Malatya
21 Temmuz, 2024, Pazar
  • DOLAR
    33.19
  • EURO
    36.02
  • ALTIN
    2550.9
  • BIST
    11156.2
  • BTC
    67408.965$

Yaşlılık insana verilmiş en büyük cezadır

27 Şubat 2018, Salı 11:55
Az önce internette bir yazı okudum, kızı tarafından huzurevine terkedilen bir annenin duygularını kaleme aldığı bir yazı. Huzursuz ev demiş, ölüm haberi duyduğunda imrendiğini yazmış, Allahım al bu yükü benden diye dua ettiğini…

Rabbim herkese hayırlı yazılar yazsın, hayırlı kaderler ve hayırlı evlatlar versin. Evlatları olup da huzur evinde kalmak herkese göre değil tabi ki. Benim burada bir komşum var, yatalak annesine altı yıl evinde baktı, son zamanlarda annesi kendisini bilmediğinde bile o kadar şefkatli davrandı ki, kırılmasın, incinmesin diye.  Geçen yıl kaybettiler Allah rahmet eylesin, her zaman “anacığım “ diye bahseder.

Ben babamı kaybedeli yirmi yıl oldu. Nurlar içinde yatsın. Vefat haberini aldığımızda Malatya’daydık. Yirmi iki saatlik yolu, kasım ayında on altı saatte gitmiştik eşim ve kızımla birlikte. Rahatsızlığı da yoktu, yüksek tansiyondan bir gece içinde kaybettik. O günden beri ben de babalar gününü sevmeyenlerdenim. Gelmesini istemeyenlerden. Bir parçanız kopup gidiyor, içinizden. Aklıma her geldiğinde nefes alamadığımı hissediyorum.Allah anneme uzun ömürler versin, hepimizin anne babasına ve yakınlarına.

Ankara’da olduğumuz sürede öğretmen arkadaşlardan birisi annesinin huzurevinde kalmak istediğini tüm ısrarlarına rağmen ikna edemediklerini ve sonunda orada kalması için müracat ettiklerini söylemişti. Özel bir huzurevi arıyorlardı, kendisine ait odası, telefonu, televizyonu, ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir oda. Yer olmadığından, çok talep olduğu için boş yer bulmanın mümkün olmadığından, ismini not alıp, sıraya aldıklarından bahsetmişti. Sonrasında sıra geldiğinde yerleştirdiler, her gündüzenli olarak ziyaretine gitti, annesinin memnuniyetinden, kendisinin içinin acıdığından bahsederdi.

Yine Ankara’nın bir ilçesinde arkadaşlarla toplu olarak özel bir huzurevine gidip orada kalanlarla birlikte akşam yemeği yemiş, daha sonrasında da sohbet edip vakit geçirmiştik. Ben de gençtim tabi. Gençken daha yüzeysel bakılıyor galiba bazı şeylere. Şimdi düşünüyorum da, o zaman aklıma gelmeyen bir çok şey geliyor şimdi. Yaşlılığa biraz daha yaklaştığımız için mi acaba.

Geçen yaz Erdek’te tatile gelen bir yaşlı, “ Yaşlılık insanlara verilmiş bir cezadır” demiş. Böyle hissetmesi gerçekten düşündürücü. Yaşlılıkta insanların hayatında nelerin değiştiğini bir cümleyle nasıl da anlatmış. Aslında nasıl canının yandığını anlatmış.

Ben de yıllar önce bir takvim yaprağında “ Yaşlılık da bir misafirliktir, ağırlamak gerekir” diye okumuştum. Her iki sözün de doğruluk payı var aslında. Gençliğinde insan kendisine ne kadar yatırım yaparsa, yaşlanınca o kadar faydasını görüyor galiba. Beslenme, kilo, hareketlilik, genetik faktörler hepsi etkili aslında. Ama bence en önemlisi ruh hali galiba, moraliniz ne kadar iyi olursa biyolojik yaşınız o kadar genç kalıyor, sizi zinde tutuyor. Bu gözlerinizde ışıltı olarak bile hemen farkediliyor. 

İnsan yaşlandıkça ağrıları artmaya başlıyor, gözleri görmüyor, kulakları duymuyor . Hele de yaşlılık psikolojisine girdiyse, hep bir ilgi, alaka, naz niyaz , çocuklaşıyor aslında biraz. Bir de benim halam gibi yaşlılığı kabul etmeyenler var. Kulakları zor işittiği halde doktora gitmeyi uzun süre reddetti, neyse kızı sonunda ikna etti götürdü, şimdi işitme cihazıyla gayet iyi duyuyor.

Büyükler evin direği aslında, başımızda sağ oldukları sürece varlıkları yetiyor, yakınlarımızı kaybetmeden değerlerini anlayabiliyorsak ne mutlu bize. Onları incitmeden , gönüllerini alarak sürdürebiliyorsak. ilişkilerimizi. İnsan ne yaşatırsa, kendisi de yaşıyor daha sonrasında diye düşünüyorum. Çevremde gördüğüm örnekler böyle düşündürüyor tabi bana. Düşünsenize, anne babasına düşkün bir anne babayla yetişen çocuk, büyüdüğünde kendisi de düşkün oluyor. Ya da tam tersi de oluyor.Gördüğü de o aslında, bilinçaltında var olan  davranışları sergiliyor. Bence davranışlarımızla da geleceğimize yatırım yapıyoruz.

Yaşlılarımız da gençleri yok sayıp, sürekli kendi istekleri doğrultusunda hareket edilmesini beklemekten biraz vazgeçmeliler bence. Gençlerin omuzlarındaki yüklerin ne kadar ağır olduğunu, ne kadar yorulup, bunaldıklarını düşünerek biraz onların yüklerini hafifletmeye çalışmalılar. Sağlıkları elverdiği sürece, hazıra konmaya çalışmadan , gençlerin işlerini hafifletmeye çalışsalar, kendilerini daha iyi hissedecekler aslında.  

Herkesin kendi sorumlulukları var, anne, baba, çocuk, nineler, dedeler. Herkes kendi rolünün gereklerini yapar, rol kapmazsa, kimse kimsenin alanına müdahale etmezse, anlayışlı olursa hayat herkes için daha kolay olur galiba. Alınmadan, kıskanmadan, herkesin kendi yerini bildiği bir aile düşünsenize işler ne kadar kolaylaşır…

Yaşlılarımıza gereken sevgi ve saygıyı gösterip, varlıklarının bizim için ne kadar önemli olduğunu hissettirmeliyiz. Sözle değil tabi, davranışlarımızla. Onları ne kadar çok sevdiğimizi söyleyebilmek mesela, yanımızdayken sarılabilmek, uzaktayken selerini duyabilmek, gittiğinizde görebileceğinizi bilmek o kadar önemli ki. Ben kaybettiğim yakınlarımı rüyamda göreyim diye dua edip yatıyorum, rüyamda hasret giderebilmek için Rabbime yalvarıyorum, göstersin diye.

Ne kadar hayırlı evlat olabiliyorsak, o kadar hayırlı evlatlara sahip oluyoruz inanın bana.

Sevgiyle kalın…