”</p>

<h3><strong>“Amacım Ezber Bozmak Değil, Merak Uyandırmak”</strong></h3>

<p>Kitabın temel hedefinin yalnızca bilgi vermek olmadığını vurgulayan Özilgen, şu sözlerle devam ediyor:</p>

<p>“Eğer okur, bu kitabı okurken ‘Bunu hiç düşünmemiştim’ ya da ‘Ben bunu farklı biliyordum’ diyorsa ve bazı alışkanlıklarını sorgulamaya başlıyorsa, kitap amacına ulaşmış demektir. Çünkü doğru bilgiye giden yol, merak etmek ve bilimsel olarak sorgulamaktan geçer.”</p>

<h3><strong>Kimler İçin?</strong></h3>

<p>“Gıda Bilmeceleri 2”, gıdaya merak duyan herkes için keyifli bir okuma sunarken; gastronomi, beslenme ve gıda bilimi alanlarında eğitim gören öğrenciler ve akademisyenler için de güvenilir bir kaynak niteliği taşıyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 16:31:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/yedigimiz-her-seyi-yeniden-dusundurecek-kitap-gida-bilmeceleri-2-1769434275.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Literatürde “Dünyanın en şiddetli ağrısı” olarak geçiyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-30263</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-30263</guid>
                <description><![CDATA[Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>

<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>

<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>

<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>

<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>

<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>

<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>

<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>

<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>

<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>

<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>

<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>

<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>

<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>

<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen ”armut” veya ”üçgen” şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 19:13:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-1769271210.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Donma mı, hipotermi mi?</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/donma-mi-hipotermi-mi-30262</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/donma-mi-hipotermi-mi-30262</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Hipotermi nedir?</strong></p>

<p>Hipoterminin vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesiyle meydana gelen tehlikeli bir durum olduğunu dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, “Normal vücut sıcaklığı genellikle 36.5°C ile 37.5°C arasında olup, bu aralık vücudun optimal işlevlerini sürdürebilmesi için gereklidir. Vücut ısısı 35°C’nin altına düştüğünde, vücut normal işlevlerini yerine getiremez ve hayati tehlike söz konusu olabilir. Hipotermi genellikle aşırı soğuk havalarda, suda uzun süre kalma, yeterince giyinmemek, yorgunluk veya açlık gibi durumlarla ilişkilidir. Bunun yanı sıra, alkol ve bazı ilaçlar da vücutta ısının kaybını hızlandırabilir.” dedi.</p>

<p><strong>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geliyor</strong></p>

<p>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipoterminin etkileri, vücut sıcaklığının ne kadar düştüğüne ve ne kadar süreyle bu düşük sıcaklığın etkisi altında kalındığına bağlı olarak değişebilir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Demirci, vücut sıcaklığı düştükçe birçok hayati sistemin olumsuz etkilendiğini belirterek, dolaşım sistemiyle ilgili olarak şunları kaydetti:</p>

<p>“Vücut ısısının düşmesiyle birlikte, kan damarları daralır (vazokonstriksiyon). Bu, kanın vücut yüzeyinden iç organlara yönlendirilmesine ve böylece hayati organların korunmasına yardımcı olur. Ancak, bu durum ciltte solukluk, soğukluk ve mavi renge (siyanoz) yol açabilir. Uzun süreli hipotermi, kan basıncında düşüşe neden olabilir, bu da organlara yeterli kanın ulaşamamasına yol açar ve organ fonksiyonlarını bozabilir.”</p>

<p><strong>Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlıyor</strong></p>

<p>Sinir sistemi üzerindeki etkilerinin de hayati öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, sinir sistemi üzerinde de etkiler yaratır. Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlar. Başlangıçta titreme, konuşma bozukluğu ve koordinasyon kaybı gibi belirtiler görülür. Sıcaklık daha da düşerse, bilinç kaybı, koma ve sonunda ölüm riski artar. Beyin, vücut ısısının kontrolünü sağlamak için daha fazla enerji harcar ve bu durum, zihinsel işlevlerde bozulmalara yol açabilir. Hipotermi sırasında kaslarda titreme başlar. Titreme, vücutta ısının korunmasını sağlamak için kasların kasılmasından kaynaklanır ve bu, vücudun ısınmasını sağlayan bir tepkidir. Ancak, vücut sıcaklığı iyice düştüğünde, titreme durur ve kaslar zayıflar.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlıyor</strong></p>

<p>Hipoterminin metabolizma üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Demirci, “Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlar. Hipotermi, enerji üretimi ve kullanımı üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Karaciğer ve böbrek gibi organlar, ısı üretmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, ancak bu süreçler verimsizleşir. Ayrıca, kan şekerinin düşmesi ve diğer metabolik dengesizlikler görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabiliyor</strong></p>

<p>Solunum sistemi üzerindeki etkilerini de anlatan Prof. Dr. Demirci, “Solunum hızı, vücut ısısının düşmesiyle birlikte azalır ve bu da oksijenin vücutta daha verimli bir şekilde taşınmasını zorlaştırır. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabilir. Ayrıca, soğuk hava solumak, solunum yollarında kuruluk ve tahrişe neden olabilir.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Demirci, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri de vurgu yaparak, “Hipotermi, kalp atışlarını etkileyebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe, kalp atış hızı yavaşlar ve düzensizleşebilir. Şiddetli hipotermi durumunda, kalp durması riski ortaya çıkabilir. Kalp atışlarındaki düzensizlikler (aritmi) hayati tehlike oluşturabilir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmeli</strong></p>

<p>Hipotermiden korunmak için soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmesi, aşırı soğuk ortamlarda uzun süre kalmaktan kaçınılması ve vücut ısısının düşmesini engellemek için önlemler alınmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipotermi tedavisinde, kişinin ısısını yavaşça artırmak gerekir. Bu, sıcak içecekler, ısınma battaniyeleri veya ısınma cihazları kullanılarak yapılabilir. Ancak, tedavi hızlı ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır, çünkü aşırı hızlı ısınma, vücuttaki kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>

<p><strong>Donma ve hipotermi arasındaki farklar neler? </strong></p>

<p>Donma ve hipoterminin, her ikisinin de soğukla ilgili tehlikeli sağlık durumlar olduğunu ancak farklı mekanizmalarla vücutta etkiler oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, vücut sıcaklığının 35°C’nin altına düşmesi durumudur. Vücut, soğuk ortamda ısısını kaybeder ve bu durum organ fonksiyonlarını bozarak hayati tehlike yaratabilir. Hipotermide tüm vücut etkilenir. Donma, vücut dokularının (genellikle eller, ayaklar, burun, kulaklar gibi vücut uç bölgeleri) aşırı soğuk nedeniyle donmasıdır. Donma, dondurucu soğukta uzun süre kalma sonucu, özellikle kan damarlarının tıkanmasıyla doku hasarına yol açar. Bu, lokal bir durumdur ve genellikle vücudun uç bölgelerinde görülür.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Donmada dokularda nekroz yaşanabiliyor</strong></p>

<p>Hipotermide, vücut ısısının genel olarak düştüğünü ve bu durum bütün organları etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Kalp, solunum ve merkezi sinir sistemi en fazla etkilenen bölgeler arasındadır. Hipotermide kaslar titrer, solunum yavaşlar, kalp hızı düşer, düşünme ve koordinasyon bozulur. Donma, sadece vücudun bazı bölümlerinde meydana gelir. Doku, aşırı soğuk nedeniyle donarak hasar görür. Başlangıçta cilt soluklaşır ve uyuşur, sonra dokular buz gibi sertleşebilir. Ciddi vakalarda, dokular nekroz yaşayabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Hipotermi vücudun tamamını etkiliyor</strong></p>

<p>Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi.</p>

<p><strong>Donma ve hipoterminin belirtileri nasıl ayırt edilir?</strong></p>

<p>Prof. Dr. Deniz Demirci, hipotermi belirtilerini şöyle sıraladı:</p>

<p>“Başlangıçta, titreme, yorgunluk, uyuşma, baş dönmesi, konuşmada bozulma, kas zayıflığı, koordinasyon kaybı olur. Orta düzey hipotermi de titreme durur, bilinç kaybı, hızla düşünme ve karar verme zorluğu, nefes almanın zorlaşması, kalp atışlarının yavaşlaması meydana gelir. İleri düzey hipotermi de ise bilinç kaybı (komaya girme), vücut ısısının 30°C’nin altına düşmesi, kalp durması riski oluşur.”</p>

<p>Donma belirtilerini de sıralayan Prof. Dr. Demirci, şöyle devam etti:</p>

<p>“Başlangıçta, cilt soğur ve beyazlaşır, uyuşukluk ve karıncalanma hissi olur. İleri aşamada ise cilt sertleşir, morarma, buz gibi bir hissiyat, ağrı veya yanma hissi olur. Vücut kısmı hareket ettirilemez hale gelebilir. Şiddetli donmada ise cilt ve doku tamamen donar, şişlik ve kabuklanma oluşur, doku ölümü (nekroz) gelişebilir. Tedavi edilmezse, etkilenen doku kaybolabilir.”</p>

<p><strong>Vücudu yavaşça ısıtmak gerekiyor</strong></p>

<p>Hipotermi tedavisinde vücudu yavaşça ısıtmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Öncelikle sıcak, kuru bir ortamda kişiyi ısıtmak, sıcak içecekler vermek, ısınma battaniyeleri kullanmak önemlidir. Ağızdan ısıtma yapılabilir, ancak hızlı ısıtma, vücudun şok yaşamasına yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Donma tedavisinde ise donmuş bölgeyi ılık suyla ısıtmak, donmuş dokuyu tekrar soğuğa maruz bırakmamak gerekir. Donmuş bölgeye doğrudan ısı uygulamaktan kaçınılmalıdır. Şiddetli donma durumlarında, etkilenen doku nekrozu gelişebileceği için cerrahi müdahale gerekebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 19:13:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/donma-mi-hipotermi-mi-1769271181.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Stres duygusal açlığı artırıyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/stres-duygusal-acligi-artiriyor-30250</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/stres-duygusal-acligi-artiriyor-30250</guid>
                <description><![CDATA[Yoğun bir günün ardından dolaba yönelmek ya da stresli bir anda atıştırma isteği duymak birçok kişi için tanıdık bir durumdur. Bu tanıdık hissin arkasında ise çoğu zaman hormonların etkisi vardır. Stres sırasında beynin, kortizol adı verilen bir hormon salgıladığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Kortizolün temel görevi vücudu tehlikeye hazırlamaktır ancak bu süreçte iştah da belirgin şekilde artar. Kaygı, korku ve öfke gibi duygular beyin tarafından ‘tehlike’ olarak algılandığı için, stres anlarında vücut daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu düşünür. Bu nedenle stresliyken yemek yeme isteği, özellikle ani ve kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Günlük hayatta her yeme isteği gerçek bir açlıktan kaynaklanmaz, bazı durumlarda bu istek duygusal tetikleyicilerle ortaya çıkar. Duygusal yeme ile fiziksel açlığın birbirinden farklı olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Fiziksel açlık yavaş yavaş gelişir, mide guruldaması gibi bedensel sinyallerle kendini gösterir ve kişi hemen her türlü yiyeceğe açık hale gelir. Duygusal yeme ise ani başlar ve çoğu zaman açlıktan çok bir boşluk hissiyle ilişkilidir. Bu durumda kişi belirli yiyeceklere yönelir ve yeme davranışının ardından pişmanlık ya da suçluluk gibi duygular yaşayabilir. Burada asıl ihtiyaç beslenmekten çok, duyguları bastırma çabasıdır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Beynin stresle başa çıkma yolu: şeker</strong></p>

<p>Stresli anlarda özellikle tatlı ve karbonhidratlı besinlere yönelmenin rastlantı olmadığını belirten Unutmaz, “Bu tür yiyecekler beyinde dopamin ve serotonin salgısını geçici olarak artırarak kısa süreli bir rahatlama hissi yaratır. Beyin bu süreçte adeta ‘şekerle sakinleş’ mesajı verir ancak bu etki kalıcı değildir. Eğer kişi bu döngüyü sık sık yaşıyor, yemek sonrasında yoğun pişmanlık hissediyor, kendini kusturma gibi davranışlar gösteriyor ya da en ufak boşluk anını stres olarak algılayıp kontrolsüz şekilde yeme eğilimi sergiliyorsa, yalnızca diyetle çözüm aramak yeterli olmayabilir. Duygular önemli birer sinyaldir ve yemek onların yerine geçmesi gereken bir çözüm değildir. Bu noktada psikolog ya da psikiyatri desteği almak büyük önem taşır” uyarısında bulundu.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 16:40:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/stres-duygusal-acligi-artiriyor-1769089218.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erdoğan’dan İzmirli İş İnsanı Nazım Torbaoğlu’na Anlamlı Plaket</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/erdogandan-izmirli-is-insani-nazim-torbaogluna-anlamli-plaket-30248</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/erdogandan-izmirli-is-insani-nazim-torbaogluna-anlamli-plaket-30248</guid>
                <description><![CDATA[Kurucuları arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İsmail Kahraman’ın yer aldığı Birlik Vakfı, 40’ıncı kuruluş yıl dönümünü geniş katılımlı ve coşkulu bir törenle kutladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Törenin en dikkat çekici anlarından biri, vakfa sunduğu katkılar nedeniyle İzmirli iş insanı <strong>Nazım Torbaoğlu</strong>’na takdim edilen plaket oldu. Anlam yüklü plaketi Torbaoğlu’na bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi.</p>

<p>Devlet erkânı, sivil toplum temsilcileri ve iş dünyasından çok sayıda davetlinin katıldığı gecede; Birlik Vakfı’nın 40 yıllık eğitim, kültür ve sosyal dayanışma birikimi vurgulanırken, Torbaoğlu’nun vakıf çalışmalarına verdiği destek uzun süre alkışlandı.</p>

<p>Bu özel günle ilgili açıklama yapan Torbaoğlu, “Bugün, kurucuları arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İsmail Kahraman’ın bulunduğu Birlik Vakfı’nın 40’ıncı kuruluş yıl dönümünde, böylesine anlamlı bir takdirle onurlandırılmaktan büyük bir gurur ve mutluluk duydum.</p>

<p>Kırk yıl boyunca eğitimden kültüre, sosyal dayanışmadan insani değerlere kadar birçok alanda önemli hizmetlere imza atan Birlik Vakfı, Türkiye’nin sivil toplum hafızasında müstesna bir yere sahiptir. Bu köklü yapının çalışmalarına katkı sunabilmek benim için her zaman bir sorumluluk ve gönül meselesi olmuştur.</p>

<p>Bu anlamlı plaketi, vakfa emeği geçen, taş üstüne taş koyan herkes adına aldığımı özellikle ifade etmek isterim. Plaketi takdim ederek bizleri onurlandıran Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyor; Birlik Vakfı’nın aynı kararlılık ve vizyonla nice 40 yıllara ulaşmasını temenni ediyorum.</p>

<p>Eğitime, toplumsal dayanışmaya ve ortak değerlerimize katkı sunmaya bundan sonra da aynı inanç ve sorumlulukla devam edeceğim.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 20:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/erdogandan-izmirli-is-insani-nazim-torbaogluna-anlamli-plaket-1769017441.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-30245</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-30245</guid>
                <description><![CDATA[Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor. Cerrahi işlem gerektirmeyen bu yöntem, kronik ağrı sorunu yaşayan hastalar ve sporcular için doğal bir tedavi yöntemi olarak etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Köroğlu, proloterapinin uygulanması ve sağladığı avantajlar hakkında önemli bilgiler verdi.  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Proloterapi, kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. </p>

<p><strong>Proloterapinin iyi geldiği 11 sorun</strong></p>

<ol>
	<li>Omurga ağrılarına neden olan ligament, bağ sorunları,</li>
	<li>Diz, kalça kireçlenmeleri,</li>
	<li>Omuz, dirsek yaralanmaları,</li>
	<li>Epikondilitler (tenisçi, golfçü dirseği),</li>
	<li>Bağ, tendon yaralanmaları,</li>
	<li>Kronik ve akut bel ağrıları, tekrarlayan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları (fıtıklar, kireçlenmeler, boyun, bel düzleşmeleri )</li>
	<li>Omurga, göğüs kafesi ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament kaynaklı ağrıları,</li>
	<li>Boyun kas ve bağlarındaki sorunlardan kaynaklanan baş ağrıları, migrenöz tip ağrılar,</li>
	<li>Topuk dikeni, plantar fasiitis, kulunç ağrıları</li>
	<li>Yumuşak doku spor yaralanmalarına bağlı ağrılar</li>
	<li>Remisyondaki kanser hastalarının bağ dokusu kökenli sorunlarına bağlı ağrılar</li>
</ol>

<p><strong>Hem ağrıyı kesiyor hem de dokuları iyileştiriyor </strong></p>

<p>Proloterapi, vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Eklemin sabit, sağlıklı çalışmasını sağlayan bağların onarılmasına yönelik doğal bir tedavi yöntemidir. Amacımız yalnız ağrıyı kesmek değil doku iyileşmesini hedeflemektir.</p>

<p><strong>Kişiye göre 3-4 haftada bir tekrarlanıyor</strong></p>

<p>Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. Enjeksiyonlar, kişinin iyileşme süreçleri ile uyumlu olarak bireysel değerlendirmeler yapılarak 3-4 haftada bir olacak şekilde planlanır. Seans sayısı kişiye özel değişkenlik gösterir. İyileşme potansiyeli iyi, genç ve ek hastalığı olmayan kişilerde tek seans yeterli olabiliyorken, tam tersi durumlarda seans sayısı 6‘ya kadar uzayabilmektedir. </p>

<p><strong>Egzersiz ve fizik tedavi eşliğinde daha etkili!</strong></p>

<p>Enjeksiyonlar, kişiye özel bir egzersiz programı ve diğer fizik tedavi yöntemleri ile kombine edilmesi durumunda daha etkili olmaktadır. Ayrıca, kullanılan solüsyon vücut sıvılarına çok yakın bir içerikte olduğundan diğer ilaçlarla yapılan (kortizon, lokal anestezik gibi) enjeksiyonlara göre çok daha güvenlidir.</p>

<p>Proloterapi sonrasında, hasta günlük hayatına devam edebilmektedir. Ancak aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve eklemi fazla zorlamamaya özen göstermek, iyileşme sürecini hızlandırıp tedavinin etkisini artırabilir. </p>

<p><strong>Bu hastalıklar varsa proloterapi uygun değildir</strong></p>

<ol>
	<li>Kanama bozukluğu,</li>
	<li>Derin ven trombozu,</li>
	<li>Stabil olmayan kan basıncı,</li>
	<li>Epilepsi öyküsü olan hastalar,</li>
	<li>Açık yaralar,</li>
	<li>Son dönem kalp yetmezliği,</li>
	<li>Antikoagülan tedavi (kan sulandırıcı ) alanlar</li>
	<li>Böbrek yetmezliği</li>
	<li>Aktif kanser, iltihaplı romatizma ve enfeksiyon mevcut hastalar</li>
</ol>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 14:26:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-1768994778.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sarılma’nın Nörobiyolojik Etkisi!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/sarilmanin-norobiyolojik-etkisi-30244</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/sarilmanin-norobiyolojik-etkisi-30244</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, 21 Ocak Dünya Sarılma Günü dolayısıyla, sarılmanın nörobiyolojik etkileri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sarılma, bedeni biyolojik olarak ‘alarm modundan’ çıkarıyor!</strong></p>

<p>Sarılmanın, basit bir temas gibi görünse de beyin ve sinir sistemi açısından oldukça güçlü bir düzenleyici etkisi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Nörobiyolojik açıdan bakıldığında sarılma, insan bedenine ‘güvendesin’ mesajı veren en temel uyaranlardan biridir.” dedi.</p>

<p>Sarılma sırasında beyinde başta oksitosin olmak üzere bazı nörokimyasal maddelerin salınımının arttığını aktaran Erol, “Oksitosin, bağlanma, güven ve sakinlik duygusuyla ilişkilidir. Aynı anda stres hormonu olarak bilinen kortizol düzeyi düşmeye başlar. Bu denge değişimiyle birlikte kişi daha sakin, daha bağlı ve daha regüle hisseder. Kalp atışları yavaşlar, nefes derinleşir ve kas gerginliği azalır. Yani sarılma, bedeni biyolojik olarak ‘alarm modundan’ çıkarır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sinir sistemi, sarılma yoluyla gevşeme fırsatı buluyor! </strong></p>

<p>Sarılmanın özellikle parasempatik sinir sistemini aktive ettiğine değinen Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu sistem, bedenin dinlenme ve onarım modudur.” dedi.</p>

<p>Günlük yaşamda sürekli tetikte olan sinir sisteminin, sarılma yoluyla kısa süreli de olsa gevşeme fırsatı bulduğunu kaydeden Erol, “Bu yüzden sarıldıktan sonra birçok kişi rahatladığını ya da daha iyi hissettiğini ifade eder. Bu his psikolojik olduğu kadar biyolojiktir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sarılma, duygusal zorlanma dönemlerinde sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebilir! </strong></p>

<p>Yalnızlığın sadece duygusal bir durum olmadığını vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Beyinde tehdit algısını artıran bir süreçtir. Fiziksel temasın azalması, beynin sosyal güvenlik sinyallerini zayıflatır.” dedi.</p>

<p>Sarılmanın ise bu sinyalleri yeniden aktive ederek kişiye ‘yalnız değilsin’ mesajı verdiğini dile getiren Erol, bu nedenle sarılmanın, özellikle duygusal zorlanma dönemlerinde sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>İstenmeyen ya da sınır ihlali içeren temas, stres sistemini aktive edebilir! </strong></p>

<p>Çocuklarda sarılmanın, gelişmekte olan sinir sistemi için temel bir düzenleyici olduğunun altını çizen Klinik Psikolog İpek Erol, “Güvenli ve tutarlı fiziksel temas, çocuğun stres sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağlar. Sarılan çocuk, duygularının fark edildiğini hisseder ve bu deneyim beyninde duygu düzenleme yollarının gelişmesini destekler.” dedi.</p>

<p>Bu çocukların ilerleyen yaşlarda duygularını daha iyi tanıyacağını, sakinleşme becerilerinin daha güçlü olacağını aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Sarılma, çocuk beyninde güven ve sakinlik duygusunu destekleyen güçlü bir düzenleyicidir; ancak etkili ve sağlıklı olabilmesi için sınırlarla birlikte düşünülmeli. İstenmeyen, zorlayıcı ya da ani temas ise tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Yani aynı davranış, rıza yoksa beyin tarafından ‘tehdit’ olarak algılanabilir.</p>

<p>Sağlıklı sarılmanın sınır ilkelerinin başında ‘rıza’ gelir. ‘Sarılabilir miyim?’ gibi basit bir soru, çocuğun bedenine saygıyı öğretir. Zamanlama da önemli bir noktadır. Çocuk yoğun öfke, korku ya da utanç içindeyken sarılmak istemeyebilir. Böyle durumlarda önce regülasyon, sonra temas daha uygundur. Sarılmanın süresi ve yoğunluğu da önemlidir. Kısa ve yumuşak temas, çocuğun sinir sistemi için genellikle daha güvenlidir. Sarılmak istemeyen çocuk için el tutma, yanına oturma, göz teması gibi seçenekler sunulabilir.</p>

<p>Sarılmak her bireyde psikolojik açıdan aynı etkiyi yaratmaz. Nörobiyolojik olarak sarılmanın yatıştırıcı etkisi ancak kişi kendini güvende hissediyorsa ortaya çıkar. İstenmeyen ya da sınır ihlali içeren temas, tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Bu nedenle sarılmanın iyileştirici olması için rıza, zamanlama ve karşı tarafla kurulan güven ilişkisi belirleyicidir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Jan 2026 18:06:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/sarilmanin-norobiyolojik-etkisi-1768921604.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karlı ve buzlu zeminlerde oluşabilecek kazalara dikkat!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/karli-ve-buzlu-zeminlerde-olusabilecek-kazalara-dikkat-30215</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/karli-ve-buzlu-zeminlerde-olusabilecek-kazalara-dikkat-30215</guid>
                <description><![CDATA[Yurdun bazı kesimlerinde yoğun kar yağışı ve buzlanma yaşamı zorlaştırırken günlük yaşamda alınabilecek tedbirler, karlı ve buzlu zeminlerdeki olası yaralanmaları önleyebilir.  İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Araştırma Görevlisi Kevser Burma, kaygan zeminlerde oluşacak kazaların el bileği, diz, ayak bileği ve kalça bölgesini etkileyen yaralanmalara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yoğun kar yağışının görüldüğü günlerde güvenli yürüyüşün düşme riskini azaltacağını belirten Kevser Burma, “penguen adımı” olarak tanımlanan yavaş, kısa ve dengeli adımlarla yürümeyi önerdi. Dengenin sağlanması için ellerin ceplerde tutulmaması gerektiğini söyleyen Burma, kaymaz tabanlı ve kış koşullarına uygun ayakkabı tercih edilmesini önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Araştırma Görevlisi Kevser Burma, karlı ve buzlu zeminde güvenli şekilde yürümeye ilişkin tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yoğun kar yağışı ve buzlanmanın, günlük yaşamı zorlaştırmanın yanı sıra özellikle dış ortamda yürüyen bireyler için ciddi düşme ve yaralanma risklerini de beraberinde getirdiğini kaydeden Kevser Burma, “Karlı ve buzlu zeminler, denge kontrolünü zorlaştırarak travmatik yaralanmalara zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle, olası kazaların önlenmesi ve meydana gelen yaralanmalarda doğru müdahalenin yapılması büyük önem taşımaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İleri yaşlar için kırık riski daha çok artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Karlı veya buzlu zeminlerde meydana gelen düşmelerin, en sık el bileği, diz, ayak bileği ve kalça bölgesini etkileyen yaralanmalara yol açtığını belirten Kevser Burma, “Refleks olarak ellerle yere tutunma eğilimi, el bileği kırıkları ve bağ yaralanmalarını artırırken; ani ve kontrolsüz düşmeler kalça kırıkları, diz bağ yaralanmaları veya omurga travmaları ile sonuçlanabilmektedir. Özellikle ileri yaş grubunda kemik yoğunluğunun azalmasına bağlı olarak kırık riski daha da artmaktadır. Bunun yanı sıra yumuşak doku zedelenmeleri, kas-tendon yaralanmaları ve burkulmalar da kış aylarında sık karşılaşılan sorunlar arasında yer almaktadır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Düşme ve yaralanma halinde ilk müdahale nasıl olmalı?</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Olası bir düşme durumunda ilk yapılması gereken şeyin, sakin kalmak ve yaralanmanın boyutunu doğru şekilde değerlendirmek olduğunu belirten Kevser Burma, “Şiddetli ağrı, şekil bozukluğu, şişlik, morarma ya da hareket kısıtlılığı varlığında yaralı bölge zorlanmamalı ve kişi mümkün olduğunca hareket ettirilmemelidir. Özellikle baş, kalça veya omurga travmasından şüpheleniliyorsa profesyonel sağlık ekiplerinin müdahalesi beklenmelidir. Burkulma veya yumuşak doku yaralanmalarında ise etkilenen bölgenin dinlendirilmesi, kalp seviyesinin üzerinde tutulması ve soğuk uygulama yapılması ağrı ve ödemin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Soğuk uygulama, ciltle doğrudan temas etmeyecek şekilde 10 dakika süreyle uygulanmalıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Güvenli yürüyüş ile düşme riski azaltılabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yoğun kar yağışının görüldüğü günlerde güvenli yürüyüşün, düşme riskini azaltmada temel faktör olduğunu belirten Kevser Burma, “Bu koşullarda ‘penguen adımı’ olarak tanımlanan yavaş, kısa ve dengeli adımlarla yürümek önerilmektedir. Ağırlığın her iki ayağa eşit dağıtılması, ani yön değişikliklerinden ve hızlı adımlardan kaçınılması dengeyi korumaya yardımcı olur. Kaymaz tabanlı, kış koşullarına uygun ayakkabı tercih edilmesi büyük önem taşırken; ellerin ceplerde tutulmaması, dengeyi sağlamak açısından kritik bir noktadır</span></span></span><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>. Ellerin serbest olması, olası bir dengesizlik anında vücudun kendini koruyabilmesini sağlar. Ayrıca buzlanma ihtimali olan yokuşlar, merdivenler ve gölgede kalan alanlarda ekstra dikkatli olunmalı, mümkünse bu bölgelerden kaçınılmalıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Düşme sonrası tedavi, yaralanma şekline göre planlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Düşme ya da yaralanma sonrasındaki tedavi sürecinde yapılması gerekenlere değinen Kevser Burma, “Düşme sonrası tedavi süreci, yaralanmanın türüne göre planlanmalıdır. Basit burkulma ve yumuşak doku yaralanmalarında erken dönemde dinlenme ve uygun yüklenme dengesi sağlanmalıdır. Ağrı geçmesine rağmen erken dönemde günlük aktivitelere kontrolsüz dönüş, iyileşme sürecini uzatabilir ve kronik sorunlara zemin hazırlayabilir. Kırık, ciddi bağ yaralanmaları veya uzun süreli ağrı varlığında mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalı ve fizyoterapi süreci ihmal edilmemelidir. Doğru planlanmış rehabilitasyon, hem fonksiyonel iyileşmeyi hızlandırır hem de tekrar düşme riskini azaltır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yoğun kar yağışının etkili olduğu bu günlerde alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Kevser Burma, sözlerini şöyle tamamladı: “Bireylerin çevresel koşullara dikkat ederek hareket etmesi, uygun ayakkabı seçimi ve güvenli yürüyüş tekniklerini benimsemesi büyük önem taşımaktadır. Alınacak basit ama etkili önlemlerle düşme riskinin azaltılması ve olası yaralanmaların önüne geçilmesi mümkündür. Tüm bu öneriler doğrultusunda, herkesin kış mevsiminin sunduğu bu güzel manzaranın sağlıklı, güvenli ve keyifli bir şekilde tadını çıkarmasını diliyoruz.”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 11:31:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/karli-ve-buzlu-zeminlerde-olusabilecek-kazalara-dikkat-1768206687.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzel koku hijyen göstergesi değil!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/guzel-koku-hijyen-gostergesi-degil-30170</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/guzel-koku-hijyen-gostergesi-degil-30170</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, temizlik kimyasallarının yanlış ve gereksiz kullanımının insan sağlığına ve çevreye zararları ile doğru ve bilinçli temizlik alışkanlıklarının önemi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Yanlış kullanılan temizlik kimyasalları sağlığa zarar veriyor!</strong></p>

<p>Ev temizliğinde sık kullanılan yüzey temizleyicileri ve dezenfektanların, çamaşır suyu (sodyum hipoklorit), amonyak, alkoller, kuaterner amonyum bileşikleri ve sentetik kokular gibi kimyasallar içerdiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu maddeler mikropları öldürürken, yanlış veya sık kullanıldığında insan sağlığına da zarar verebilir.” dedi.</p>

<p>Özellikle solunum yolu ile alınan zararlı maddelerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğine işaret eden Dr. Mamçu, “Temizlik sırasında aerosol haline gelen kimyasallar, havada askıda kalan partiküller olarak solunabilir ve bu durum, solunum sisteminde irritasyona, alerjik reaksiyonlara ve hatta astım gibi nezle-boğaz hastalıklarına sebep olabilir. Ayrıca, temizlik kimyasallarının göz irritasyonu üzerindeki etkileri de araştırmalara konu olmuştur. Birçok kimyasal, doğrudan gözle temas ettiğinde yanma, sulanma veya kızarıklık gibi belirtilere neden olur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Güzel koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez!</strong></p>

<p>Temizlik maddelerinin kokusunun genellikle parfüm ve uçucu kimyasallardan geldiğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez.” dedi.</p>

<p>Bazı ürünlerin mikropları öldürmeden sadece kokuyu bastırdığını ifade eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti:</p>

<p>“Güçlü koku daha fazla kimyasal solunması demektir. Bu kimyasallar, cilt irritasyonlarından solunum problemlerine kadar geniş bir sağlık spektrumunda olumsuz etkilere neden olabilir. Özellikle çocukların ve hamile kadınların kimyasallara maruz kalma riski, bu maddelerin cinsiyet bazında farklı etkileri ve çevresel etkileri, bilinçli tüketim gerekliliğini daha da ön plana çıkarıyor. </p>

<p>Özellikle çamaşır suyu, asitli ürünler gibi başka temizleyicilerle asla karıştırılmamalı. Zehirli gaz açığa çıkabilir. Gerçek hijyen; doğru ürünün doğru miktarda ve doğru süre uygulanması ile sağlanır.”</p>

<p><strong>Temizlik sırasında ortamın havalandırılması şart!</strong></p>

<p>Masalar, tezgâhlar ve çalışma yüzeylerinin temiz ve dezenfekte edilmiş olmasının bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temizlik malzemelerinin kullanımı esnasında havaya salınan kimyasalların solunmaması ve sonrasında ortamın havalandırılması yararlı olacaktır.” dedi.</p>

<p>Sprey formdaki ürünlerin kapalı alanlarda kullanımının ise daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Temizlik yaparken daha az kimyasal madde solumak için uygun havalandırma yapmak büyük önem taşır. Bu amaçla pencerelerin ve kapıların mutlaka açılması gerekir. İyi bir havalandırma, odanın havasındaki toksik maddelerin en aza indirilmesine yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Temizlik kimyasalları hassas gruplarda sağlık sorunlarına neden olabiliyor!</strong></p>

<p>Çocuklar, hamileler, yaşlılar ve alerjik bünyelerin bu kimyasallardan nasıl etkilendiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Çocukların solunum yolları daha hassastır. Yüzeylere temas edip ellerini ağızlarına götürebilirler. Kimyasalların bazıları hamilelerde hormonal dengeyi etkileyebilir. Yaşlıların akciğer kapasitesi ve bağışıklık sistemi daha zayıf olabilir. Alerjik bünyeler ve astımlılarda burun akıntısı, hırıltılı solunum görülebilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Dr. Mamçu, Temizlik sonrası geçmeyen öksürük, nefes almakta zorlanma, baş dönmesi veya mide bulantısı, gözlerde şiddetli yanma, ciltte kızarıklık, kaşıntı veya yanma hissi, astım veya alerji belirtilerinde artış ortaya çıkmasının kullanılan ürüne bağlı olabileceğini hatırlattı. </p>

<p><strong>Gereksiz antibakteriyel ürün kullanımı, sağlık sorunlarına ve çevre kirliliğine yol açıyor! </strong></p>

<p>Antibakteriyel ürünlerin gereksiz kullanımının ne gibi sağlık ve çevre sorunları ortaya çıkarabileceği hakkında bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Dirençli bakterilerin gelişmesi, bağışıklık sisteminin bozulması, cilt florasının bozulması gibi sağlık sorunlarına ve kimyasalların suya karışarak çevre kirliliği oluşturmasına neden olur.” dedi.</p>

<p>Temizlik ürünlerinin içerisinde yer alan zararlı kimyasallardan korunmak için önerilerde bulunan Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Temizlik ürünlerinin etiketlerini doğru okumak çok önemlidir. Hangi ürünün hangi içeriklerle temas etmemesi gerektiği hakkında bilgi sahibi olmak kimyasal reaksiyonla ortaya çıkabilecek olumsuz etkileri minimize eder. Kimyasal içeriği azaltılmış veya tamamen doğal ürünler tercih edilebilir. Evde sirke, karbonat ve limon gibi malzemelerle doğal temizlik ürünleri yapılabilir.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jan 2026 15:50:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/guzel-koku-hijyen-gostergesi-degil-1767617420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Balina avı saldırıları yöneticileri hedef alıyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/balina-avi-saldirilari-yoneticileri-hedef-aliyor-30152</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/balina-avi-saldirilari-yoneticileri-hedef-aliyor-30152</guid>
                <description><![CDATA[Balina avı siber saldırısı, kurumsal yönetim ekibinin üst düzey bir üyesini hedef alan bir saldırı türü. Diğer siber saldırı yöntemlerinden en önemli farkı hedefte olanların üst düzey yöneticiler olmaları. Siber güvenlik şirketi ESET, balina avı saldırılarına karşı üst düzey yöneticilerin nasıl güvende olabileceğini inceledi, önerilerini paylaştı.  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Balinalar avı saldırılarında mağdur edebilecek kişi sayısı sıradan çalışanlara göre daha az olduğu için siber saldırganlar için ilgi çekici bir alan hâline geliyor.  Üst düzey yöneticiler (C-suite dâhil) genellikle üç temel özelliğiyle öne çıkıyorlar.  Zamanları kısıtlıdır yani kimlik avı e-postasına tıklayabilir, kötü amaçlı bir eki açabilir veya sahte bir transfer talebini düzgün bir şekilde incelemeden onaylayabilirler. Zaman kazanmak için çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) gibi güvenlik kontrollerini kapatabilir veya atlayabilirler. Çevrimiçi ortamda oldukça görünürler. Bu, tehdit aktörlerinin, astlarından veya asistanlarından geliyormuş gibi görünen e-postalar gibi ikna edici sosyal mühendislik saldırıları oluşturmak için bilgi toplamasına olanak tanır. Son derece hassas ve kazançlı kurumsal bilgilere erişme ve büyük miktarlı para transferlerini onaylama veya talep etme yetkisine sahiptir.</p>

<p><strong>Tipik bir balina avı saldırısı nasıl görünür?</strong></p>

<p>Normal bir spearphishing veya BEC saldırısı gibi, balina avı saldırısının da başarılı olması için belirli bir hazırlık gerekir. Bu, tehdit aktörlerinin hedefleri hakkında ayrıntılı keşif yapma olasılığının yüksek olduğu anlamına gelir. Sosyal medya hesapları, şirket web sitesi, medya röportajları ve önemli videolar dâhil olmak üzere, onlara yardımcı olacak kamuya açık bilgilerin eksiği olmamalıdır.  Temel bilgilerin yanı sıra kilit alt çalışanlar ve meslektaşlar hakkında bilgiler veya sosyal mühendislik için bahane olarak kullanılabilecek kurumsal bilgiler, örneğin birleşme ve satın alma faaliyetleri veya şirket etkinlikleri hakkında bilgiler de öğrenmek isteyeceklerdir. Bu, tehdit aktörünün kişisel çıkarlarını ve nihai hedef ”balina”yı taklit etmekse tehdit aktörünün kişisel ilgi alanlarını ve hatta iletişim tarzını anlamasına da yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Sosyal mühendislik yöntemleri kullanılıyor</strong></p>

<p>Bu bilgileri elde ettikten sonra, saldırgan genellikle bir spearphishing veya BEC e-postası hazırlar. Bu, büyük olasılıkla güvenilir bir kaynaktan gönderilmiş gibi görünen, sahte bir e-posta olacaktır. Ayrıca alıcının karar verme sürecini hızlandırması için klasik sosyal mühendislik taktiği olan aciliyet yaratma yöntemi kullanılacaktır.  Nihai hedef bazen kurbanı, giriş bilgilerini ifşa etmeye veya farkında olmadan bilgi hırsızlığı amaçlı kötü amaçlı yazılım ve casus yazılım yüklemeye ikna etmektir. Bu kimlik bilgileri, paraya çevrilebilir kurumsal sırlara erişmek için ya da balina kimliğine bürünerek daha küçük balıkları büyük para transferleri yapmaya ikna etmek için astlarına BEC saldırıları başlatarak e-posta hesaplarını ele geçirmek için kullanılabilir. Alternatif olarak dolandırıcı, fon transferini onaylamaları için onları kandırmak amacıyla ”balina”nın patronu gibi davranabilir.   </p>

<p><strong>Yapay zekâ balina avı kurallarını değiştiriyor</strong></p>

<p>Ne yazık ki yapay zekâ bu görevleri kötü niyetli kişiler için daha da kolaylaştırıyor. Kurbanları keşfetmek için hedefler hakkında büyük miktarda veri toplamak üzere yapay zekâ araçlarından yararlanabilirler. Kusursuz doğal dilde ikna edici e-postalar veya metinler oluşturmak için üretken yapay zekâ (GenAI) kullanabilirler. Bu araçlar, yararlı bağlam eklemek veya gönderenin yazım stilini taklit etmek için bile kullanılabilir. GenAI, hedefleri para transferi yapmaya ikna etmek için derin sahtecilik teknolojisini son derece ikna edici vishing saldırılarında kullanmak hatta üst düzey yöneticileri taklit eden videolar oluşturmak için kullanılabilir.  Büyük bir BEC saldırısı, milyonlarca dolarlık gelir kaybına neden olabilir. Hassas kurumsal verilerin ihlali ise yasal cezalar, toplu davalar ve operasyonel aksaklıklara yol açabilir.  Şirketler için itibar kaybı daha da kötü olabilir. Daha kişisel bir açıdan bakıldığında bu tür olayların ardından kandırılan yöneticiler genellikle üstleri tarafından günah keçisi ilan edilir.</p>

<p><strong>Saldırıların önüne nasıl geçilebilir?</strong></p>

<p>Güvenlik ekipleri, spearphishing ve BEC saldırılarının risklerini azaltmaya yardımcı olmak için çeşitli yöntemler kullanabilir. Ancak kuralların kendileri için geçerli olmadığını düşünen üst düzey yöneticilerle karşı karşıya kaldıklarında bu yöntemler her zaman başarılı olmaz. Bu nedenle, simülasyonları içeren yöneticiye özel eğitim alıştırmaları çok önemlidir. Bu alıştırmalar, son derece kişiselleştirilmeli ve deepfake video veya ses dâhil olmak üzere en son tehdit aktörlerinin TTP’lerini içeren kısa ve yönetilebilir dersler şeklinde olmalıdır. Bunlar, iyileştirilmiş güvenlik kontrolleri ve süreçleriyle desteklenmelidir. Buna, büyük meblağlı fon transferleri için sıkı bir onay süreci dâhil edilebilir; bu süreçte iki kişinin imzası veya alternatif bir güvenilir kanal aracılığıyla doğrulama gerekebilir.</p>

<p><strong>Yapay zekâ savunma stratejisinin bir parçası olabilir </strong></p>

<p>Yapay zekâ araçları da ağ savunucularına yardımcı olabilir. Şüpheli iletişim kalıplarını, gönderenleri ve içeriği tespit etmek için tasarlanmış yapay zekâ tabanlı e-posta güvenliğini göz önünde bulundurun. Ayrıca potansiyel olarak kötü niyetli aramaları gerçek zamanlı olarak işaretlemek için deepfake algılama yazılımları da mevcut. Sıfır Güven yaklaşımı da yararlı bir direnç sağlayabilir. En az ayrıcalık ve tam zamanında erişim uygulayarak yöneticilerin erişebileceği bilgileri en aza indirir ve oturum açma bilgilerinin varsayılan olarak asla güvenilir olmamasını sağlar. Kuruluşunuz kamuya açık olarak paylaştığı kurumsal bilgilerin türünü sınırlamaya başlamak isteyebilir. Yapay zekânın her yerde olduğu bir dünyada, bu tür bilgileri bulma ve silah olarak kullanma araçları artık azınlığın değil, çoğunluğun elindedir.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Jan 2026 20:03:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/balina-avi-saldirilari-yoneticileri-hedef-aliyor-1767373420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-30150</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-30150</guid>
                <description><![CDATA[Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, uzun süreli yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi. Yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açtığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, işlenmiş gıdaların tümünün, beyin için yüksek risk oluşturduğuna dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu,</span></b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”> <b>uzun süreli</b> <b>yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi. Yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açtığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, işlenmiş gıdaların tümünün, beyin için yüksek risk oluşturduğuna dikkat çekti.</b></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirerek beyin sağlığının korunmasına ilişkin tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Günlük yaşam alışkanlıkları beyin sağlığını etkiliyor. Anlık kısa vadeli etkilenmeler de olabiliyor, uzun vadeli etkilenmeler de olabiliyor. Temennimiz uykusuzluk ve kötü beslenme gibi olumsuz davranışların kısa vadeli etkiler yapması. Düzenli egzersiz yapmak, uyku hijyenini sağlamak gibi iyi alışkanlıklarımızın da uzun vadeli etkiler yapmasını isteriz” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kronik uykusuzluk demans riskini artırıyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Beyni yoran ve daha hızlı yaşlanmasına neden olan alışkanlıkların başında yetersiz uykunun geldiğini belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Yetersiz uyku, kısa vadede dikkat, hafıza ve öğrenme kapasitesini etkilerken; uzun vadede kronik uykusuzluğun demans riskini artırdığını biliyoruz. Fiziksel olarak hareketsizlik, kısa vadede enerji düşüklüğü ve zihinsel yorgunluk gibi sonuçlarla kendini gösterirken; uzun vadede yine bilişsel fonksiyonlarda gerileme ve nöron bağlantılarının zayıflaması gibi etkiler ortaya çıkabiliyor” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Uykusuzluk beyni olumsuz etkiliyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Uykusuzluğun özellikle beynin hipokampüs, prefrontal korteks ve amigdala bölgeleri üzerinde etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Uykusuzluk özellikle hafıza merkezi denilen hipokampüs ve dikkat ve karar verme gibi yüksek entelektüel fonksiyonların kontrol edildiği prefrontal korteks dediğimiz alanları etkileyen bir faktördür. Amigdala, duygusal ve dürtüsel kontrolün sağladığı bir alandır. Bu alan da yetersiz uykudan olumsuz etkilenmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Hafıza zayıflıyor, öğrenme kapasitesi düşüyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Uzun süreli uyku yetersizliğinin, hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Hipokampüs etkilendiği zaman, hafıza oluşumu ve bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması bozuluyor. Çünkü kısa bellekteki bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması, derin uykuda gerçekleşen bir hadisedir. Prefrontal korteks etkilendiğinde, dikkat ve odak sorunları ortaya çıkabiliyor. Problem çözme ve karar verme yetilerinde aksamalar yaşanabiliyor. Günlük hayatta farkında olmadan birçok entelektüel fonksiyonumuzu kullanırız, gün içerisinde bir sürü problem çözeriz. Örneğin sabah işe gideceğiz, aracımız arızalandı hemen çözüm üretmeye çalışırız. Ya taksiye bineriz ya da başka bir çözüm bulmaya çalışırız. Bunlar problem çözme yeteneklerimizin bir örneğidir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Abartılı duygusal reaksiyonlar ortaya çıkabiliyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yetersiz uykunun duygusal ve dürtüsel kontrolü sağlayan beyin bölgesi amigdalayı da etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Amigdala, uykusuzluktan şu şekilde etkileniyor: Aşırı uyarılıyor. Abartılı duygusal reaksiyonlar ve dürtüsel tepkiler ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla kişinin toplumsal uyumu da azalıyor” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Uyku sırasında glimfatik sistem devreye giriyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Pandemi sonrası uykunun tamamen gereksiz bir şey gibi algılanmaya başlandığını kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, oysa uyku sırasında beyin için çok önemli olan işlemlerin gerçekleştiğini söyledi: “Uyku, özellikle gün içinde saatler yetmediği zaman feragat edilecek şey olarak görülüyor. Oysa uyku sırasında glimfatik sistem dediğimiz özel sistem devreye giriyor, özellikle gün boyunca beyinde biriken toksinleri siliyor. Bu süreç bellek oluşumuna, sinir hücrelerinin onarımına ve birtakım kognitif bozuklukların onarımına yardım eden bir süreç. Glimfatik sistemin aktivasyonunu şöyle anlatabiliriz: Uyku sırasında beyin hücrelerinin arasındaki boşluklar genişliyor ve beyin omurilik sıvısı bu boşluklardan akarak gün içinde biriken toksinleri, amiloid beta gibi zararlı proteinleri temizliyor. Özellikle derin uyku evresinde aktif oluyor. Gün içinde nöronlar çalışarak birtakım metabolik atıklar biriktiriyor. Bunlar yine beyin omurilik sıvısı aracılığıyla uykuda temizleniyor. Glimfatik sistem devreye girince toksinler temizlenir, sinir hücrelerinin arasındaki iletişim de yeniden dengelenmiş olur. Hafıza ve belleğimiz de etkileniyor. Uyku hipokampüsteki kısa süreli hafızayı uzun süreli hafızaya dönüştürme fonksiyonunu indüklüyor. Bu süreçte sinaptik bağlantılar güçleniyor ve öğrenilen bilgiler de kalıcı hale geliyor.”</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İşlenmiş gıdalar beyin için yüksek risk oluşturuyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Beyni olumsuz etkileyen faktörlerden birinin ise kötü beslenme olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Özellikle yüksek şeker içeren işlenmiş gıdalar, odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açıyor. İşlenmiş gıdaların tümü, beyin için yüksek risk oluşturuyor. Çünkü bunlar çok yüksek şeker, yüksek oranda tuz ve düşük kaliteli yağlar denilen trans yağ içeriyor. Bu da beynimizin ödül mekanizmasını bozarak bağımlılık yaratıyor. Aslında en büyük problem bu” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozuyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Beyinde dopaminerjik sistem üzerinden ilerleyen bir ödül mekanizması olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “İhtiyaç sahibi bir insana yardımda bulunduğunuzu ve onun size şükran duyduğunu düşünün. Bu size kendinizi iyi hissettiren ve haz veren bir durum. Bu, size beyninizin ödülü. Dopaminerjik sistemin verdiği bir ödül bu. Normal şartlarda beynimiz, iyi bir şey yaptığımızda bizi ödüllendirir ancak bu işlenmiş gıdaları tükettiğimizde yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozar. Dahası enflamasyonu artırır, hafıza ve bilişsel işlevi zayıflatır” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Hipokampüsün yapısı da bozuluyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Cips, şeker ve fastfood gibi yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların dopamin salınımını aşırı düzeyde uyardığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ürünler, sürekli bir ödül alıyormuş gibi beyni uyarıyor. Buna haz tuzağı diyoruz ve beyin bu gıdalara bağımlı hale geliyor. Çünkü bunları tükettiği zaman kendini sürekli iyi hissediyor ancak bir süre sonra uzun vadede dopamin reseptörleri duyarsızlaşıyor. Dolayısıyla motivasyon ve ruh hali bozuluyor; inflamasyon ve oksidatif stres, sinaptik bağlantıları zayıflatıyor. Birtakım hayvan deneyleri var, bu deneylerde hayvanlara kafeterya tipi besinler veriliyor. Hipokampüste yapısal bozulma gözlenmiş. Şimdiye kadar hep elektriksel iletim, nöro transfer dengesi, dopaminal sistemin etkileri konuşulurken hayvan sistemlerinde hipokampüsün yapısının dahi bozulduğu, bellek üzerinde ne kadar olumsuz etkileri olduğu görülüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yetersiz su tüketimi, beyin fonksiyonlarını nasıl etkiliyor?</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Beyin sağlığı için su tüketiminin de önemine işaret eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Yetersiz su içmek, beyin hücrelerinin hacmini küçültüyor ve elektrolit dengesini bozuyor ve toksinlerin temizlenmesini engelliyor. Bu da hafıza, dikkat, konsantrasyon ve ruh hali üzerinde doğrudan olumsuz etki yapıyor. Beyin dokusunun üçte ikisinden fazlası su. Su, sinir hücrelerinin elektriksel iletişimi ve metabolizması için de kritik bir bileşen. Su kaybı olduğunda sodyum ve potasyum gibi iyonların dengesi de bozuluyor ki bunlar sinir iletimi için elzemdir. Sinir iletiminin yavaşlamasıyla bilişsel fonksiyonlar da zayıflıyor. Dehidrasyona bağlı olarak hücre hacmi de küçülüyor, büzülüyor yine aynı şekilde sinaps iletişimi ve bilgi işleme hızını düşürüyor. Yeterli su olmadan toksin temizliği mümkün değil çünkü yine omurilik sıvısının ana içeriği su. Metabolik atıklar da temizlenmemiş oluyor. Bilhassa yaşlılar ve çocuklar dehidrasyon yani susuzluğa karşı çok hassastır. Özellikle demans hastaları az su içtikleri için bile çok ciddi kötüleşme yaşayabilirler” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Beyin sağlığını korumak için bu önerilere kulak verin</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Beyin sağlığını korumak için yapılması gerekenler konusunda da önerilerini sıralayan Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, şunları söyledi:</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>-Her gün açık havada 20 dakika yürüyüş yapılmalıdır. Egzersiz, BBFN dediğimiz Beyin Kökenli Nörotronik Faktörü artırıcı özelliği sayesinde stresi azaltan, kan akışını düzelten ve artıran etkisi ile uzun vadede uyku düzenini de etkilemektedir.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>- Uzun vadede uyku düzeninizi mutlaka yoluna koyunuz. Bunun için gerekirse yardım alınmalıdır. Kronik uykusuzluk, bazen ilaç tedavisi ve hekim yardımı gerektiren düzeylere gelebilir. </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>- Sosyal izolasyondan kaçınılmalıdır. Bireylerin yalnız kalmaktan imtina etmesi önemlidir çünkü beyin ne kadar çok uyaran alırsa o kadar çok kendini yenileme, çalışma ve fonksiyon görme yetilerini korur. </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>- Sağlıklı ve dengeli beslenmeye önem verilmelidir. Kişinin eksiği varsa D vitamini ve Omega 3 gibi takviyeler de alınabilir.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Jan 2026 20:02:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2026/01/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-1767373322.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:   “Gençlerin karşılanmamış manevi ihtiyaçları var!”</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-genclerin-karsilanmamis-manevi-ihtiyaclari-var-30118</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-genclerin-karsilanmamis-manevi-ihtiyaclari-var-30118</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ‘İnanç Psikolojisi ve Maneviyatın Ruh Sağlığımıza Etkisi’ başlığında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, <strong>‘</strong>İnanç Psikolojisi ve Maneviyatın Ruh Sağlığımıza Etkisi’ başlığında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>İnançla ilgili gen var mı?</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konuyla ilgili çok geniş ölçekli bilimsel çalışmalar yapıldığını dile getirerek, “Genetik çalışmalar da yapıldı inanma ile ilgili… Daha doğrusu meta-kolektif genlerden, yani zihin üstü genlerden söz ediliyor. 4 gen üzerinde duruluyor. Birincisi anlam arayışı geni. Bu gen, insan dışında hiçbir canlıda yok. Hayatın anlamı nedir, nereden geldim, niçin buradayım, sonsuzluk nedir, sonsuzluğun sonu var mı gibi anlam arayışıyla ilgili genetik bir algoritma var. Bunun genetik karşılığı olması lazım, metabilişsel genlerde. İkincisi yenilik arama geni. Bu gen bulundu. Genin adı DRD4 DRD2 diye geçiyor. Bu riskli davranış geni aynı zamanda yenilik aramaya neden oluyor. Üçüncü gen zamanı algılama geni. Dördüncü de ölümü algılama geni var. İnsan dışında hiçbir canlıda ölüme açıklama getirme özelliği yok, insanda var.” dedi.</p>

<p><strong>İnsanda inanma ihtiyacı var</strong></p>

<p>Bütün bu 4 genetik özellik dolayısıyla insanın, yüksek bir güce inanma, büyük bir anlamın parçası olma ve zihinsel bir sığınağa sığınma ihtiyacı bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Hatta bununla ilgili Budist rahipler üzerinde deneyler yapılıyor. Budist rahiplerde vecd hali var; trans hali, coşku, heyecan yaşıyorlar. Tam konsantre olduklarında beyinleri nasıl çalışıyor diye bakılıyor. Onların beyinlerinde teta dalgaları yüksek çıkıyor. O kişiler ‘bütün istekleri karşılanmış, bütün ihtiyaçları giderilmiş ve evrenle bütünleşmiş’ gibi hissediyorlar. Aynı şey Sufi meditasyonda da var. Bu biyolojik nörobiyolojik karşılığı olan bir şey. İnsanda inanma ihtiyacı var. Bu ortak bir ihtiyaç… Teselli arayışı ve büyük bir anlamın parçası olma isteği bütün insanlarda ortak var.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Akla en uygun olan inanç sistemi, Tevhit inancı</strong></p>

<p>Akla en uygun olan inanç sisteminin, Tevhit inancı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Tanrı tasavvurunu araştırdığımız zaman ilmi mutlak ilmi olmalı, mutlak iradesi olmalı, mutlak gücü olmalı, mutlak hikmet sahibi olmalı. Her şeyi kontrol edebilmeli ama her şeyi yerli yerinde ve gerekçeleriyle birlikte ifade edebilmeli ve bu hayat dünya hayatında sınırlı kalmamalı. Çünkü bu dünyada adalet yok. Bu dünyada insanlar eşit yaratılmamış. Eğer her şey bu dünyada olsa anlamı kalmazdı. Bu nedenle ikinci bir hayat olması gerekir. Bunların hepsi Tevhit inancı içerisinde var.” dedi.</p>

<p><strong>İnsanın spiritüel ihtiyaçları var</strong></p>

<p>İnsanın spiritüel ihtiyaçları, manevi ihtiyaçları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İnanmak, insana iç huzuru veriyor. Kendisiyle barışık oluyor, psikolojik sağlamlığı artırıyor, yani koruyucu ruh sağlığı etkisi var diyebiliriz.” diye konuştu.</p>

<p>Egosu yüksek olan insanın kanser hücresi gibi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bütün dinler ortak olarak kibrin yanlış, tevazunun doğru olduğunu ve başkalarına yardım etmenin yüceltildiğini söyler. Bu, bütün kutsal öğretilerde vardır ve bu tesadüf değildir. Bunu kaldıran sistemlerde insanlar kötülük yapmaya meyillidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Zarf, kişinin yaptığı dini pratikler, mazruf ise ahlaktır…</strong></p>

<p>İnancın iki yönü bulunduğunu, bunların şekilsel (ritüeller) ve öz (ahlak) olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Yani bir zarf ve mazruf vardır. Zarf, kişinin yaptığı dini pratikler yani ritüellerdir. Mazruf ise özdür, yani ahlaktır. Şekilsel kısmın ritüelleri, öz kısmın ise ahlakı temsil ettiği bu iki yönün tamamlayıcı olması gerekir. Bazı kişiler şekilsel olarak her şeyi yaparlar; ama rahatlıkla yalan söyler, yolsuzluk yapar, rüşvet alır. Haram yerler, yemem derler ama rüşvet yerler. Böyle bir çelişkili durum ortaya çıkar. Bütün bunlar gösteriyor ki dinin özüyle şeklinin aynı anda yaşanabilmesi önemlidir. Dünyayı düzeltmeye kendinden başlamak gerekiyor. Kendi iç dünyandan başlayacaksın, kendini düzeltirsen iç dünyanı düzeltmek daha kolay oluyor.”</p>

<p><strong>Din emin ve ehil insanları ortaya çıkarmıyorsa, o din yaşanmıyor!</strong></p>

<p>Eğer bir din emin ve ehil insanları ortaya çıkarmıyorsa, o dinin yaşanmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Güven vermiyorsa, güvenilirlik sağlamıyorsa ve bir insan işin uzmanı olmadığı konulara rahatlıkla yalan, hile ve entrika ile giriyorsa, ehliyet ve liyakate önem vermiyorsa, itibara ve güvene önem vermiyorsa, o din öğretisi sahte bir öğretidir.” dedi.</p>

<p><strong>İnsanın ruhsal yapısı, iyicil ve kötücül duyguların karışımından oluşuyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın ruhsal yapısının, iyicil ve kötücül duyguların karışımından oluştuğunu söyleyerek, “Her birimizin içinde iyicil ve kötücül düşüncelerin etkisiyle şekillenmiş bir kişilik profilimiz var. Çocukluğumuzdan itibaren öğrendiğimiz iyicil ve kötücül duygular ile düşünce kalıpları, kişiliğimizin temelini oluşturuyor. Bir de kişinin hayatta ulaşmak istediği bir hedefi ve bu hedefe yönelik kısa, orta ve uzun vadeli planları var. İnsan, hayat yolunda ilerlerken çeşitli olaylarla karşılaşıyor. Psikanalizin yaşayan son örneklerinden olan Berg’e göre, içimizdeki kötücül parça aslında egomuzun bir parçası ve bize kötü şeyleri emrediyor. Bu kötücül parça, insanı hedeflerinden saptıracak kolay çıkarlar, menfaatler, hazlar ve zevkler sunuyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Hayat, her an yapılan seçimlerden ibaret</strong></p>

<p>Aslında hayatın, her an yapılan seçimlerden ibaret olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İyi seçimler yaparsak, hayatımızın sonuna kadar iyi anılar biriktirir, olumlu izler bırakır ve güzel işler yaparız. Kötü kararlar verirsek ise kötü anılar biriktirir ve olumsuz izler bırakırız. Bu nedenle, içimizdeki kötücül parça, bizi her an yanıltmaya meyillidir. Kişi, inançlarına aykırı davrandığı zaman, kimsenin görmediğini düşünerek ’Nasılsa kimse görmüyor, bir şey olmaz’ diyen o kötücül parçanın isteğini dinlerse, büyük bir yanılgıya düşer.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Hayatta daha büyük bir anlamın parçasıyız!</strong></p>

<p>Duyguları erteleme becerisinin, kendiliğinden oluşmadığını ve öğrenilmesi gereken bir yetenek olduğunu da anlatan Prof. Dr. Tarhan, “İçimizdeki kötücül parça ’Çabuk olsun, hemen olsun!’ diyerek sabırsızlanır ve anlık isteklerin peşinden koşar. Maymun iştahlıdır ve dopamin odaklıdır. Ancak, içimizdeki iyi parça serotonin hormonuyla bağlantılıdır; fikir, ideal ve anlamla ilgilenir. Eğer bir kimsenin fikri, ideali ve anlam arayışı varsa, ’Şu anda bu benim hoşuma gidiyor ama ilerideki hedeflerime aykırı. Bunu yapmayacağım, bundan vazgeçiyorum’ diyebilir ve doğru bir seçim yapabilir. Hayatta daha büyük bir anlamın parçası olduğunu bilen kişi, o anlık zevkinden fedakârlık yapabilir ve inancının etkisiyle daha sonra çok daha büyük bir ödül kazanabilir. İşte bu erteleme becerisini kullanamayan ve kişilik olgunluğuna erişememiş insanlar, hemen şimdi ve çabuk tatmin olma peşinde koştukları için inançlarının gereğini yerine getiremezler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İnsanın, ruhunu geliştirme gibi bir sorumluluğu var</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan<strong>, </strong>insanın, diğer canlılardan farklı olarak ruhunu geliştirme gibi bir sorumluluğu üstlendiğini kaydederek, “İnsan sürekli olarak daha fazlasını, daha iyisini isteme eğilimindedir ve her şeyin kendisine ait olmasını arzular. İşte bu noktada, insan kendi iç mücadelesini verirken ruhunu büyütme yolculuğuna çıkar. Ruhunu, çocuksu kişilik özelliklerinden olgun kişilik özelliklerine doğru geliştirmesi gerekir. Bu süreçte, olgunlaşmamış (immature) savunma mekanizmaları yerine olgun (matür) savunma mekanizmalarını kullanması önemlidir. Olgunlaşmamış savunma mekanizmaları genellikle bencil, çıkarcı ve ’Çabuk olsun, hemen olsun’ gibi dürtülerle hareket etmeye yöneliktir. Ancak olgun savunma mekanizmaları, yüceltme, anlam arayışı, altruizm (başkalarına verici olmak) ve çıkarcı olmamak gibi erdemleri içerir. Bu olgun mekanizmaları kullanan insanlar, hayat yolculuklarının sonunda biriktirdikleri iyiliklerin kötülüklerden daha fazla olduğunu görürler. İyiliklerin oranı yüzde 51’in üzerindeyse, ölümden sonraki hayata da hazırlıklı olmuş olurlar.” dedi.</p>

<p><strong>İnsanın olgunlaşması ve ölüme anlam kazandırması gerekiyor</strong></p>

<p>Doğu felsefesinde, evrenin sonsuz olduğu ve insanın ruhunun da bu evrende sonsuza dek var olduğunun kabul edildiğini ve ruh, öldükten sonra eğer kişi iyi şeyler yaptıysa, daha yüksek bir ruh olarak dünyaya geri döndüğüne inanıldığını anlatan Tarhan, “Eğer öldükten sonra iyilerin yaptığı iyiliklerin karşılığını gördüğü, kötülerin de kötülüklerinin bedelini ödeyebileceği ikinci bir hayat yoksa, bu hayat çok anlamsız olur. Zalim, zulmüyle kalır; Nemrut, nemrutluğuyla kalır, ama mazlumlar da ezilmiş olarak gider. Bu büyük bir haksızlık olurdu. Ruh sonsuzdur, evren ise sonlu. Bu şekilde inandığımızda her şey anlamlı hale gelir. İşte bu yüzden, insanın olgunlaşması ve ölüme anlam kazandırması gerekiyor. Ölüm bir yok oluş değil, bir bitiş değil.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Anne babanın görevi sadece uyarmaktan ibaret</strong></p>

<p>Dinin kaynağının doğru incelenmesi gerektiğini de dile getiren Tarhan, “Ben, Kur’an-ı Kerim’de yer alan ’Dinde zorlama yoktur’ ayetini gördükten sonra, inanan bir insanı inancı konusunda zorlamanın dine aykırı olduğuna kanaat getirdim. Osmanlı, bu ayetin rehberliğinde insanların inançlarına karışmamıştır. Zaten Batı’nın geldiği nokta da bu. 20. yüzyılda ortaya çıkan özgürlük anlayışı da bunu destekliyor. İnanç konusunda bir insanı zorlamak doğru değil. Dini literatürde de belirtildiği gibi, bu durum anne baba için de geçerli. 18 yaşına kadar anne babanın doğal vasiliği devam etse de sonrasında anne babanın görevi sadece uyarmaktan ibaret. Zorla bir çocuğu belli bir şekilde davranmaya veya belli bir yola girmeye zorlamak, dini gerekçelerle bile olsa Kur’an-ı Kerim öğretisine aykırı.” İfadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Gençleri hemen ’deist oldu’ diye etiketlememek gerekiyor</strong></p>

<p>Gençler arasında deizmin yaygınlaştığına ilişkin iddiaları da değerlendiren Tarhan, “Bu durumun yaygınlaşmasının iki temel nedeni var. Birincisi, dindar insanların güvenilirlik vasfının zarar görmesi. Toplumda, 20-30 yıl önce dindar insan denildiğinde akla güvenilir bir profil gelirdi. Ancak, son zamanlarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bu algı değişti. Türkiye’deki dindar profiliyle ilgili olumsuz örneklerin artması, bu algının değişmesinde etkili oldu. İkincisi ise yeni kuşağın sorgulayıcı bir yapıda olması. Bu kuşak, masumiyet arayışı ve adalet talebi yüksek olan bir kuşak. Bu nedenle, sorgulamaları nedeniyle onları hemen ’deist oldu’ diye etiketlememek gerekiyor. Bir insanın Allah’ın varlığını sorgulaması kötü bir şey değil. Tam tersine, sorgulayacak, test edecek, aklını kullanacak ve akılla kalbi birleştirecek. Bunu yapabilmesi için de sorular sorması gerekiyor. Sormazsa öğrenemez ki!” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Eski sorulara yeni cevaplar vermeliyiz</strong></p>

<p>Günümüzdeki bir lise öğrencisinin, İbn-i Sina gibi her şeyi sorduğunu ve sorguladığını da söyleyen Tarhan, “Eğer biz, bu gençlere İbn-i Sina’yı aforoz eden bir zihniyetle yaklaşırsak, o gençleri kaybederiz. İslam felsefesi, bu sorulara yanıt bulmaya çalışır. Bu konuların lise seviyesinde anlatılması, ilahiyatçıların ve Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın sorumluluğundadır. Din, bu sorulara cevap bulmayı amaçlar. Eğer kafalarındaki sorulara uygun cevaplar verilirse, gençler tatmin olurlar. Ben, sorgulayan gençlerden hiç rahatsız olmamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü onlar sorgulayarak inandıkları zaman, daha sağlam bir inanca sahip olacaklardır. ’Eyvah, gençlik elden gidiyor’ diye düşünmek yerine, onların anladığı dili bulmalı ve ihtiyaçlarına göre onlara cevaplar vermeliyiz. Gençlerin karşılanmamış manevi ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçları karşıladığımızda kafalarındaki sorunlar giderilecektir. İnanç sorgulaması kötü bir şey değil, ancak doğru cevaplar vermek gerekiyor. Eski sorulara yeni cevaplar vermeliyiz. Eski cevaplarla bu gençliğe ulaşamayız.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 21:40:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/12/prof-dr-nevzat-tarhan-genclerin-karsilanmamis-manevi-ihtiyaclari-var-1767033635.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Net hedefler zihinsel dayanıklılığı artırıyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/net-hedefler-zihinsel-dayanikliligi-artiriyor-30117</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/net-hedefler-zihinsel-dayanikliligi-artiriyor-30117</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, yeni yıl hedeflerinin pozitif psikoterapi yaklaşımıyla güçlü yönlere ve planlamaya dayandırıldığında psikolojik dayanıklılık, iyi oluş ve zihinsel düzenleme üzerindeki etkisinden bahsetti. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Net hedefler, karar vermeyi kolaylaştırır; dikkat dağınıklığını ve ertelemeyi azaltır!</strong></p>

<p>Yeni bir yıla girişin bazı bireyler için zihinsel ve duygusal bir yeniden yapılanma sürecini başlatan sembolik bir eşik olduğunu dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “Psikolojik açıdan ele alındığında başlangıçların insan zihninde değişim ve gelişim için güçlü bir motivasyon kaynağı oluşturduğu ortaya konmaktadır.” dedi.</p>

<p>Bu bağlamda yeni yılda hedef belirlemenin, yüzeysel bir alışkanlık değil; psikolojik iyi oluşu destekleyen, bilişsel ve duygusal süreçleri düzenleyen temel bir mekanizma olduğunu kaydeden Erol, “Hedef belirleme, bireyin zihinsel enerjisini belirli bir yöne kanalize etmesine olanak tanır. Belirsizlik algısının azalması, özellikle yürütücü işlevlerden sorumlu olan prefrontal korteksin daha etkin çalışmasını sağlar. Net hedefler, karar verme süreçlerini kolaylaştırırken; dikkat dağınıklığını, erteleme davranışlarını ve kontrol kaybı hissini azaltır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Pozitif psikoterapi, hedefleri güçlü yönlere dayandırarak sürdürülebilir kılar! </strong></p>

<p>Planlamanın ise hedeflerin soyut bir niyet düzeyinde kalmasını engelleyerek, davranışsal gerçekliğe taşınmasını mümkün kıldığını ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Psikolojik açıdan plan yapmak, bireyin geleceği öngörebildiği ve süreci yapılandırabildiği hissini güçlendirir.” dedi.</p>

<p>Öngörülebilirlik arttıkça kaygı düzeyi azalır; kişi karşılaştığı güçlükleri tehdit olarak değil, yönetilebilir zorluklar olarak algılamaya başlar.</p>

<p>Pozitif psikoterapi yaklaşımının, hedef belirleme sürecine farklı bir perspektif kazandırdığını aktaran Erol, “Bu yaklaşım, bireyin eksikliklerine odaklanmak yerine; sahip olduğu güçlü yönleri, değerleri ve içsel kaynakları merkeze alır. Yeni yıl hedefleri bu doğrultuda ‘neyi düzeltmeliyim?’ sorusundan çok, ‘hayatımda neyi geliştirmek ve derinleştirmek istiyorum?’ sorusu üzerinden yapılandırıldığında daha sürdürülebilir hale gelir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Yeni yılda hedef belirlemek, bireyin psikolojik dayanıklılığını ve iyi oluşunu güçlendirir! </strong></p>

<p>Pozitif psikoterapide önemli bir diğer unsurun, güçlü yönlere dayalı planlama olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Bireyin kişisel kaynaklarını fark etmesi; hedeflere ulaşma sürecinde özgüveni artırır ve başarısızlık korkusunu azaltır. Hedefler yalnızca ulaşılacak sonuçlar değil; bireyin kimliğini ve değerlerini yansıtan yönlendirici unsurlar olarak ele alınmalı.” dedi.</p>

<p>Tutarlı ve gerçekçi hayal kurmanın, hedef belirleme sürecinin duygusal boyutunu oluşturduğuna dikkat çeken Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yapılandırılmış hayaller, umut duygusunu güçlendirir ve motivasyonu artırır. Ancak bu hayallerin planlama ile desteklenmesi, kalıcı bir psikolojik güçlenme yaratır. </p>

<p>Yeni yıl hedeflerinde sıklıkla göz ardı edilen bir diğer nokta, yaşam alanları arasında denge kurabilmektir. Psikolojik sağlamlık için üretkenlik kadar dinlenmenin, ilişkilerin ve yaşamdan alınan doyumun da öneminin kavranması önemlidir. Sonuç olarak yeni yılda hedef belirlemek; bireyin yaşamına yön vermesini, psikolojik dayanıklılığını artırmasını ve iyi oluşunu sürdürülebilir kılmasını sağlayan önemli bir süreçtir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 21:39:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/12/net-hedefler-zihinsel-dayanikliligi-artiriyor-1767033591.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hipnoterapi içsel gücü ortaya çıkarıyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/hipnoterapi-icsel-gucu-ortaya-cikariyor-30068</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/hipnoterapi-icsel-gucu-ortaya-cikariyor-30068</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, içsel sessizliğin kökenleri, birey üzerindeki etkileri ve hipnoterapinin bu sessizliği içten dışa dönüştürücü gücü hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Günlük hayatın koşturmacası insanı bedensel ve psikolojik olarak tüketiyor! </strong></p>

<p>İçimizdeki sessizliğin iki farklı anlamı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Olumlu yönüyle ele alındığında, bu sessizlik güçlü ve özgüvenli bir kişiliğe sahip bireyin bilinçli bir tercihidir.” dedi.</p>

<p>Günlük hayatın bitmek bilmeyen koşturmacasının insanı yıpratıp yorduğunu, bedensel ve psikolojik olarak tükettiğini kaydeden Öztekin, “Bu noktada yapılması gereken, tükenme sürecine girmeden kendini bu hızlı dönen yaşam çarkının döngüsünden bilinçli olarak çekebilmek, kendine ve kendinle baş başa kalmaya alan açmaktır. Böylece dışsal yolculuktan içsel yolculuğa geçiş mümkün olur. Amaç hayatın sonuna kadar dünyadan ve insanlardan uzak, sessiz bir yaşam sürmek değil. Asıl değerli olan, insanların arasında yaşarken bu içsel sessizliği koruyabilmektir. Bu sayede zihin berraklaşır; toplumun gürültüsünden uzaklaşarak derinlerde gömülü kalmış, gün yüzüne çıkamamış benlik yeniden canlanır. Aynı zamanda toplumla aramızdaki bağın daha sağlıklı bir şekilde kurulmasına olanak tanır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>İçsel sessizliğin temeli çocuklukta atılır!</strong></p>

<p>İçsel sessizliğin olumsuz yönünün ise genellikle ilk çocukluk dönemine dayandığını aktaran Öztekin, şunları söyledi:</p>

<p>“Sürekli maruz kalınan aşağılayıcı, değersizleştirici sözler, tutum ve davranışlar bu sürecin temelini oluşturur. Bunlara eklenen ilgisizlik ve sevgisizlik, ‘ayıp’, ‘günah’, ‘yasak’, ‘yapma’, ‘yapamazsın’, ‘sen beceremezsin’ gibi ifadelerle birleşir. İtiraza izin vermeyen, sürekli ‘evet’ demeye alıştıran ancak bireye çoğu zaman ‘hayır’ diyen dış sesler, içsel sessizliği besler.</p>

<p>Bu sürecin sonucunda özgüven eksikliği, değersizlik hissi, ‘ben başaramam’, ‘yapamam’ düşünceleri ve hayır diyememe ortaya çıkar. Kolu kanadı kırılmış, pasif, silik ve ezik bir kişilik gelişebilir. Düşünce ve duyguların rahatça ifade edilememesi, sağlıklı sosyal ilişki ve iletişim kuramama, karşı cinsle ilişki kurmakta, sürdürmekte ya da gerektiğinde sonlandırmakta zorlanma sık görülür. Zamanla birey sosyal ortamlardan uzaklaşır, kabuğuna çekilir ve kendini korumaya almaya çalışır. İç dünyada derin bir sessizlik hâkim olur.”</p>

<p><strong>Süreç, içten dışa doğru tersine çevrilebilir! </strong></p>

<p>Bu noktada hipnoterapinin güçlü etkisinin devreye girdiğini dile getiren Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Derinlerdeki sessizlik dünyasına girilerek yapılan etkili dokunuşlarla süreç tersine çevrilebilir. İçten dışa doğru bir yolculuk başlar.” dedi.</p>

<p>Bireyin, içindeki kafesten çıkarak ve önündeki engelleri teker teker aşarak dünyaya ve insanlara ‘artık ben de varım’ diyebileceğine dikkat çeken Öztekin, “Artık ezen, susturan ve değersizleştiren sesler yerini; gerçek değerin ve gerçek gücün fark edilmesini sağlayan içsel seslere bırakır. Bu aşamada bireye ‘sesini çıkar, sessiz kalma; ‘ne değişecek’ deme’ çağrısı yapılır. Hiçbir şey değişmese bile sen değişeceksin. Düşüncelerini dile getir, inanmadığın şeylere itiraz et. Kendin ol. Kendine başkalarının gözünden bakma. İnsanların sana neden utanman ya da neden utanmaman gerektiğini söylemelerine izin verme. Başkalarının sana biçtiği hayatı değil, kendi istediğin ve zevk aldığın hayatı yaşa. Sevmediğin şeyleri söylemekten, istemediğin şeyleri yapmamaktan çekinme. ‘Hayır’ de. Yalnızlıktan korkma; kendi başına da var olabilirsin. Yalnızlıktan korktukça kendinden uzaklaşırsın. Geçmişteki hataların nedeniyle kendini suçlama; onları pişmanlık değil, birer öğretmen olarak gör...” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Hipnoterapi iki yönlü bir dönüşüm sağlıyor! </strong></p>

<p>Hipnoterapinin iki yönlü etkisinin bu noktada açıkça görüldüğüne işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bir yandan, bireyin içinde var olan ancak sürekli bastırıldığı için dışa vurulamayan olumlu özellikleri ortaya çıkarır. Özgüven, sosyal ortamlarda kendini rahatça ifade edebilme, hayır ya da olmaz diyebilme becerileri güçlenir. Tüm bunlar yapılırken ‘acaba kırılır mı, kızar mı, küser mi, beni yanlış anlar mı, beni terk eder mi?’ gibi düşünce ve korkulardan arınmış bir zihinsel duruma ulaşılır.” dedi.</p>

<p>Hipnoterapinin diğer yönlü etkisinin ise dışsal olumsuzluklardan kaynaklanan ve sağlıklı bir bireyde bulunmaması gereken özelliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu vurgulayan Öztekin sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Aşırı ve kontrolsüz öfke, korkular, kaygılar, şüpheler, güvensizlikler ve takıntılar bu süreçte ele alınır ve etkileri azaltılır. Hipnoterapi sürecinde ilk seans, bireyi tanıma, sorunları belirleme ve psikoterapi sürecinin çözüme yönelik olarak planlanmasıyla geçer. Hipnoterapiye karar verilmesi hâlinde, sonraki seanslardan itibaren kişiye özel olarak hazırlanmış güçlü ve etkili telkinler uygulanır. Bu telkinler ardışık ve sistematik bir şekilde verilir. Bu süreç sonunda birey; özel hayatından aile yaşamına, sosyal hayatından karşı cinsle ilişkilerine ve cinsel yaşamına, çalışma hayatından eğitim hayatına kadar yaşamının her alanında daha güçlü, daha başarılı, kendine güvenen ve çok daha mutlu bir birey olarak hayatını sürdürebilir.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Dec 2025 20:33:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/12/hipnoterapi-icsel-gucu-ortaya-cikariyor-1765820039.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tasavvufta hoşgörü tahammül değil, edeptir!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/tasavvufta-hosgoru-tahammul-degil-edeptir-30041</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/tasavvufta-hosgoru-tahammul-degil-edeptir-30041</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Yeniterzi, 7-17 Aralık Mevlana haftası kapsamında, tasavvuf geleneğinde hoşgörü kavramını günümüz dünyasıyla karşılaştırarak kapsamlı bir değerlendirme yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>‘Her şeyi anlayışla karşılama’ durumu tahammül değil, bir edeptir!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Yeniterzi, hoşgörü kavramına işaret ederek, “Hoşgörü kavramı günümüzde; ‘Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans’ şeklinde ‘tahammül’ odaklı açıklansa da tasavvuf geleneğinde bu tanımdaki ‘her şeyi anlayışla karşılama’ durumu tahammül değil, bir edeptir; Allah’ın rahmet sıfatının ve Halim isminin kulda tecelli etmesine yönelik bir eylemdir. Bu yüzden sufiler Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak için her canlıya merhamet, her kusura af penceresinden bakarlar.” dedi.</p>

<p><strong>Türk-İslâm kültürü insanları hoşgörülü olmaya teşvik ediyor</strong></p>

<p>Türk-İslâm kültüründe; “Yaratılanı hoş gör Yaratan’dan ötürü” söyleminin insanları hoşgörülü olmaya teşvik ettiğini kaydeden Prof. Dr. Emine Yeniterzi, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu hoşgörü alanları çeşitlidir. Öncelikle farklılıklara hoşgörü göstermek esastır. Zira İslâm dini din, ırk, renk, dil, mevki gibi farklara yer vermeden insanlar arasında kardeşlik, eşitlik, adalet ve barışı yaymayı teşvik eder. Kur’an-ı Kerim’de bütün insanların tek bir kaynaktan yaratıldığı (Nisâ 4/1) ve Allah nezdinde en değerli olmanın yalnızca Allah’a karşı gelmekten en çok sakınmakla olduğu (Hucurât 49/13) bildirilir. ‘İnsanların tamamı Allah’ın aile fertleri gibidir’ hadis-i şerifi de insanlar arasında ayrım yapılmaması ve yetmiş iki millete birlik gözüyle bakılmasını tavsiye eder; herkesin sevgi ve saygıya layık olduğunu bildirir. Nitekim her şeyi Hak’tan bilen bu anlayış farklılıklara takılmayı ve “öteki” düşüncesini reddeder. Bu yüzden farklılıklara saygı duymak hoşgörünün ilk adımıdır.”</p>

<p><strong>Kötülüğü affetmenin sabırlı ve hoşgörülü olmanın mükâfatı var</strong></p>

<p>Doğrudan bizi<strong> </strong>hedef alan, bize zarar veren hatalı davranışlar karşısında hoşgörülü olmanın olgun ve güçlü insanın tavrı olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Kur’an-ı Kerim’de böyle hâller için; ‘Eğer ceza vermek isterseniz, size yapılanın aynıyla mukabele edin. Fakat sabrederseniz, and olsun ki bu sabredenler için daha iyidir’ (Nahl 16/126) ayeti ile hakkımızı aramamız konusunda izin verilmiştir. Ancak ayetin ikinci kısmında hatayı, kötülüğü affetmenin sabırlı ve hoşgörülü olmanın mükâfatı bildirilir. Zira ‘kudreti olduğu hâlde kötülüğü cezalandırmayan, yumuşaklıkla davranan’ anlamındaki Halim isminin sahibi olan Cenab-ı Hak, bu güzel ismini kendinde tecelli ettirenleri, öfkesini yenen, sabreden ve yumuşaklıkla hoşgörüyle davrananları sever.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Her insanda hata veya kusur olabilir</strong></p>

<p>Mükemmelliğin Allah’a mahsus olduğunu söyleyen Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Her insanda hata veya kusur olabilir. Bu durumda kişisel kusurlara takılmadan insanların olumlu özelliklerine odaklanmak ve hataları yüze vurmamak öğütlenir. Tasavvuf edebinde kimsenin kusurunu araştırmamak ve Cenab-ı Hakk’ın Settar ismine uyarak kusurları örtmek gerekir. Nitekim geçmişte dervişlerin giydikleri geniş hırka, dervişin gözüyle gördüğünü eteğiyle örtmesini sembolize ederdi.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Öfkelenince akıl baştan gidiyor…</strong></p>

<p>Hoşgörülü olmanın kolay olmadığını, öncelikle kibre kapılmamak, öfkeyi yenmek ve önyargıdan sakınmak gerektiğini anlatan Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Kibir ve öfke nefisten, önyargı ise acele ve bilgisizlikten kaynaklanır. İnsanların hoşgörüden en uzak hali kızgınlığa esir oldukları zamandır. Öfkelenince akıl baştan gider. Hoşgörü ise duyguları ve mantığı dizginlemekle mümkündür. ‘Öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler’ (Âli İmran 3/134) ayeti öfkeyi kontrol etmeyi tavsiye eder. ‘Gerçek yiğit güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olandır’ hadisi de öfkeye hakim olmanın faziletini anlatır. Önyargı da insanlarla iletişimde yeterli bilgi sahibi olmadan varılan peşin hükümlerle insanı yanılgıya düşürür, hoşgörülü davranmaya mani olur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da öyle davranmamız şarttır</strong></p>

<p>Empatinin (duygudaşlık), kısaca kendimizi karşımızdakinin yerine koymak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “(Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe kâmil manada iman etmiş olmaz) hadis-i şerifi İslâm dinindeki empati düşüncesinin temelini oluşturur. Yunus Emre’nin; Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san / Dört kitâbın mânâsı budur eğer var ise mısralarında empatinin anlamı ve iman açısından önemi veciz bir dille ifade edilir. Empati kuramayan insanın hoşgörülü olması mümkün değildir. Herkes birbirinden farklı olabilir, herkes hata yapabilir. Ancak kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da öyle davranmamız şarttır. İnsanlara sevgiyle yaklaşmanın, hoşgörüyle davranmanın en temel gereği bu eşitlik ve birlik şuurunu kazanmakla gerçekleşir.” dedi.</p>

<p><strong>Hoşgörünün bir ayağı da sabır!</strong></p>

<p>Hoşgörünün bir ayağının da sabır olduğunu dile getiren Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Sabırlı olmak zordur, Allah’ın bir adı da Sabûr’dur ama Esmâ-i Hüsnâ’nın doksan dokuzuncu yani sonuncu ismidir. Hz. Peygamber’e ‘En üstün amel nedir’ diye sorulmuş, cevabı; ‘Semahat (hoşgörü, müsamaha) ve sabırdır’ olmuştur. Sabır, dünyevî ve uhrevî her başarının, mutluluğun temeli olduğu gibi imanın, ahlâkın, ilmin, salih amellerin; kısaca iyi ve güzel bütün işlerin başıdır. Hoşgörülü olmak da sabırla gerçekleşir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Tasavvufun özü sevgi…</strong></p>

<p>Hoşgörünün temelindeki en önemli unsurun sevgi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Emine Yeniterzi, şöyle devam etti:</p>

<p>“Tasavvufun özü olan sevgi, insanın yaratılışını temizleyen, kötü huylarını iyileştiren bir şifadır. Şu hikaye konuyu özetler: Bir adam âşık olur. Sevgisinin şiddetinden yerinde duramaz, sokaklarda koşturur. Çocuklar adamı deli zannederek taşlamaya başlarlar. Bir dostu onun hâline üzülür. ‘Seni incitmelerine kıyamıyorum. Eline bir taş alsan da o çocuklara atsan, seni bir daha incitmezler’ der. Âşık çok çarpıcı bir cevap verir: ‘Gönlümü sevgilinin aşkı öylesine kaplamış ki oraya kötülük, kin, nefret giremiyor!’ Nitekim olumlu bakış açısı, bizi olumlu düşünmeye; olumsuz bakış da olumsuz düşünmeye sevk eder. Bu yüzden tenkit değil takdir, ret yerine de kabul gözüyle bakmak hoşgörülü olmamızı kolaylaştırır. ‘Dost ol da dost gör’ diyen Hz. Mevlânâ bize bu bakış açısını öğütler: İyilik aradı mı, insanda kötü şey kalmaz ki.”</p>

<p><strong>Ruhsal dinginliğin yerini sürekli gerginliğin alması insanları hoşgörüden uzaklaştırıyor</strong></p>

<p>Hız ve hazzın esiri olan günümüz dünyasında insanların sürekli bir bilgi bombardımanı ve performans baskısına maruz kalmasının; dikkat dağınıklığı, empati yorgunluğu, bireysel gerginlik ve sürekli tetikte olma hallerine yol açtığını belirten Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Bunun sonucunda bir tür yorgun ruhlar çağını yaşayan insanların birbirini anlama, dinleme ve sabretme dolayısıyla da hoşgörülü olma kapasiteleri zayıflatmaktadır. Aynı zamanda dijital çağda düşünmek yerini anlık tepkilere bırakmış ve sosyal medya beğenilme ve haklı olma isteğini beslemektedir. Bunun sonucunda hız, sabrı ve anlam derinliğini; öfke de anlayışı gölgeliyor. Farklı düşünceler tehdit gibi algılanıyor. Ruhsal dinginliğin yerini sürekli gerginliğin alması insanları hoşgörüden uzaklaştırıyor.” dedi.</p>

<p><strong>Tasavvuf, yorgun ruhlar için bir şifa kaynağı</strong></p>

<p>Günümüzdeki hoşgörüsüzlüğün; nefretin değil hem “ben merkezli” kültürün hem de sürekli zamanın hızına ayak uydurma çabasıyla ortaya çıkan yorgunluğun ürünü gibi göründüğünü ifade eden Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “İnsanın iç dünyasını zenginleştiren, derinleştiren, ruhlara şifasıyla dinginlik veren tasavvuf öğretileri ise kendisiyle, toplumla ve Rabbiyle barışık, huzurlu insan reçetesini sunan, insanın iç dengesini onaran manevi bir kaynak oluyor. Günümüz dünyasında hoşgörüyü yeniden hatırlamak hem bireysel huzurun hem de toplumsal barışın anahtarı olabilir. Bunun için tasavvuf âlemini asırlardır şifalandıran Mevlânâ ve Yunus Emre gibi gönül sultanlarını daha yakından tanımaya, okumaya ihtiyacımız var.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Dec 2025 22:38:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/12/tasavvufta-hosgoru-tahammul-degil-edeptir-1765049935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kaçınma, güvenlik arayışı ve beklenti anksiyetesi panik atağı sürdürüyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-30040</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-30040</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, panik atağın nasıl ortaya çıktığı, hangi davranışlarla sürdüğü, nasıl tedavi edildiği ve yönetiminde hangi yöntemlerin etkili olduğu hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Panik atak yaşayanlar sık sık yeniden atak geçirme kaygısı taşıyor!</strong></p>

<p>Panik atağın, bir anda ortaya çıkan, etkisini saniyeler içinde artıran ve kişinin işlevselliğini, ikili ilişkilerini ve iletişimini ciddi şekilde bozabilen bir durum olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Genellikle beklenmedik şekilde başlar, hızla şiddetlenir ve dakikalar içinde kendiliğinden sonlanır.” dedi.</p>

<p>Panik atak yaşayan bireylerin çoğu zaman yeniden atak geçireceklerine dair yoğun kaygı duyduklarını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Bu nedenle panik atak yaşadıkları yerlerden, ortamlardan veya o an yanlarında bulunan kişilerden uzak durma eğilimi gösterebilirler. Bu durum, ‘ya yine olursa?’ şeklindeki beklenti anksiyetesinin bir sonucudur ve kaçınma davranışlarını beraberinde getirir. Kişiler bu kaygı nedeniyle sürekli bir güvenlik arayışı içinde olabilir; kontrol edilebilmek için yanlarında birilerini bulundurmaya çalışabilir ya da toplu taşıma gibi ortamlardan uzak durabilirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Panik bozuklukta temel hedef, kaçınma ve güvenlik arayışını azaltmak!</strong></p>

<p>Panik atak geçiren bireylerde sık gözlemlenen bir diğer durumun, yaşadıkları fiziksel belirtileri sürekli kontrol etme çabası olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Nabız ve tansiyon ölçümleri buna örnektir. Günümüzde akıllı saat gibi teknolojik araçların bu kontrol davranışını tetikleyebildiği biliniyor.” dedi.</p>

<p>Panik bozukluğun yönetiminde en önemli üç unsuru sıralayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Kaçınma davranışlarını azaltmak, güvenlik arayıcı davranışları ortadan kaldırmak ve beklenti anksiyetesini düşürmek önemlidir. İlaç dışı yöntemlerde bu süreç özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile yürütülür ve birkaç seans içinde dahi yüksek oranda olumlu sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Belirtiler hızla şiddetlenip sonra kendiliğinden geçiyor…</strong></p>

<p>Panik atağı özellikle ilk kez yaşayan bireyler için bu sürecin oldukça tedirgin edici olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi:</p>

<p>“Panik atağın doğası gereği, ortada hiçbir gerçek tehlike yokken vücut bir anda tehlike varmış gibi davranır. Duyguların kodlandığı bölge olan amigdala, çarpıntı, nefes alamama hissi gibi basit bir duyumu tehlike olarak algılayıp vücuda alarm sinyali gönderir. Bunun sonucunda çarpıntı, nefes darlığı, yerinde duramama, uyuşma, kasılma, baş dönmesi, idrara sıkışma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Kişi dayanamayacakmış, çıldıracakmış veya ölecekmiş gibi hissedebilir. Bu belirtiler hızla şiddetlenip sonra kendiliğinden söner. Ancak güvenlik arayıcı davranışlar, beklenti anksiyetesi ve kaçınmalar bu döngüyü besleyerek panik atakların daha sık yaşanmasına neden olabilir. Bu nedenle terapötik süreçlerde özellikle bu davranışların üzerine çalışılır.”</p>

<p><strong>Panik bozukluk tedavi edilebilir ve hastalar kısa sürede olumlu yanıt alabilir!</strong></p>

<p>Panik bozukluğun, psikiyatri pratiğinde sıkça karşılaşılan ve tedavisinin genellikle yüz güldüren bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Bazı hastalarda ilaç, bazılarında terapi, bazılarında ise her ikisinin birlikte uygulanmasıyla kısa sürede olumlu yanıtlar alınabilir. Hangi yöntemin uygun olacağına psikiyatri uzmanının karar vermesi en doğru yaklaşım olacaktır.” dedi.</p>

<p>Bilişsel davranışçı terapide kullanılan bazı tekniklerin panik bozuklukta oldukça etkili olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Nefes düzenleme tekniği iyi bir örnek. 3-4 saniye burundan nefes almak, 6-7 saniye boyunca yavaşça vermek ve bunu yaklaşık 3 dakika sürdürmek, sakinleştirici sistemi devreye sokar. Kasma-gevşeme egzersizleri ve duyusal odaklanma teknikleri, kişinin ana dönmesini sağlayarak rahatlatır. Atak sırasında kişinin kendisini telkin etmesi, ‘bu daha önce geçti, ölümcül değil, birazdan sönümlenecek’ gibi ifadelerle durumu normalize etmesi oldukça faydalıdır.” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>Yaşam tarzı düzenlemeleri panik bozukluk belirtilerini hafifletmeye katkı sağlıyor!</strong></p>

<p>Yaşam tarzı değişikliklerinin panik bozuklukta büyük önem taşıdığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Mümkün olduğunca stresten uzak durmak, sağlıklı uyku ve beslenme düzeni, aşırı kafeinden kaçınmak, sigara ve alkol tüketimini azaltmak olumlu etkiler sağlar. Meditatif uygulamalar, yoga ve düzenli spor da panik bozukluk belirtilerini hafifletmeye katkı sunar. Bazı bireylerde ataklar çok sık ve yoğun olabilir; işlevselliği bozacak seviyeye geldiğinde terapiye ilaç tedavisi eklenmesi gerekebilir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Dec 2025 22:38:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/12/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-1765049907.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Florürün dozu önemli, fazlası zararlı!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/florurun-dozu-onemli-fazlasi-zararli-30002</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/florurun-dozu-onemli-fazlasi-zararli-30002</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çocuklarda florür kullanımı, diş bakımı ve ebeveyn gözetiminin önemi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Diş hekimleri bireysel koşullara göre flor uygulamasına karar verir!</strong></p>

<p>Florürün kuyu ve artezyen sularında, deniz ürünlerinde, çayda bulunan bir element olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Şebnem Koçan, “Vücudumuzun belli bir miktarda florüre ihtiyacı var.” dedi.</p>

<p>Diş hekimlerinin çürük aktivitesi, tüketilen su ve gıdaların içeriğindeki florür miktarı gibi bireysel koşulları göz önüne alarak, profesyonel flor uygulamasına karar verdiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Koçan, “Gerekli görüldüğü takdirde her yaşta florür uygulanabilir. Ancak florürün uygulanma yolu ve dozu çocuğun yaşı ve genel durumuna göre değişiklik gösterebilir.” şeklinde konuştu.  </p>

<p><strong>Fazla florür alımı bazı sağlık sorunlarına yol açabilir!</strong></p>

<p>Uygun dozda ve zaman aralıklarında olduğunda florür uygulamalarının herhangi bir zararı ya da yan etkisi olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Şebnem Koçan, “Günlük alınan florür miktarı gerekenden fazla olduğunda, alınan doz miktarına bağlı olarak birtakım sorunlar ortaya çıkabilir. Dişlerde lekelenmeler, kemiklerde fazla florür birikmesi, tiroit hastalığı, büyüme geriliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma, sinir ve beyin gelişiminin etkilenmesi gibi problemler görülebilir.” uyarısını yaptı.</p>

<p><strong>Florür, dişleri çürüğe neden olan asitlere karşı daha dirençli hale getirir! </strong></p>

<p>Florürün uygulanma şekline göre 1-2 saat kadar yemek yenmemesi ve su içilmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Şebnem Koçan, “Dişler fırçalanmamalı veya silinmemelidir.” dedi.</p>

<p>Dişlerde geçici bir renk değişikliği olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Koçan, “Florür, dişlerdeki mineral kristallerinin içine girerek, çürüğe neden olan bakteriler tarafından salgılanan asitlere karşı dişlerin daha dirençli olmasını sağlar. Aynı zamanda florürün antimikrobiyal özelliği vardır. Çürüğe neden olan bakterilerin ürettiği asit miktarının azalmasını sağlar. Yeni başlayan çürüklerin ilerleme hızını ya da tamamen durdurarak dişin tedavi edilme gereksinimi azaltır. Profesyonel florür uygulamalarının 6 ayda bir yapılması önerilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>6 yaşından önce çocuğun el becerisi kendi dişlerini etkin biçimde temizleyecek kadar gelişmez!</strong></p>

<p>Çocukların ilk süt dişi sürdükten sonra 6 ay içinde ya da 12 aylık olmadan önce ilk diş hekimi kontrolünün yapılması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem Koçan, “Çocuk için gerekli olan diş bakımı eğitimi aileye ilk diş muayenesi sırasında verilir.” dedi.</p>

<p>Çocukların 12 yaşına gelene kadar ağız ve diş bakımının ebeveynler tarafından takip edilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Koçan sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“6 yaşından önce çocuğun el becerisi kendi dişlerini etkin biçimde temizleyecek kadar gelişmemiş olur. El becerisinin gelişebilmesi için önce kendi dişlerini fırçalaması sağlanmalı, ardından ebeveyn tekrar fırçalamalı. 6-12 yaş arası dönemde ise çocuklar kendi dişlerini temizleyebilecek el becerisine sahip olur. Ancak dişlerin tam olarak temizlendiğinden emin olunması için çocukların ebeveyn gözetiminde diş fırçalaması önerilir. Bu nedenle çocukların kendi kendilerine diş fırçalamaya başladıkları yaş olan 6 yaş civarında diş hekimi tarafından, mümkünse birebir olarak diş hekimi kliniğinde veya okullarda toplu olarak diş sağlığı eğitimi verilmesi yararlı olacaktır.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Nov 2025 23:25:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/florurun-dozu-onemli-fazlasi-zararli-1764188741.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Öğretmen-öğrenci ilişkisi güvene dayalı olmalı!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/ogretmen-ogrenci-iliskisi-guvene-dayali-olmali-29983</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/ogretmen-ogrenci-iliskisi-guvene-dayali-olmali-29983</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sağlıklı bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurmanın önemi, sınırların belirlenmesi ve bireysel ihtiyaçlara dikkat edilmesinin öğrencilerin gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Öğretmen-öğrenci ilişkisi, güven, saygı, empati ve açık iletişime dayalı olmalı!</strong></p>

<p>Öğretmen-öğrenci ilişkisinin, öğretmenler ile öğrencileri arasında onları motive eden, kişisel olarak büyümelerine yardımcı olan, öğretmenlerin neredeyse bir rol model olarak kabul edildiği karşılıklı anlayış ve güvene dayalı bir iletişimi ifade ettiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bu ilişki hem öğrenme ortamını olumlu etkilemeli, hem de öğrencilere güvenlik duygusu vermeli. Güven, saygı, empati ve açık iletişim bu ilişkinin en önemli özellikleridir.” dedi. </p>

<p>Öğretmenlerin, öğrenciler ahlaki, etik ve hatta sosyal açıdan gelişmeleri için motive ettiklerini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu gelişim, öğrencilerde sorumluluk duygusunu besleyerek akademik açıdan daha pozitif bir gelişim göstermelerini sağlar. Olumlu sınıf ortamı oluşturarak akademik açıdan zorlanan öğrencilerin bu zorluklarını ifade etmeleri için olumlu koşullar yaratır, sınıf içinde daha aktif ve katılımcı olmalarına yardımcı olur. Hem de bu öğrencilere yardımcı olarak bireyin başarılı olma duygusunu hissetmesini sağlar. Doğal olarak öğrencilerin akademik başarıları da olumlu yönde artar.” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>Öğretmenlerin bireysel ihtiyaçlara dikkat etmemesi, öğrencilerin gelişimini olumsuz etkiler!</strong></p>

<p>Her öğrencinin ihtiyaçlarının farklı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Becerileri ve zorlandıkları alanlar, psikolojik dayanıklılıkları değişiklik gösterir. Öğretmenlerin bunlara dikkat etmemesi ve iletişime özen göstermemesi; sadece sınıf düzeyinde değil, öğrencilerin bireysel olarak da duygusal, fiziksel ve sosyal gelişimlerinde aksamalar olacağı anlamına gelir.” dedi.</p>

<p>Öğretmen-öğrenci ilişkisinin olumsuz olması durumunda, öğrencilerin tavırlarını ve performanslarını düzeltmek için zamanında ve yapıcı geri bildirimlerden de mahrum kalacağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Luş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Çocuğun davranışını anlamadan, sabırsızca hareket eden bir öğretmen çocukta kaygı problemleri oluşmasına neden olabilir; ya da öğrencinin hangi alanlarda yeteneği olduğunu keşfedemeyebilir. Kendilerine güvenli birer yetişkin olmaları zorlaşabilir. Daha iyi davranışlar için onları etkili bir şekilde yönlendiremeyen öğretmen, disiplin konusunda da başarı sağlayamayabilir. Bu da özellikle davranış problemleri olan çocukların bu sorunu devam ettirmelerine neden olabilir.”</p>

<p><strong>Öğretmen ve öğrenci arasındaki sınır, öğrencilerin yaşına ve gelişim düzeyine göre belirlemeli!</strong></p>

<p>Sağlıklı bir ilişki için öğretmen ve öğrenci arasındaki sınırların nasıl belirlenmesi gerektiğine değinen<strong> </strong>Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Sınırları öğrencilerin yaşına ve gelişim düzeyine göre, onunla konuşarak, duygu ve düşüncelerini ifade etmesine izin vererek belirlemek gerekir.” dedi.</p>

<p>Yargılama ve önyargı olmaksızın düzenli ve açık bir iletişim sürdürmek gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Öğrencilerin fikir ve endişelerini paylaşabilecekleri etkileşimli etkinlikler, tartışmalar düzenlemek bunun için iyi bir örnek olabilir. Öğrencilere sorumluluk duygusu ve ekip çalışmasını öğreten işbirlikçi yaklaşım da oldukça faydalıdır. Bu şekilde öğrenciler eylemlerinin ve öğrenmelerinin sorumluluğunu üstlenirler; bu da problem çözme becerilerini geliştirir. Sınır, bunlara dikkat ederek açık bir şekilde öğrenciye ifade edilebilir. Sonrasında, ceza olmayan, yeni bir davranış önererek seçenek sunulabilir. İstenilen davranışı uygulayabilmesi için uygun ortamlar oluşturarak fırsat verilebilir. Öğrenci çabası için takdir edilebilir. Buna rağmen öğrenci olumsuz davranışını sürdürmeye devam ediyorsa yaptığı davranışın sorumluluğunu üstlenmesi sağlanabilir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Nov 2025 14:19:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/ogretmen-ogrenci-iliskisi-guvene-dayali-olmali-1763810396.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gelecekte hibrit sinema anlayışı doğacak!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-29961</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-29961</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, 14 Kasım Dünya Sinema Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, sinemanın dijital çağda geçirdiği büyük dönüşüme dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sinema en büyük dönüşümlerinden birini geçiriyor</strong></p>

<p>Sinemanın en büyük dönüşümlerden birini dijital çağla birlikte geçirdiğini, filmin artık sadece bir anlatı sanatı olarak değil aynı zamanda veri akışı, algoritmalar ve içerik stratejileriyle tanımlanmaya başlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş,<strong> “</strong>Eskiden sinema, fiziksel olarak bir araya gelinen, ortak duyguların paylaşıldığı ve devamında çeşitli sosyalleşmelerin de yaşandığı bir ritüeldi; bugünse sıklıkla bireysel ekranlara, kısalan dikkat sürelerine ve hızlı tüketim çerçevesine sıkışmaya doğru ilerliyor. Ancak bu değişim, sinemanın bittiği anlamına gelmiyor. Aksine, dijital çağ sinemaya yeni ifade biçimleri de kazandırıyor. Artık bir hikâye yalnızca perdede değil, sosyal medyada, sanal gerçeklikte hatta yapay zekâ destekli deneyimlerde var olabiliyor. Dolayısıyla sinemaya farklı bir gözle bakıldığında aynı zamanda bir tür ‘dijital hafıza alanı’ na dönüşümün söz konusu olduğu da söylenebilir. Bu süreçte film yapanlar, yalnızca kamera arkasında değil, kodun ve verinin içinde de yeni bir anlatım dili kurabiliyor. En nihayetinde dijitalleşmenin en üst seviyesine ulaşarak sinema alanını tamamıyla dönüştürmesinin tam karşılığını henüz göremedik.” dedi.</p>

<p><strong>Pandemi, sinema salonları için dönüm noktası oldu</strong></p>

<p>Pandeminin, sinema salonları için bir anlamda dönüm noktası olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Uzun süre kapalı kalan salonlar ekonomik ve duygusal bir kayıp yaşadı. Evde film izleme alışkanlığıyla birlikte salonların sağladığı kolektif izleme deneyiminden uzaklaşılmaya başlandı. Öte yandan sinema salonlarında film izlemenin ekonomik karşılığının giderek artması, salonların AVM’lere taşınmasıyla birlikte film izlemenin ötesinde bir tüketim çerçevesinin öne çıkması da bu durumu pekiştirdi. Ancak son birkaç yılda bu durumun değiştirilmeye çalışıldığını görebiliyoruz. Ödüllü yerli yapımların salonlarda gösterilmesi, belirli yönetmenlerin sinema perdesi gösterim formatına uygun üretimlerde bulunması ve sinema salonların ‘nostalji’ üretimi doğrultusunda kült yapımları yeniden beyazperdeye taşıması bu konudaki girişimlere örnek olarak verilebilir. Bunların yanı sıra film sonrası söyleşiler, tematik gösterimler, festival organizasyonları da bu bağın yeniden kurulması açısından önem taşıyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Dijital platformlar, sinema kültürünü önemli ölçüde dönüştürdü…</strong></p>

<p>Netflix, Amazon Prime, Max gibi dijital platformların sinema kültürünü önemli ölçüde dönüştürdüğünü de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Bir yandan erişim sınırlarını ortadan kaldırarak hikâyeleri zaman-mekân ayrımı olmaksızın küresel ölçeğe taşıdılar öte yandan izleme alışkanlıklarını da kökten değiştirdiler. Artık izleyici filmi bir etkinlik olarak değil, tıpkı bir sosyal medya içeriği gibi hızlıca tüketilen bir ‘akış’ olarak deneyimliyor. Bu durumun iki yönü var: Olumlu tarafı erişimin, çeşitliliğin ve görünürlüğün artması. Olumsuz tarafıysa sinemanın hızlı tüketim ve izleyici verisi odaklı üretim kültürüne teslim olması. Platformların algoritmaları, izleyiciye yeni içerikleri sürekli kişiselleştirilmiş bir şekilde sunarken, derinleşme, film üzerine tartışma ve sinemasal deneyim giderek zayıflıyor. Elbette ki bazı yönetmenlerin de bu dijital koşulları yaratıcı biçimde kullanarak yeni anlatım biçimleri geliştirdiğini de dikkatle takip edebiliyoruz. Dolayısıyla artık bugün sinemayı bir anlatı sanatı olarak nasıl tanımlayacağımız önemli olacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Gelecekte hibrit bir sinema anlayışı doğacak!</strong></p>

<p>Yapay zekânın artık sinemanın bir parçası hâline gelmeye başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Senaryo yazımından görsel efektlere, kurgudan ses tasarımına kadar birçok aşamada üretim süreçlerine dahil edilebiliyor. Bu teknolojiler sayesinde daha hızlı, daha düşük bütçeli ve teknik olarak çok daha gelişkin işler üretmek mümkün kılınıyor. Ancak bu gelişmeler sinemanın insani yönünü tehdit etme riski de taşıyor. Yapay zekâ bir hikâyeyi yapı olarak taklit edebilir, duygusal ritmini analiz edebilir, hatta belli formüllerle istenilen noktalarda izleyiciyi ağlatan ya da heyecanlandıran sahneler üretebilir. Ancak sinemanın anlamını güçlendiren şeyler arasında, insanın duygusal sezgisi ve yaratıcı hataları da bulunmaktadır. Bu nedenle yapay zekâ sinemayı dönüştürüyor ama henüz insanın hayal gücünün yerini tam olarak, en azından bizim kavrayabileceğimiz şekliyle, alamıyor. Belki gelecekte yapay zekâ ile insan yaratıcılığının iç içe geçtiği hibrit bir sinema anlayışı doğacak ama duyguyu algoritmayla değil insanla inşa eden filmler her zaman bir biçimde var olacak.”</p>

<p><strong>Dijital oyuncular ya da yapay zekâ ile oluşturulan karakterler yeni kapılar açtı </strong></p>

<p>Deepfake veya dijital oyuncu kullanımının sinemada hem etik hem de hukuki açıdan çok ciddi bir tartışma alanı oluşturduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Deepfake teknolojisiyle bir oyuncunun canlandırılması ya da izinsiz olarak bir yüzün kullanılması, temsiliyet ve rıza kavramları üzerine yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Bu tartışmanın sadece teknolojik bir yerden değil aynı zamanda insan onuru, emeği ve sanatsal bütünlüğe dair bir sorumluluk konusu olarak da sürdürülmesi gerekiyor. Dijital oyuncular ya da yapay zekâ ile oluşturulan karakterler, sinemaya teknik olarak yeni kapılar açabiliyor. Fakat bu teknoloji suistimal edildiğinde, sanatın en temel unsuru olan ‘insanlık hâli’ zarar görüyor. Dolayısıyla teknolojiyi kullanan niyeti de tartışmamız gerekiyor. Dolayısıyla sinemada etik çizginin korunması, sanatsal güvenin de korunması anlamına geliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sinemayı yaşatan insanın beyazperdeye yansıyan büyülü anlatımı</strong></p>

<p>Sinemanın geleceğinin, teknoloji üzerinden ya da teknolojiye dönük bir rekabet endüstrisi oluşturmaktan değil teknolojiyle birlikte yeni duygusal ve estetik alanlar oluşturmakta gizli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir hikâyeyi anlamlı kılan şey her zaman onu anlatan insanın iç dünyası, toplumla kurduğu ilişki ve hayatı yorumlama biçimini aktarma yolu olmaktadır. Bu nedenle, dijital çağda bile sinemayı yaşatan şey, teknolojinin, platformların ya da endüstrinin inşa ettiği değil insanın beyazperdeye yansıyan büyülü anlatımıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Nov 2025 17:06:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-1763042787.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70’ini gösteriyor</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-29960</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-29960</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasının yanı sıra erken evrede belirti vermemesi nedeniyle tanısı gecikebilen hastalıklardan biri.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süreli öksürük, nefes darlığı ya da göğüs ağrısı gibi semptomlarla kendini gösterebilen bu hastalıkta erken tanının tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Akciğer kanserinde erken evre tanı, tedavi planının zamanında oluşturulmasını ve hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekir” dedi.</p>

<p>Akciğer kanseri tanısında hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve uygun görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Çalışkan, “Göğüs hastalıkları polikliniklerinde şikâyeti olan hastalara genellikle akciğer röntgeni çekiliyor ancak bu yöntemle akciğerlerin yalnızca yüzde 70-75’i görüntülenebiliyor. Bu nedenle kanser şüphesi olan durumlarda bilgisayarlı tomografiyle detaylı inceleme yapılması büyük önem taşıyor. Hızlı ilerleyen bu hastalıkta tanının gecikmeden konulması ve doğru biyopsi yönteminin seçilmesi, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Düşük radyasyonla erken tanı mümkün</strong></p>

<p>Akciğer kanseri taramasında erken tanı için düşük doz akciğer tomografisinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Düşük doz tomografi, normal tomografiye göre çok daha az radyasyon içerir ancak küçük kitleleri saptamada etkilidir. 50-80 yaş aralığında ve 20 paket-yıl sigara geçmişi olan kişilerin her yıl bu yöntemle tarama yaptırması gerekir -son 15 yıldır sigara içmiyor olsa bile- Bir yıl boyunca günde bir paket sigara içmek bir paket yıl olarak kabul edilir. Taramalar, kişinin yaşam beklentisini sınırlayan ciddi bir hastalığı varsa veya 81 yaşına geldiyse sonlandırılabilir” dedi.</p>

<p><strong>PET-BT’de görülen her kitle kanser değil</strong></p>

<p>PET-BT taramasına giren birçok kişinin sonucu beklerken endişelendiğini ve kendilerini hemen kanser olmuş gibi hissettiklerini sözlerine ekleyen Çalışkan, “PET-BT, vücutta olağandışı bir hücre hareketi olup olmadığını gösteren bir yöntemdir ancak tek başına kanser tanısı koymaz. Bazen enfeksiyonlar veya iltihaplar da PET-BT’de kanser gibi görünebilir. Özellikle zatürre, tüberküloz ya da mantar enfeksiyonları iyi huylu kitlelere neden olabilir. Böyle durumlarda genellikle önce enfeksiyon tedavisi uygulanır, ardından tomografiyle yeniden kontrol yapılır. Kesin tanı ise biyopsiyle, yani dokudan örnek alınarak konur” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Nov 2025 17:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-1763042771.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Sağlığında Salgın: Diyabet</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/goz-sagliginda-salgin-diyabet-29958</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/goz-sagliginda-salgin-diyabet-29958</guid>
                <description><![CDATA[Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre, dünya genelinde 2025 itibarıyla 828 milyon yetişkin diyabetle yaşıyor. Bu rakamın 2050 yılına kadar 1,3 milyara ulaşması bekleniyor. Her 10 yetişkinden biri diyabetli olmasına rağmen, bu kişilerin önemli bir kısmı hastalığının farkında değil veya yeterli tedavi alamıyor.

 Diyabetin, kanda glikoz oranının yükselmesiyle ortaya çıkan ciddi bir metabolik hastalık olduğunu vurgulayan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Yüksek şeker düzeyi retina damarlarında bozulmaya yol açarak görme kaybına neden olur. Bu nedenle diyabet hastalarının göz muayenelerini düzenli aralıklarla yaptırmaları büyük önem taşır,” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre, dünya genelinde 2025 itibarıyla 828 milyon yetişkin diyabetle yaşıyor. Bu rakamın 2050 yılına kadar 1,3 milyara ulaşması bekleniyor. Her 10 yetişkinden biri diyabetli olmasına rağmen, bu kişilerin önemli bir kısmı hastalığının farkında değil veya yeterli tedavi alamıyor.<br />
<br />
 Diyabetin, kanda glikoz oranının yükselmesiyle ortaya çıkan ciddi bir metabolik hastalık olduğunu vurgulayan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Yüksek şeker düzeyi retina damarlarında bozulmaya yol açarak görme kaybına neden olur. Bu nedenle diyabet hastalarının göz muayenelerini düzenli aralıklarla yaptırmaları büyük önem taşır,” dedi.</p>

<p><strong>Erken Tanı Görmeyi Kurtarabilir</strong></p>

<p>Diyabetin, gözün ağ tabakasında kanamalara ve sarı noktada ödem oluşumuna yol açabileceğini belirten Op. Dr. Fevzi Akkan, bu durumların zamanında fark edilmemesi halinde kalıcı görme kaybı yaşanabileceğini söyledi.<br />
 “Erken teşhis edilen vakalarda görme kaybını önlemek mümkündür. Ancak birçok hasta, gözde ciddi hasar oluşana kadar muayeneye gitmiyor. Bu da geri dönüşü olmayan sonuçlara neden oluyor,” diye konuştu.</p>

<p><strong>Hastalığın Hızını Yavaşlatmak Mümkün</strong></p>

<p>Araştırmalara göre Türkiye’de diyabet hastalarının yüzde 82’si bu hastalık nedeniyle günlük yaşamında zorlanıyor, tamamı ise hastalığın ruhsal durumlarını olumsuz etkilediğini belirtiyor. Op. Dr. Fevzi Akkan, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için alınabilecek önlemleri şu şekilde sıraladı:</p>

<ul>
	<li><strong>Hareketli bir yaşam tarzı benimseyin.</strong></li>
	<li><strong>Kan şekeri dengesini koruyun</strong>, açlık-tokluk farklarını azaltın.</li>
	<li><strong>İşlenmiş gıdalardan uzak durun.</strong></li>
	<li>Erken evrede teşhis edilen hastalarda, <strong>sarı nokta ödemine yönelik göz içi ilaç enjeksiyonları</strong> ve <strong>kanamalı damarlarda lazer tedavisi</strong> ile görme uzun süre korunabilir.</li>
</ul>

<p><strong>Düzenli Kontroller Hayati Önem Taşıyor</strong></p>

<p>Diyabetik retinopatinin, 50 yaş altındaki bireylerde körlüğe yol açan en yaygın neden olduğunu hatırlatan Op. Dr. Fevzi Akkan, hastaların özellikle diyabetin 5’inci yılından itibaren yılda en az bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini söyledi.</p>

<p>Hastalığı teşhis edilen bireylerde ise 3 ila 4 ayda bir düzenli muayenenin şart olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Göz Sağlığını Korumak Elinizde</strong></p>

<p>Diyabetin gözde en sık neden olduğu hastalık olan diyabetik retinopatinin, görme oranında yüzde 90’a varan kayıplara yol açabileceğini belirten Op. Dr. Fevzi Akkan, şu uyarılarda bulundu:<br />
 “Diyabet, retinadaki kılcal damarların yapısını bozarak hücre kaybına, damar geçirgenliğinin artmasına ve sarı noktada sıvı birikimine neden olur. Zamanla retinada yeni damarlar oluşur, bu damarlar kanayabilir ve göz içinde zar oluşumuna yol açabilir. Sonuç olarak ciddi görme kayıpları ve ağrılı göz tansiyonu artışları meydana gelir.”</p>

<p><strong>Göz Muayenesini İhmal Etmeyin</strong></p>

<p>Op. Dr. Fevzi Akkan, diyabetin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, ancak düzenli takip ve uygun tedaviyle gözdeki olumsuz etkilerin yavaşlatılabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:<br />
 “Diyabet hastaları, görme yetilerini korumak istiyorlarsa yılda en az bir kez göz muayenesi olmalı. Unutmayın, erken tanı hayat kurtarır, göz sağlığınızı korur.”</p>

<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu Hakkında:</strong></p>

<p>1996 yılında hizmet vermeye başlayan Dünyagöz, gözün tüm branşlarında sunduğu yüzlerce farklı tedavi yöntemiyle ve en gelişmiş teknolojilerle göz ve göz çevresi sağlığına dair her türlü soruna çözüm sunmaktadır. Branş hastaneciliği anlayışıyla Türkiye’de yeni bir dönem başlatan Dünyagöz, günlük 8.000 poliklinik ve 1.000 ameliyat kapasitesiyle yurt içi ve yurt dışında toplam 31 noktada etik ve ilkeli sağlık hizmeti vermektedir.</p>

<p>Dünyagöz; 350’si öğretim üyesi ve uzman doktor olmak üzere 800 kişilik medikal kadrosu, 3.500’ün üzerinde çalışanı ve çağdaş yönetim anlayışıyla kısa sürede dünyanın sayılı merkezleri arasında yer almıştır. Türkiye genelinde İstanbul, Ankara, Antalya, İzmit, Adana, Samsun, Tekirdağ, Bursa, Konya, Sakarya, Gaziantep ve İzmir olmak üzere 12 ilde 21 şubesi; yurt dışında ise Almanya (Frankfurt, Köln), Gürcistan (Tiflis), Azerbaycan (Bakü), Kosova (Priştine), Kırgızistan (2 noktada Bişkek), Özbekistan (Taşkent) ve Bulgaristan (Haskovo) olmak üzere toplam 10 noktada hizmet vermektedir.</p>

<p>Dünyagöz, Türkiye’de sağlık turizminin öncülerinden biri olarak, yılda ortalama 120.000 yabancı hastaya 7/24 hizmet vermekte; dünyanın 171 farklı ülkesinden gelen hastalarına ileri düzey göz sağlığı çözümleri sunmaktadır.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Nov 2025 17:05:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/goz-sagliginda-salgin-diyabet-1763042709.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetlilerin en önemli görevi, diyabet kontrolü…</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-29957</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-29957</guid>
                <description><![CDATA[Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet tedavisinde amacın kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmek olduğunu söyledi. Diyabetin kontrol altında tutulmasında en önemli görevin diyabetlilere ait olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” dedi.
İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada diyabetlilerin beslenmesinde dikkat etmeleri gerekenlere ilişkin tavsiyelerde bulundu.
Diyabetin iyi yönetilmesi çok önemli… 
Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetin tedavisinde amacımız kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmektir. Burada en önemli görev diyabetlilere aittir. Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” uyarısında bulundu
Beslenme, diyabet tedavisinin temelini oluşturuyor
Beslenme, kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesinde en önemli faktör olduğu için beslenmenin diyabetin tedavisinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, ayrıca beslenmenin diyabetle ilgili komplikasyon riskini azaltmaya ve diyabetlilerin genel olarak sağlıklı olmalarına yardımcı olduğunu söyledi. Prof. Dr. M. Emel Alphan, doğru ve dengeli beslenmenin önemli olduğu üç noktayı şöyle açıkladı:
Kan şekeri kontrolü: Besinlerdeki karbonhidratlar, kan şekeri seviyelerini doğrudan etkilediği için diyabetliler, öğünlerde karbonhidrat sayımı yaparak ve glisemik indeksi düşük besinleri tercih ederek kan şekeri seviyelerini daha iyi kontrol edebilirler.
Komplikasyon riskinin azaltılması: Sağlıklı beslenme, diyabete bağlı oluşabilecek kalp-damar hastalığı, böbrek hastalığı (nefropati), görme bozukluğu (retinopati) ve sinir hasarı (nöropati)  gibi komplikasyonların riskini azaltmaya yardımcı olur.
Ağırlık yönetimi: Diyabetlilerin çoğu tanı konulduğu zaman şişmandırlar. Diyabetlilerin tanı konulduktan sonra ağırlıklarının yüzde 10’unu kaybetmeleri bile kan şekerlerinin, kan basıncının, kan yağlarının (toplam kolesterol, trigliserid, LDL-K), 3 aylık kan şekeri ortalamalarının (HbA1c), kullanılan ilaç (ağızdan alınan ilaçlar veya insülin vb.) dozlarının azalmasına neden olur. O yüzden diyabetliler için sağlıklı ağırlık yönetimi çok önemlidir. Kişiye özel beslenme planı, kilo verme veya kilo koruma hedeflerine ulaşmada yardımcı olabilir.
Özel bir beslenme planı oluşturulmalı
Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme, diyabetlilerin enerji seviyelerini iyileştirmeye ve yorgunluklarını azaltmaya da yardımcı olabilir. Her bireyin beslenme ihtiyacı farklı olduğu için, diyabetlilerin bir diyetisyen ile ya da diyabet alanında uzman bir diyetisyen ile çalışarak kişiye özel bir beslenme planı oluşturmaları önemlidir.
Diyabetli bireylerin beslenmesinde bu noktalara dikkat!
Diyabetlilerin beslenmelerinde dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalara da değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bunlar genel önerilerdir. Her diyabetlinin, diyabet diyetisyeni ile birlikte oluşturdukları kendilerine özel bir beslenme planı olmalıdır” diyerek önerilerini şöyle sıraladı: 
Karbonhidrat sayımı: Kan şekerini etkileyen en önemli faktör karbonhidrattır. Diyabetlilerin karbonhidrat alımlarını takip etmeleri, kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutmaları için önemlidir. Diyabetlilerin karbonhidrat kaynağı besinleri ve karbohidrat içeriklerini bilmeleri ve önerilen karbonhidratları öğünlerine dengeli olarak dağıtmaları çok önemlidir.  Tam tahıllar (tam buğday ekmeği, çavdarlı ekmek ile bulgur vb. posalı tahıllar), sebzeler, meyveler ve kurubaklagiller gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Ayrıca süt, yoğurt, kefir vb. besinlerde de karbonhidrat bulunur.
Glisemik indeks: Glisemik indeksi ve glisemik yükü düşük besinler seçilmelidir. Glisemik indeks, 50 gram karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerine olan etkisini gösterirken, glisemik yük; besinlerin yenilen miktarının kan şekerine olan etkisini gösterir. Bu besinler kan şekerini daha yavaş yükseltir. Bu besinlere örnek olarak tam buğday ekmeği, yulaf, baklagiller, sebzeleri verebiliriz. Ama miktar çok önemlidir. Örneğin 4-5 yemek kaşığı tüketilen mercimeğin glisemik indeksi ve glisemik yükü düşüktür. Fakat bu miktarın üzerine çıkıldığında glisemik yük arttığı için kan şekeri seviyeleri yükselebilir. Düşük glisemik indeksli meyveler seçilmelidir.
Posalı besinler: Posa, kan şekeri seviyelerini kontrol etmeye yardımcı olur.   Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve baklagiller posa açısından zengindir. Özellikle çözünebilir posadan zengin olan sebzeler, meyveler ve baklagiller kan şekerini ve kan yağlarını düşürmede etkilidir.
Proteinli besinler: Sağlıklı beslenmede önemli bir yeri olan proteinli besinlerin yağsız olanları tercih edilmelidir (yağsız et, tavuk, balık, yumurta, baklagiller ile az yağlı süt, yoğurt, peynir vb.)
Yağlar: Doymuş yağlardan ve trans yağlardan kaçınmak gerekir.  Yemeklerde tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine zeytinyağı ve fındık yağı ile ayçiçek yağı, soya yağı gibi bitkisel sıvı yağların az miktarda kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ayrıca trans yağların en önemli kaynağı olan paketli besinler (bisküvi, kraker, kurabiye vb.), fast food restoranlarda defalarca yanmış yağda kızartılan patatesler, cipsler ve hidrojene edilmiş yağlardan uzak durulmalıdır.
Porsiyon kontrolü: Porsiyon boyutlarına dikkat edilmelidir. Aşırı miktarlarda yenilen her yemek kan şekeri seviyelerini olumsuz etkileyebilir.
Sıvı tüketimi: Diyabetlilerin su içmeleri çok önemlidir. Şekerli meşrubatlardan ve içeceklerden kaçınılmalı, çay, kahve şekersiz içilmelidir, gerektiğinde belirli miktarlarda yapay tatlandırıcı kullanılabilir.
Ara öğünler: Meyveler, sebzeler ve belirli ölçüde kuruyemişler ara öğünlerde tercih edilebilir. Elma, armut, şeftali, portakal ve çilek gibi düşük glisemik indeksli meyveler ara öğünler için uygundur.
Alkol ve şekerli besinler: Alkol tüketilmemeli ya da çok az alınmalı. Şekerli besinler ve içecekler tüketilmemelidir.
Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır
Diyabetli bireylerin şeker, çikolata ve tatlı tüketmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetlilere eskiden şeker, şekerli içecekler, çikolata ve tatlılar belli ölçülerde karbonhidratlı besinlerin yerine sayılarak veriliyordu. Fakat Amerikan Diyabet Derneği, son rehberinde bu tür besinlerin ve içeceklerin kesinlikle yenilmemesi ve içilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bunun nedeni; bu olayın diyabetliler tarafından abartılması, özellikle tip 1 diyabetlilerin karbonhidrat miktarlarını gözetmeden tatlı vb. besin ve içecekleri tüketerek uyguladıkları insülin dozlarını çok fazla arttırmalarıdır. İnsülin tedavisinde olan tip 1 ve tip 2 diyabetlilerin insülin dozlarının çok yüksek olması istenmez. Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır. O yüzden diyabetlilerin içecek olarak sadece su tüketmeleri tavsiye edilmektedir. Unutulmaması gereken en önemli konu; diyabetlilerin tedavilerinde ilaç/insülin olsa bile sağlıklı beslenme ile birlikte bu ilaçların etkinliğinin artacağını bilmeleridir” diye konuştu.
Ketojenik diyetler diyabetliler için uygun mu?
Karbonhidratın yer almadığı ketojenik diyetlere de değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Son yıllarda ketojenik diyetler popüler diyetler arasında yerini aldı. Aslında ketojenik diyetlerin tedavi edici özelliği sadece epileptik çocuklarda kanıtlandı ve epilepsi tedavisinde kullanılmaktadır. Ketojenik diyet ve obezite ile ilgili araştırmalar, 1960’lı yıllarda başladı ve ilk sonuçlar net değildi, zayıflamada başarılı olduğunu iddia eden çalışmalar var. Ketojenik diyetlerin kan yağları üzerine etkili olduğu yönünde yapılan çalışmaların sonuçları da karışıktır. Yapılan çalışmaların ya vaka sunumu ya da küçük gruplarda yapılan çalışmalar olduğu ve bu çalışmaların uzun süreli olmadığı ve büyük popülasyonlarda yapılmadığı bilinmektedir. Ketojenik diyetler, kilo vermeye yardımcı olsa da vücuttan su kaybına (dehidratasyon), hipotansiyona (tansiyon düşüklüğü), baş dönmesine, yorgunluğa, besin öğesi eksikliklerine, posa eksikliği nedeniyle kabızlığa ve böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir. Başlangıçta kan lipidlerini düzelttiği iddia edilse de uzun dönemde kan yağlarının yükselmesine neden olduğu için kalp-damar hastalıkları ve hipertansiyon riskini arttırabilir” uyarısında bulundu.
Diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor
Ketojenik diyetlerinin karbonhidrat miktarının çok az olduğu (enerjinin yüzde 5’i), yağ ve proteinlerin fazla miktarlarda verildiği diyetler olduğunu ifade eden Prof. Dr. M. Emel Alphan, şunları söyledi: 
“Beslenme rehberleri, obez ve diyabetliler için ketojenik diyetlerin kullanımını desteklemiyorlar. Rehberlere göre diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor. Bu da enerjinin yüzde 40’ının karbonhidrattan gelmesi demektir. Ketojenik diyetlerin kısa vadede genel olarak güvenli olduğu bulunmuş olsa da uzun süreli uygulanamazlar. Uzun süreli, kesintisiz ketojenik diyetlerin güvenliği üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır.  Meyve, baklagiller ve yüksek posalı tam tahılları yememek, birçok faydalı besin öğesinin vücuda alınmaması demektir ve bu besin öğeleri takviyelerle yerine konulmazsa yan etkilerin görülme olasılığı daha da artar. Bu bahsettiğimiz besinler yukarıda da anlatıldığı gibi diyabetlilerin mutlaka alması gereken besinlerdir.  Özellikle tip 1 diyabetlilerde ketojenik diyetler, ketoasidoz komasını tetikleyebilir, hipoglisemi (şeker düşüklüğü) riskini arttırabilir. Ayrıca, alınan yüksek miktarlardaki yağ ve protein nedeniyle kalp-damar hastalığı riski artabilir, nefropati oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ayrıca alınan aşırı protein kemiklerden kalsiyumun çekilerek idrarla atılmasına ve osteoporoz (kemik erimesi) riskinin artmasına neden olur.”
Diyabet yönetiminde yaşam tarzı değişikliği yapılmalı
Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet yaşam boyu süren bir hastalık olduğu için sağlıklı beslenmeyi uygulayarak yaşam tarzı değişikliği yapmak (sağlıklı beslenmek, fiziksek olarak aktif olmak, sigara/alkol kullanmamak, kaliteli ve düzenli uyku ve güneşten yeterince yararlanarak D vitamini almak) diyabetlilerin sağlıklı olarak uzun yaşamalarına neden olduğu bir gerçektir.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet tedavisinde amacın kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmek olduğunu söyledi. Diyabetin kontrol altında tutulmasında en önemli görevin diyabetlilere ait olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” dedi.<br />
İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada diyabetlilerin beslenmesinde dikkat etmeleri gerekenlere ilişkin tavsiyelerde bulundu.<br />
Diyabetin iyi yönetilmesi çok önemli… <br />
Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetin tedavisinde amacımız kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmektir. Burada en önemli görev diyabetlilere aittir. Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” uyarısında bulundu<br />
Beslenme, diyabet tedavisinin temelini oluşturuyor<br />
Beslenme, kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesinde en önemli faktör olduğu için beslenmenin diyabetin tedavisinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, ayrıca beslenmenin diyabetle ilgili komplikasyon riskini azaltmaya ve diyabetlilerin genel olarak sağlıklı olmalarına yardımcı olduğunu söyledi. Prof. Dr. M. Emel Alphan, doğru ve dengeli beslenmenin önemli olduğu üç noktayı şöyle açıkladı:<br />
Kan şekeri kontrolü: Besinlerdeki karbonhidratlar, kan şekeri seviyelerini doğrudan etkilediği için diyabetliler, öğünlerde karbonhidrat sayımı yaparak ve glisemik indeksi düşük besinleri tercih ederek kan şekeri seviyelerini daha iyi kontrol edebilirler.<br />
Komplikasyon riskinin azaltılması: Sağlıklı beslenme, diyabete bağlı oluşabilecek kalp-damar hastalığı, böbrek hastalığı (nefropati), görme bozukluğu (retinopati) ve sinir hasarı (nöropati)  gibi komplikasyonların riskini azaltmaya yardımcı olur.<br />
Ağırlık yönetimi: Diyabetlilerin çoğu tanı konulduğu zaman şişmandırlar. Diyabetlilerin tanı konulduktan sonra ağırlıklarının yüzde 10’unu kaybetmeleri bile kan şekerlerinin, kan basıncının, kan yağlarının (toplam kolesterol, trigliserid, LDL-K), 3 aylık kan şekeri ortalamalarının (HbA1c), kullanılan ilaç (ağızdan alınan ilaçlar veya insülin vb.) dozlarının azalmasına neden olur. O yüzden diyabetliler için sağlıklı ağırlık yönetimi çok önemlidir. Kişiye özel beslenme planı, kilo verme veya kilo koruma hedeflerine ulaşmada yardımcı olabilir.<br />
Özel bir beslenme planı oluşturulmalı<br />
Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme, diyabetlilerin enerji seviyelerini iyileştirmeye ve yorgunluklarını azaltmaya da yardımcı olabilir. Her bireyin beslenme ihtiyacı farklı olduğu için, diyabetlilerin bir diyetisyen ile ya da diyabet alanında uzman bir diyetisyen ile çalışarak kişiye özel bir beslenme planı oluşturmaları önemlidir.<br />
Diyabetli bireylerin beslenmesinde bu noktalara dikkat!<br />
Diyabetlilerin beslenmelerinde dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalara da değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bunlar genel önerilerdir. Her diyabetlinin, diyabet diyetisyeni ile birlikte oluşturdukları kendilerine özel bir beslenme planı olmalıdır” diyerek önerilerini şöyle sıraladı: <br />
Karbonhidrat sayımı: Kan şekerini etkileyen en önemli faktör karbonhidrattır. Diyabetlilerin karbonhidrat alımlarını takip etmeleri, kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutmaları için önemlidir. Diyabetlilerin karbonhidrat kaynağı besinleri ve karbohidrat içeriklerini bilmeleri ve önerilen karbonhidratları öğünlerine dengeli olarak dağıtmaları çok önemlidir.  Tam tahıllar (tam buğday ekmeği, çavdarlı ekmek ile bulgur vb. posalı tahıllar), sebzeler, meyveler ve kurubaklagiller gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Ayrıca süt, yoğurt, kefir vb. besinlerde de karbonhidrat bulunur.<br />
Glisemik indeks: Glisemik indeksi ve glisemik yükü düşük besinler seçilmelidir. Glisemik indeks, 50 gram karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerine olan etkisini gösterirken, glisemik yük; besinlerin yenilen miktarının kan şekerine olan etkisini gösterir. Bu besinler kan şekerini daha yavaş yükseltir. Bu besinlere örnek olarak tam buğday ekmeği, yulaf, baklagiller, sebzeleri verebiliriz. Ama miktar çok önemlidir. Örneğin 4-5 yemek kaşığı tüketilen mercimeğin glisemik indeksi ve glisemik yükü düşüktür. Fakat bu miktarın üzerine çıkıldığında glisemik yük arttığı için kan şekeri seviyeleri yükselebilir. Düşük glisemik indeksli meyveler seçilmelidir.<br />
Posalı besinler: Posa, kan şekeri seviyelerini kontrol etmeye yardımcı olur.   Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve baklagiller posa açısından zengindir. Özellikle çözünebilir posadan zengin olan sebzeler, meyveler ve baklagiller kan şekerini ve kan yağlarını düşürmede etkilidir.<br />
Proteinli besinler: Sağlıklı beslenmede önemli bir yeri olan proteinli besinlerin yağsız olanları tercih edilmelidir (yağsız et, tavuk, balık, yumurta, baklagiller ile az yağlı süt, yoğurt, peynir vb.)<br />
Yağlar: Doymuş yağlardan ve trans yağlardan kaçınmak gerekir.  Yemeklerde tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine zeytinyağı ve fındık yağı ile ayçiçek yağı, soya yağı gibi bitkisel sıvı yağların az miktarda kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ayrıca trans yağların en önemli kaynağı olan paketli besinler (bisküvi, kraker, kurabiye vb.), fast food restoranlarda defalarca yanmış yağda kızartılan patatesler, cipsler ve hidrojene edilmiş yağlardan uzak durulmalıdır.<br />
Porsiyon kontrolü: Porsiyon boyutlarına dikkat edilmelidir. Aşırı miktarlarda yenilen her yemek kan şekeri seviyelerini olumsuz etkileyebilir.<br />
Sıvı tüketimi: Diyabetlilerin su içmeleri çok önemlidir. Şekerli meşrubatlardan ve içeceklerden kaçınılmalı, çay, kahve şekersiz içilmelidir, gerektiğinde belirli miktarlarda yapay tatlandırıcı kullanılabilir.<br />
Ara öğünler: Meyveler, sebzeler ve belirli ölçüde kuruyemişler ara öğünlerde tercih edilebilir. Elma, armut, şeftali, portakal ve çilek gibi düşük glisemik indeksli meyveler ara öğünler için uygundur.<br />
Alkol ve şekerli besinler: Alkol tüketilmemeli ya da çok az alınmalı. Şekerli besinler ve içecekler tüketilmemelidir.<br />
Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır<br />
Diyabetli bireylerin şeker, çikolata ve tatlı tüketmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetlilere eskiden şeker, şekerli içecekler, çikolata ve tatlılar belli ölçülerde karbonhidratlı besinlerin yerine sayılarak veriliyordu. Fakat Amerikan Diyabet Derneği, son rehberinde bu tür besinlerin ve içeceklerin kesinlikle yenilmemesi ve içilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bunun nedeni; bu olayın diyabetliler tarafından abartılması, özellikle tip 1 diyabetlilerin karbonhidrat miktarlarını gözetmeden tatlı vb. besin ve içecekleri tüketerek uyguladıkları insülin dozlarını çok fazla arttırmalarıdır. İnsülin tedavisinde olan tip 1 ve tip 2 diyabetlilerin insülin dozlarının çok yüksek olması istenmez. Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır. O yüzden diyabetlilerin içecek olarak sadece su tüketmeleri tavsiye edilmektedir. Unutulmaması gereken en önemli konu; diyabetlilerin tedavilerinde ilaç/insülin olsa bile sağlıklı beslenme ile birlikte bu ilaçların etkinliğinin artacağını bilmeleridir” diye konuştu.<br />
Ketojenik diyetler diyabetliler için uygun mu?<br />
Karbonhidratın yer almadığı ketojenik diyetlere de değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Son yıllarda ketojenik diyetler popüler diyetler arasında yerini aldı. Aslında ketojenik diyetlerin tedavi edici özelliği sadece epileptik çocuklarda kanıtlandı ve epilepsi tedavisinde kullanılmaktadır. Ketojenik diyet ve obezite ile ilgili araştırmalar, 1960’lı yıllarda başladı ve ilk sonuçlar net değildi, zayıflamada başarılı olduğunu iddia eden çalışmalar var. Ketojenik diyetlerin kan yağları üzerine etkili olduğu yönünde yapılan çalışmaların sonuçları da karışıktır. Yapılan çalışmaların ya vaka sunumu ya da küçük gruplarda yapılan çalışmalar olduğu ve bu çalışmaların uzun süreli olmadığı ve büyük popülasyonlarda yapılmadığı bilinmektedir. Ketojenik diyetler, kilo vermeye yardımcı olsa da vücuttan su kaybına (dehidratasyon), hipotansiyona (tansiyon düşüklüğü), baş dönmesine, yorgunluğa, besin öğesi eksikliklerine, posa eksikliği nedeniyle kabızlığa ve böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir. Başlangıçta kan lipidlerini düzelttiği iddia edilse de uzun dönemde kan yağlarının yükselmesine neden olduğu için kalp-damar hastalıkları ve hipertansiyon riskini arttırabilir” uyarısında bulundu.<br />
Diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor<br />
Ketojenik diyetlerinin karbonhidrat miktarının çok az olduğu (enerjinin yüzde 5’i), yağ ve proteinlerin fazla miktarlarda verildiği diyetler olduğunu ifade eden Prof. Dr. M. Emel Alphan, şunları söyledi: <br />
“Beslenme rehberleri, obez ve diyabetliler için ketojenik diyetlerin kullanımını desteklemiyorlar. Rehberlere göre diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor. Bu da enerjinin yüzde 40’ının karbonhidrattan gelmesi demektir. Ketojenik diyetlerin kısa vadede genel olarak güvenli olduğu bulunmuş olsa da uzun süreli uygulanamazlar. Uzun süreli, kesintisiz ketojenik diyetlerin güvenliği üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır.  Meyve, baklagiller ve yüksek posalı tam tahılları yememek, birçok faydalı besin öğesinin vücuda alınmaması demektir ve bu besin öğeleri takviyelerle yerine konulmazsa yan etkilerin görülme olasılığı daha da artar. Bu bahsettiğimiz besinler yukarıda da anlatıldığı gibi diyabetlilerin mutlaka alması gereken besinlerdir.  Özellikle tip 1 diyabetlilerde ketojenik diyetler, ketoasidoz komasını tetikleyebilir, hipoglisemi (şeker düşüklüğü) riskini arttırabilir. Ayrıca, alınan yüksek miktarlardaki yağ ve protein nedeniyle kalp-damar hastalığı riski artabilir, nefropati oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ayrıca alınan aşırı protein kemiklerden kalsiyumun çekilerek idrarla atılmasına ve osteoporoz (kemik erimesi) riskinin artmasına neden olur.”<br />
Diyabet yönetiminde yaşam tarzı değişikliği yapılmalı<br />
Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet yaşam boyu süren bir hastalık olduğu için sağlıklı beslenmeyi uygulayarak yaşam tarzı değişikliği yapmak (sağlıklı beslenmek, fiziksek olarak aktif olmak, sigara/alkol kullanmamak, kaliteli ve düzenli uyku ve güneşten yeterince yararlanarak D vitamini almak) diyabetlilerin sağlıklı olarak uzun yaşamalarına neden olduğu bir gerçektir.”</p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Nov 2025 17:04:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-1763042667.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer hastalığının 10 uyarıcı belirtisi nedir?</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/alzheimer-hastaliginin-10-uyarici-belirtisi-nedir-29934</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/alzheimer-hastaliginin-10-uyarici-belirtisi-nedir-29934</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının sıradan unutkanlıklarla karıştırılmaması gereken 10 sinsi ve uyarıcı belirtisini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, bu belirtilerin bir veya birkaçının sürekli olarak yaşanmasının, vakit kaybetmeden bir uzmana danışmayı gerektirdiğinin altını çizdi.</p>

<p><strong>Alzheimer’ın 10 uyarıcı belirtisi:</strong></p>

<p><strong>Gündelik Hayatı Felç Eden Unutkanlık:</strong> Özellikle yakın zamanda planlanan randevuları, toplantıları veya alışveriş listesini sık sık unutmak. Bu, basit bir dalgınlığın ötesinde, yeni bilgiyi kaydetmede yaşanan bir soruna işaret eder.</p>

<p><strong>Planlama ve Hesaplamada Güçlük:</strong> Daha önce kolayca yapılan yemek tarifini karıştırmak, faturaları takip edememek veya basit hesaplamalarda zorlanmak.</p>

<p><strong>Bilinir Görevlerde Aksama:</strong> Yıllardır yapılan iş ve ev görevlerinde (evin düzeni, alet kullanımı gibi) kafa karışıklığı yaşamak ve işleri tamamlayamamak.</p>

<p><strong>Zaman ve Mekân Algısının Kaybı:</strong> Her gün gidilen marketin, caminin yolunu şaşırmak. Günleri, ayları veya günün hangi saatinde olduğunu karıştırmak. Evin içinde odaları bulmakta zorlanmak.</p>

<p><strong>Görüntüleri Anlamlandırma Zorluğu:</strong> Yazıları okumakta, şekilleri algılamakta ve mesafeyi kestirmekte zorlanmak. Bu durum, özellikle trafikte ciddi sorunlara yol açabilir. İnsan yüzlerini veya mekânları karıştırmak da bu belirtiye dâhildir.</p>

<p><strong>Konuşma ve Anlamada Bozulma:</strong> Sohbet sırasında doğru kelimeyi bulamamak, cümleleri yarıda bırakmak veya nesnelerin adını hatırlayamamak.</p>

<p><strong>Eşyaları Garip Yerlere Koymak ve Başkalarını Suçlamak:</strong> Gözlüğü buzdolabına, ayakkabıyı yatağın altına koymak gibi olağandışı davranışlar ve sonrasında eşyayı bulamayınca yakınlarını hırsızlıkla suçlama eğilimi.</p>

<p><strong>Yargılama ve Karar Vermede Zayıflama:</strong> Giyilecek kıyafeti seçmek gibi basit kararları bile verememek, para yönetiminde anlamsız ve riskli kararlar almak.</p>

<p><strong>Sosyal Hayattan Elini Eteğini Çekmek:</strong> Düzenli olarak katıldığı arkadaş toplantılarından, hobilerden veya sosyal aktivitelerden sebepsizce uzaklaşmak ve eve kapanmak.</p>

<p><strong>Kişilik ve Davranış Değişiklikleri:</strong> Normalde cömert olan birinin aniden cimrileşmesi, sakin birinin aniden öfkeli veya şüpheci birine dönüşmesi. Hiçbir şeyden zevk alamama (apati) ve abartılı davranışlar sergileme.</p>

<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, bu belirtilerin Alzheimer hastalığının beyinde yarattığı bölgesel hasarlardan kaynaklandığını belirterek, erken teşhisin hastalığın ilerleyişini yavaşlatma ve hastanın yaşam kalitesini artırma açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Nov 2025 18:06:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/alzheimer-hastaliginin-10-uyarici-belirtisi-nedir-1762614382.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>D vitamini takviyesi almadan önce iki kez düşünün</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/d-vitamini-takviyesi-almadan-once-iki-kez-dusunun-29932</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/d-vitamini-takviyesi-almadan-once-iki-kez-dusunun-29932</guid>
                <description><![CDATA[Bilinçsiz kullanılan D2 vitamini takviyesinin vücuttaki D3 vitamini düzeylerini düşürdüğü ortaya çıktı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Kalay, sağlıklı ve uzun yaşam arzusu için birçok kişinin bilinçsizce sarıldığı D vitamini takviyeleri hakkında şu bilgileri verdi:</p>

<p><strong>ÇOKÇA REÇETE EDİLİYOR AMA</strong></p>

<p>“Pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de D vitamini takviyesi kullanımı başı çekiyor. </p>

<p>D vitamini türevleri başta (kısırlık) infertilite tedavisi gören olgular olmak üzere, kronik yorgunluk ve depresif eğilim gösteren yetişkinlere hekimler tarafından da çokça reçete ediliyor.   </p>

<p>İngiltere’deki Surrey Üniversitesi, John Innes Merkezi ve Quadram Enstitüsü Biyobilim Bölümü tarafından yapılan büyük bir araştırma, yaygın olarak kullanılan D2 vitamini takviyesinin aslında vücuttaki D3 vitamini düzeylerini düşürdüğünü buldu ki bağışıklık sistemi ve genel sağlık için en etkili form vitamin D3’tür.</p>

<p>Birçok kişi kemikleri güçlendirmek ve bağışıklığı desteklemek için D vitamini alıyor ancak bu araştırma D2 takviyesinin D3 konsantrasyonlarını, hiçbir takviye almayan kişilerde görülen düzeylerin bile altına indirebildiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>D2 VİTAMİNİ D3 VİTAMİNİNİN DÜŞMANI MI?</strong></p>

<p>D vitamini esas olarak iki formda bulunur: D2 ve D3.</p>

<p>Vücut doğal olarak güneş ışığına maruz kaldığında D3 üretir ve bu formun, sağlıklı D vitamini düzeylerini artırma ve koruma konusunda çok daha etkili olduğu kanıtlanmıştır.</p>

<p>Bu sistematik derleme ve randomize kontrollü çalışmaların meta-analizinde, D2 alan katılımcıların D3 düzeylerinde düşüş gözlenmiş; bu da daha önce yaygın olarak fark edilmemiş olumsuz bir etkileşimi ortaya koymuştur.</p>

<p>Araştırmacılar, özellikle güneş ışığına az maruz kalınan dönemlerde, D3 vitamininin çoğu insan için daha güvenli ve daha etkili bir takviye seçeneği olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Bu keşif, uzmanların bitki bazlı D3 seçeneklerini önermesine ve halk sağlığını önceliklendirmek için sağlık yönergelerinin yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunmasına neden oluyor.</p>

<p>Yani günlük D vitamini takviyesi almadan önce iki kez düşünmek ve mutlaka bir uzmana başvurmak gerekiyor.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Nov 2025 18:05:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/d-vitamini-takviyesi-almadan-once-iki-kez-dusunun-1762614312.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar”</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amacsizlik-beyin-orkestrasini-bozar-29915</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amacsizlik-beyin-orkestrasini-bozar-29915</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkileri konusunu değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sembolik öğrenme yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembolik öğrenmenin yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli olduğunu ifade ederek, diğer canlıların yaşamı temel fizyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde sınırlıyken, insanın soyut, sembolik ve kavramsal düşünce üretebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin, beynin çalışma mekanizmalarının anlaşılmasıyla birlikte yapay zekanın doğuşuna zemin hazırladığını kaydetti.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, ”Yapay zeka beyni taklit ediyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alanlarda ilerleyen yapay zeka, beynin görüntüleri nasıl işlediğini, sembolleri nasıl oluşturduğunu ve anlam bağlarını nasıl kurduğunu da anlamaya çalışıyor.” dedi.</p>

<p><strong>Beyin algoritmaları ve sosyal öğrenme</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin bilgi işleme sürecini katmanlı bir yapıya benzeterek, girilen bilgilerin çeşitli katmanlarda (görüntü, duygu, korku gibi) işlendiğini ve bir çıktıya dönüştüğünü, bu sürecin algoritmalarla çalıştığını ve bu algoritmaların sosyal öğrenme yoluyla geliştiğini belirterek, ”İnsan, çevresinden ve yaşantısından edindiği deneyimlerle öğrenir. Bir maymun, genetik olarak insana yüzde 96 oranında benzese de o yüzde 4’lük gen farkı nedeniyle insan gibi davranmayı öğrenemez. Bu fark, zaman, anlam, ölüm gibi soyut kavramlarla ilgili ’zihin üstü’ genlerden kaynaklanmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Beyin belirsizlikten hoşlanmıyor…</strong></p>

<p>Beynin belirsizlikten hoşlanmadığını ve bu durumun korku ve tedirginliğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin düzen, denge ve devamlılık istiyor. Öyle olursa rahat çalışıyor. Bunu yapabilmesi için de mecburen olayları anlamlandırması gerekiyor. Bunun için sembolleri kullanıyor. Aksi halde anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Sembollerin çok katmanlı anlamları</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, sembollerin beynin bilgi kaydederken kullandığı temel öğeler olduğunu belirterek, ”Büyüklük, şekil, renk gibi unsurlar birer semboldür. Matematikteki ’artı’ işareti, kırmızı renginin enerji, güç, cesaret gibi pozitif anlamları veya kan, ateş gibi negatif çağrışımları, mavinin sonsuzluk ve huzuru temsil etmesi veya hüznü ifade etmesi gibi örneklerle sembollerin çok boyutlu anlamları vardır. Siyahın bazı kültürlerde gücü, bazılarında ise korkuyu sembolize etmesi de buna örnektir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Kültür ve sembol ilişkisi</strong></p>

<p>Sembollerin kültüre, inançlara ve değer sistemlerine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “El hareketleri bile farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bizim kültürümüzde ’mükemmel’ anlamına gelen bir el hareketi, İtalya’da ’dikkatli ol’, Ortadoğu’da ise ’sabırlı ol’ anlamına gelebilir. Dini ikonlar, trafik levhaları ve emojiler de birer semboldür ve evrensel tepkiler uyandırabilir. Çocukluktan itibaren sembollerle öğreniriz ve sembollerin olmadığı bir ortamda insanlık öğrenilemez.” dedi.</p>

<p><strong>Kelime, dil ve kavramların gücü</strong></p>

<p>Kelimenin de bir sembol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, beynin Broca alanının duygu ifadesiyle, Wernicke alanının ise anlamayla ilgili olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, ”Dilimizdeki sözcükler de birer semboldür. Bir dil ne kadar çok kavram ve kelimeye sahipse, insan o kadar yeni düşünce üretebilir. Örneğin ’kalp’ kelimesi hem somut anlamda organı hem de soyut anlamda duyguları ifade eder. Kalbin Arapçada ’inkılap’ kökünden gelmesi, yani değiştirmek anlamına gelmesi, duygusal dünyadaki dönüşüm ihtiyacının zihinsel bir temsili olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong>Rüya teorisi ve kolektif bilinçaltı</strong></p>

<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerle birlikte rüyaların anlamı üzerine yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung’un rüya analizlerinin nörobilime çok daha uygun olduğunu, Jung’un rüyaları ”semboller dünyası” olarak tanımlamasının, günümüz nörobiliminin bulgularıyla örtüştüğünü dile getirdi.</p>

<p>İnsanların diğer canlılardan farklı olarak bilinç sahibi ve varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, ”Her birey ayrı bir bilince sahipken, bunun altında kültürel mirasla şekillenen bir kolektif bilinçaltı bulunur. Rüyalar, bu kolektif bilinçaltındaki sembolleri yaşattığımız alanlardır.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, rüya tabirlerinin kişiye özel olması gerektiğinin altını çizerek, ”Su gibi evrensel bir sembolün rüyadaki anlamı, kişinin kişilik yapısı, suya yüklediği anlamlar ve kültürel bağlamına göre değişir. Bu nedenle rüya tabiri kitaplarındaki genel yorumlar yanıltıcı olabilir. Rüyalar anlamsız değildir; fiziksel gerçekliğin, hayal gerçekliğinin ve rüya gerçekliğinin birleştiği, üst bir gerçeklik sunar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Gerçeklik testi ve şizofreni ilişkisi</strong></p>

<p>Rüyaların ve hayallerin gerçeklikten ayırt edilememesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ”gerçeklik test ağı” nın önemli olduğunu, şizofreni hastalarında bu ağın bozulduğunu ve kişinin rüyalarına veya hayallerine inanarak hayatını buna göre tanzim edebildiğini ifade etti ve ”Şizofreninin temelinde, hayal, rüya ve fiziksel gerçeklik arasındaki ayrımı yapamama yatar. Beyindeki ilgili ağın bozulması bu duruma yol açar.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Sembollerin evrensel dili</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, sesin de tıpkı renkler gibi güçlü bir sembol olduğunu ve müziğin beyni en çok harekete geçiren unsurlardan biri olduğunu kaydederek, ”Mantıksal kavramlar sol beyinde işlenirken, sanatsal ve sesle ilgili kavramlar sağ beyinde, görüntüyle ilgili kavramlar ise arka beyinde işlenir. Kuantum fiziğine göre her renk bir frekanstır. Renklerin matematiğiyle siyah ve beyaz gibi farklı tonlar oluşur. Görme duyumuz ve ışık, evrendeki her şeye anlam katar.” dedi.</p>

<p>İnsan beyninin dış dünyadan gelen beş duyu bilgileri, zihnin ürettiği bilgiler ve duygularla sürekli etkileşim halinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, ”Beynimiz bu bilgileri algılar, tanımlar, yorumlar ve tepki verir. Siyah-beyaz düşünce tarzı, yani olayları ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi, toksik kişilerin özelliklerinden biridir ve esnek olmamaya, empati yapamamaya yol açar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Zihin ekonomisi ve sosyal öğrenme</strong></p>

<p>İnsan beyninin ”zihin ekonomisi” prensibiyle ve bilgileri en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, ”Hayvan beyni ödül-ceza sistemiyle ilkel düzeyde öğrenirken, insan deneyimleyerek, anlam katarak ve yorumlayarak öğrenir. Bir bilgi karşısında ’kim söyledi, ne söyledi, neden söyledi’ sorularını sormadan tepki vermek, sembollerin aleyhimize işlemesine yol açar.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önbelleğini boş tutmanın, ani hataları önlemede ve sembolleri doğru yorumlamada önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>İlahi işaretler</strong></p>

<p>”Tanrı sessiz mi?” sorusunun, insanın ilahi bir işaret bekleme isteği, yani bir sembol arayışı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu işaretlerin ikaz, müjde veya ceza şeklinde yorumlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, ”Hayatı bir sınav olarak düşündüğümüzde, öğretmen sınav sırasında konuşmaz. Adil bir yarış için sessiz kalır. Bu dünya da ruhlar alemiyle bu dünya arasında bir geçiş sürecidir.” dedi.</p>

<p>Kuantum fiziği ve sicim teorisine göre evrende madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin enerji olduğunu ve manyetik iplikçiklerden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, ”Süper determinizmde, görünen sebeplerin yanı sıra olaylarda görünmeyen sebepler de vardır. Bu görünmeyen sebepleri okumak sembol diliyle olur. İbn-i Arabi gibi düşünürler, sembollerin dilini kullanarak olaylara derin anlamlar yüklemişlerdir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kalp gözü ile herkes göremiyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin ilahi mesajlar taşıdığını ve insanın olayları anlamlandırma biçiminin hayatını derinden etkilediğini dile getirerek, karınca istilası gibi sıradan bir olayın bile İbn-i Arabi tarafından sabır, çalışkanlık, ümitsizlikten kaçınma ve takım çalışması gibi derin anlamlarla yorumlandığını örnek vererek, ”Bu gözle bakan bunu görebiliyor, herkes göremiyor. Buna ’kalp gözü’ deniyor.” dedi.</p>

<p>Bir hastalığa veya hayat olaylarına nasıl anlam yüklendiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, ”Bir insan ’ben bunu hak etmedim, niye geldi?’ derse veya ’keşke şunu yapmasaydım’ diye geçmişi suçlarsa, olayı daha çok büyütür ve daha çok acı çeker. Hayatta her şey yolunda gitmiyor. İnsan zihni sadece seçer ve gözlemler, sonrası bizim kontrolümüzde değildir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Kontrol duygusu ve radikal kabullenme</strong></p>

<p>İnsanların sınırsız isteklerine karşın sınırlı güce sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol duygusunun geleceği, hayatı ve doğayı kontrol etme arzusuna dönüştüğünde bireylerde yüksek tansiyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtti. </p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumda ”radikal kabullenme” nin önemine işaret ederek, ”Kişi, elinden geleni yaptıktan sonra kontrolü ilahi iradeye bırakırsa sakinleşir. Buna ’tevekkül’ diyoruz. Tembellik veya miskinlik değil, sorumlulukları yerine getirdikten sonra teslim olabilmektir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var</strong></p>

<p>Her şeyin önceden belli olduğu fikrinin insan iradesini ortadan kaldırmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ”İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var. Olayları anlamlandırma, soyut düşünce üretme yeteneği var. Bir fikir geldiğinde onu anlamlandırır, seçer ve seçtikten sonra sadece gözlemci oluruz. Kuantum fiziğine göre biz olayları kontrol edemiyoruz, sadece seçiyoruz.” şeklinde konuştu.</p>

<p>İlhamların zihinsel çaba ve emek gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, ”Arşimet, kralın verdiği görev üzerine taçtaki altının sahte olup olmadığını bulmak için kafa yorarken ilham geldi ve ’Evreka!’ diyerek hamamdan fırladı. İlhamlar, belirli bir zihinsel çilenin sonucudur.” dedi.</p>

<p><strong>Taşların şifalı gücü ve meditasyon</strong></p>

<p>Taşların da renkler gibi bir frekansı ve salınımı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, ametist ve kehribar gibi taşların manevi anlamları ve rahatlatıcı etkileri olduğunu söyledi ve ”Ametist taşı eline alan birinin anksiyetesinin kaybolması gibi, bu tür kültürel birikimler bilimsel araştırmalarla teyit edilmeli, ancak saçma denilmemelidir.” İfadesinde bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilerin kendilerine bir rahatlatma sembolü seçerek bunu hipnoterapi veya yogadaki mantralar gibi kullanılabileceğini ifade ederek, ”Beynimizde mutluluk hormonu salgılamak için üç şeyi bir arada yapmak gerekir; hareket, müzik ve sembolik bir tekrar. Mevlana’nın sema meditasyonu da bu metodolojiye dayanır. Ritim tedavisi olarak da bilinen bu yöntemlerle beyin rahatlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Müzik de sembolik anlamlar taşıyor</strong></p>

<p>Müziğin de sembolik anlamlar taşıdığını ve kişiye yüklediği anlama göre farklı etkiler yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bazı müziklerin öfke ve saldırganlık uyandırırken, bazılarının sakinleştirici etki gösterdiğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, insan kişiliğinin (persona) üçte birinin genetik, üçte birinin sosyal öğrenme ve üçte birinin de kişisel seçimlerden oluştuğunu belirterek, ”Sembolik, anlamsal ve kavramsal düşünce yeteneği olan bir kişi, diğer üçte iki yönünü de yönetebilir, yeni anlamlar yükleyerek, yeni hedefler koyarak ve yeni yöntemler geliştirerek kişiliğini olumlu yönde şekillendirebilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri de sahtelik</strong></p>

<p>Sahteliğin hayatın her alanına yayılmış durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“İnsanın da sahtesi var. Bu sahtelik güveni zayıflatıyor, güven zayıflayınca derin ilişkiler kayboluyor. Derin ilişkilerin olmadığı yerde de yalnızlık artıyor. Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri, insanın içiyle dışının bir olmamasıdır. İnsan ilişkilerinde en önemli nokta, kişinin iç ve dış görünüşünde denge kurabilmesidir. ‘Benim kalbim temiz’ demek yeterli değil; dış görünüm de bu uyumun bir parçası olmalı. Böyle insanlar uzun vadeli ilişkiler kurabilir. Onların iç huzuru, pozitif bir etki olarak dışarıya yansır. İnsanlar bu tür kişilere ister istemez saygı ve sevgi duyar, etrafında toplanır. Kurulu düzen onları istemese bile toplum onları benimser. Tarihte de böyle insanlar dönüşüm yaratan, kalıcı iz bırakan şahsiyetlerdir. Ama rol yapan, sahte davranan kişiler uzun vadede kaybeder. Çünkü insan yüzünde sirke satıyorsa, elinde bal olsa bile kimse ondan bal almak istemez. Asıl mesele insanın içi ile dışının uyumlu olması, kendisiyle barışık yaşamasıdır.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 23:50:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amacsizlik-beyin-orkestrasini-bozar-1762289428.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En etkili korunma yöntemi sigaradan uzak durmak!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-29901</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-29901</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada her yıl 2 milyondan fazla ülkemizde de yaklaşık 41 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuluyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türü olan akciğer kanseri kadınlarda da meme ve kolorektal kanserlerinden sonra 3. sıklıkta görülüyor.&nbsp;Kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer alan&nbsp;akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yüzde 85’inin sigara kullanımı nedeniyle geliştiği belirtiliyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,</strong>&nbsp;akciğer kanserinden korunmanın veya riski azaltmanın en etkili yolunun &nbsp;sigara ile tütün ürünlerinin bırakılması ve mümkün olduğunca pasif içicilikten kaçınılması olduğuna dikkat çekerek, “Sigara ve tütün ürünlerinin bırakılmasıyla akciğer kanseri önlenebilmektedir. Ayrıca çevresel risk faktörlerini kontrol etmek ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek riskin azaltılmasında büyük bir önem taşımaktadır” diyor. Akciğer kanserinin genellikle erken dönemlerinde belirti vermemesi ve en tipik sinyali olan öksürüğün sigara kullanımına bağlanması nedeniyle sıklıkla ileri evrede teşhis edildiğine vurgu yapan&nbsp;<strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,</strong>&nbsp;“Tanının gecikmesi de tedaviden etkin sonuç alınamamasına ve bunun sonucunda hastanın yaşamını yitirmesine neden olabilmektedir. Her kanserde olduğu gibi akciğer kanseri de ne kadar erken teşhis edilirse tam şifa şansı o kadar yükselmektedir. Bazen tarama yöntemleriyle tespit edilen çok erken evre akciğer kanserinde hastalarda sadece ameliyat ile şifa sağlanabilmektedir” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Risk grubundaki 50 yaş ve üzeri kişilere tarama önerisi</strong></p>

<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, akciğer kanserine aslında tarama yöntemleriyle erken dönemde tanı konulabildiğini belirterek, “Erken evrede teşhis edilebilmesi için&nbsp;yüksek riskli olarak belirlenmiş; yoğun sigara içen veya geçmişte içmiş olan 50 yaş ve üzeri kişilere her yıl düşük radyasyon dozlu bilgisayarlı akciğer tomografi çekimi yapılması önerilmektedir. Bu sayede henüz belirti vermemiş erken evre akciğer kanserinin yakalanması mümkün olabilmektedir” bilgisini veriyor. &nbsp;</p>

<p><strong>Kadınlarda akciğer kanseri artıyor, çünkü…&nbsp;</strong></p>

<p>Akciğer kanseri, akciğer dokusundaki hücrelerin genetik olarak bazı değişimlere uğradıktan &nbsp;sonra kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan bir kanser türü. Genel olarak erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3 ila 3,5 kat daha sık görülüyor. Erkeklerin sigara ve tütün kullanımının kadınlardan çok daha yaygın olmasının bunun başlıca nedeni olduğu düşünülüyor. Ancak, günümüzde kadınlarda sigara kullanımının artmasıyla birlikte akciğer kanseri oranları kadınlarda da yükseliyor ve iki cinsiyet arasındaki fark giderek azalıyor.</p>

<p><strong>Bu kanserin yüzde 85’inden sigara sorumlu!</strong></p>

<p>Akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara kullanımı gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 85’inin sigarayla ilişkili olduğu belirtiliyor. Sigara dumanında bulunan çok sayıda kimyasal maddenin bir kısmı kanserojen özellik taşıyor. Bu kanserojen maddeler akciğer dokusunda hücrelerin genetik yapısını bozarak akciğer kanserine yol açabiliyor.&nbsp;Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,<strong>&nbsp;</strong>sigaranın bırakılması sonrasında akciğer kanseri riskinin azalması için üzerinden uzun bir süre geçmesi gerektiğini anlatarak, “Ayrıca, uzun dönem yoğun sigara içen kişilerde sigaranın bırakılması riski azaltsa da bu risk hiçbir zaman içmeyenler seviyesine düşmez; çünkü akciğerlerde bir miktar hasar mutlaka oluşmuştur. Bu nedenle, sigaraya hiç başlamamak en doğrusudur” diyor. &nbsp;Prof. Dr. Faysal Dane,&nbsp;sigaranın yanı sıra hava kirliliği, radon gazı veya asbest maruziyeti, genetik faktörler, pasif içicilik ve ev içi duman maruziyetinin de risk faktörleri arasında yer aldığını söylüyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Genellikle tesadüfen teşhis ediliyor</strong></p>

<p>Akciğer kanseri şikayete yol açtığında sıklıkla ileri evrede oluyor.&nbsp;Geç teşhis edilmesinin nedeni ise kanserin çoğunlukla uzun süre belirti vermemesi veya öksürük gibi yakınmaların sigaraya bağlanarak önemsenmemesi.&nbsp;Ayrıca yoğun sigara kullanan hastalarda tarama yöntemlerinin olmaması da geç teşhisin bir diğer sebebini oluşturuyor. Erken evrede çoğunlukla belirti vermemesi nedeniyle bu dönemde ancak rastlantısal çekilen bir görüntüleme yöntemi sonrasında fark ediliyor. İleri evrelerde ise uzun süreli öksürük, kan tükürme, nefes darlığı, boyunda şişme, göğüs bölgesinde ağrı, hırıltı veya ses kısıklığı gibi belirtilerle kendini belli ediyor.&nbsp; Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, bu tür belirtilerin mutlaka akciğer kanseri yönünden tetkik edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Akciğer grafisi bazı büyük kitleleri veya sıvı toplanmasını gösterebilmektedir. Şüphe olan hastalarda düşük doz bigisayarlı tomografi çekilmesi en uygun olan yöntemdir. Asıl teşhis ise görülen kitleden biyopsi yapılarak alınan numunenin mikroskop altında incelenmesiyle konulmaktadır” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tedavide çığır açan gelişmeler yaşanıyor!&nbsp;</strong></p>

<p>Akciğer kanserinin tedavisinde; ameliyat, radyoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi yöntemlerine başvuruluyor. &nbsp;Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, kanser tedavisinde çığır açan immünoterapi ve hedefe yönelik ilaçların son yıllarda akciğer kanserinde de uygun hastalarda hem erken evrede hem de ileri evrelerde &nbsp;kullanılmaya başlandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eskiden immünoterapi tedavisi bu hastalıkta daha ileri evrede fayda sağlarken, son birkaç yıldır erken evrede de temel oyunculardan biri haline gelmiştir. Aynı şekilde, eğer hastanın tümörü hedefe yönelik ilaçlar için uygunsa, &nbsp;bu ilaçlara artık hem erken evre hem de ileri evre hastalıkta&nbsp;başvurabilmektedir. Bunların yanı sıra günümüzde hastanın tümöründen alınan bir parçadan kapsamlı gen analizi yapılarak hangi ilacın bu hastanın kanserinde etkili olduğunu tespit etmek mümkün olmaktadır. Tüm bu gelişmeler sayesinde &nbsp;son yıllarda akciğer kanserinde hastaların yaşam sürelerinde ciddi artışlar kaydedilmiştir.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 12:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-1762161625.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“High Potential” 2. Sezon Bölümleriyle Kasım Ayı Boyunca Her Çarşamba 21.30’da FX Ekranlarında İzleyicilerle Buluşmaya Devam Ediyor!</title>
                <category>GÜNDEM</category>
                <link>https://www.malatyadan.com/haber/high-potential-2-sezon-bolumleriyle-kasim-ayi-boyunca-her-carsamba-2130da-fx-ekranlarinda-izleyicilerle-bulusmaya-devam-ediyor-29900</link>
                <guid>https://www.malatyadan.com/haber/high-potential-2-sezon-bolumleriyle-kasim-ayi-boyunca-her-carsamba-2130da-fx-ekranlarinda-izleyicilerle-bulusmaya-devam-ediyor-29900</guid>
                <description><![CDATA[High Potential, yüksek IQ’ya sahip üç çocuklu bekâr bir anne olan Morgan’ın, temizlikçi olarak çalıştığı polis departmanında çözülemeyen bir suçun çözülmesine yardımcı olmasını konu alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Morgan’ın üstün zekası sayesinde işleri düzene koyma becerisi keşfedilince, deneyimli dedektif Karadec ile birlikte çalışması için danışman olarak görevlendirilir ve birlikte sıra dışı bir ekip oluştururlar.</p>

<p>High Potential, 2. sezon yeni bölümleriyle Kasım ayı boyunca her Çarşamba saat 21.30’da FX ekranlarında devam ediyor.</p>

<p>Dramadan korkuya, animasyondan bilim kurgu ve fantastiğe, polisiyeden aksiyondan ve komediye kadar birçok farklı kategoride yapıma ev sahipliği yapan FX; renkli ve çeşitli bir dünyanın kapılarını aralıyor<strong>. FX kanalı; D-Smart, KabloTV,&nbsp;</strong><strong>S Sport Plus,&nbsp;Tivibu&nbsp;</strong>ve<strong>&nbsp;TV+&nbsp;</strong>platformlarından izlenebiliyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 12:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyadan.com/images/haberler/2025/11/high-potential-2-sezon-bolumleriyle-kasim-ayi-boyunca-her-carsamba-2130da-fx-ekranlarinda-izleyicilerle-bulusmaya-devam-ediyor-1762161617.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
