Evet, değerli okuyucularımız: geçen yazımızda, kaldığımız yerde devam edecek olursak; İran bölgesinde son aldığı pozisyon gereği, görünürde bütün İslam âlemini kendi aleyhine bir gerginliğin içine sokmuş bir pozisyondadır. Bunu yapmasında ki en büyük etken, söz konusu bölgede bazı stratejik çıkarları olmakla birlikte, asıl büyük çekincesi (Şİİ mezhep faktörüdür .) İran mezhep) taassubunu yaygınlaştırma politikası güderken, bütün orta doğu ülkelerinin kendisine sırt çevirdiğinin bir türlü görmek istemiyor.\r\nİran; Rusya ve Çinin bazı çıkar ve menfaatleri gereği kendisine verdiği suni desteğin arkasına sığınarak, bölgesinde varlığını sürdüreceğini sanıyor. Oysaki dünya kamuoyu, birleşmiş milletler ve NATOfaktörünü görmemezlikten geliyor.Ortadoğu da kapıların kendisine kapandığı ve Avrupa’nın kapıların kendisine kapandığı bir İran’ın, uzun süre sağlıklı ekonomik varlığınısürdürmesi pek mümkün değildir. Hele hele İran’ın Türkiye gibi kapılarının Avrupa’ya açılmasına vesile olan bir ülkeye ters bir politika içinde olması,İran’ın önemli bir ekonomik handikap’la karşı karşıya olması demektir. Fakatİran bunu bir türlü görmek istemiyor.\r\nOrtadoğu İslam coğrafyası, son yıllarda İran’ın savunma gibi bazı alanlarda olsun, doğal gaz ve petrol gibi kendine yeterli olup bu konulara da bir gelişme trendine girmesini sempati sevinçle ile karşılarken, İran’ın Suriye konusunda yanlış bir tutuma girip, Hizbullah örgütünü de yanına alarak, bütün coğrafya’ya sırtını dönmesi, elbette ki İran’ı bu bölgede yalnızlığa itecektir. Şu anda Suriye’de, 70 binin üstünde çocuk, yaşlı, kadın, erkek, Suriye vatandaşı hayatını kayıp etmiştir. Ve bunun dışında, 125 bin insan kayıptır. Ve ayrıca 200 bine yakın Suriye vatandaşı, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştır. İşte bütün bu gerçekleri görmemezlikten gelen İran, var gücü ile Beşer Esed’i desteklerken, bütün bu gerçeklere kayıtsız kalmaktadır.\r\nDiğer önemli bir durum ise İran; Malatya’da kurulan Radar üstünün kendisi ile ilgili olmadığını ve bunun Beşşar Esed’in her an yapabileceği bir çılgınlığa karşı bir tedbir olduğunu bildiği halde, dünya kamuoyuna karşı, Rusya ve Çini de Yanına alarak, sanki kendisine karşı bir komplonun kurulduğu imajını vererek, Türkiye’ye karşı bir tavır içine girmiştir.\r\nVe bununla kalmayıp, daha düne kadar savaş halinde olduğu PKK’nın uzantısı, PJAK terör örgütü ile bazı yakınlaşmaların olması, İran’ın Türkiye ile olan dostluğunun pek samimi sağlam temellere dayanmadığını göstermektedir. Hâlbuki İran: Türkiye’de son 10 yıldır iktidarda olan siyasi yönetimin, hiçbir zaman İran’ın batı karşısında zayıflamasına ve ezilmesine ve haksızlığa uğramasına göz yummayacağını ve her halükarda İran’ı destekleyeceğini bildiği halde,\r\nMaalesef Türkiye’ye karşı yanlış bir tutuma girmiştir.\r\nÇünkü İran’ın artık şunu bilmesi gerekir ki; Türkiye artık eski Türkiye değil ve ancak bu bölgedeki Müslüman ülkeler biri birilerine destek verdikleri ve bazı gerçekleri gördükleri sürece güçlü olacaklardır.\r\nEvet, İran’ın ekonomik anlamda, Avrupa’ya ve komşularına, kaplarının kapalı olduğu, Ortadoğu ve Avrupa’ya açılan bir köprü olan komşusu Türkiye ile ilişkilerinin soğuk olduğu bir pozisyon da İranancak bölgesinde sıkışıp, ekonomisi ve siyasal durumlarının kısa zamanda sorunlar üreteceği bir ülke durumuna dönüşecektir.\r\nİran maalesef, mezhebi taassubu nedeni ile Suriye’de 70 binin üstünde insanın hayatının kayıp ettiği ve Türkiye’ye gelen 200 binin üstünde Suriyeli vatandaşlarla beraber 120 bin kayıp Suriyelinin akıbetini görmemezlikten gelerek, Beşşar Esed’i desteklemeye devam ediyor maalesef. İşte bu konuda: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şerifte şöyle buyruyor: \r\n
\r\nAllah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Şunu iyi dinleyip kulak verin: Benden sonra başkanlar gelecektir. Kim onların yanlarına girip de, yalanlarınıdoğrulayıp, zulümlerine yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim. Bu kimseler, cennetteki havuzumun başında yanıma gelemezler.
Kim de onların yanına girip, zulümlerine yardımcı olmaz, yalanlarını da doğrulamazsa, o bendendir, ben de ondanım. Ayrıca, bu kimseler, havuzumun başında yanıma da gelecektir." (İbn Ucre radıyallahu anh. Tirmizî.: 936)\r\n \r\n***************************************************************************\r\n
\r\nTarih boyunca, gelmiş geçmiş bütün kültürlerde idarecilik, “ateşten gömlek” olarak görülmüştür.
Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde de idarecilerle ilgi hususlar yer almaktadır. Bunlardan biri de Nisa suresinin 58. ayetidir. Bu ayet-ı kerimenin meali şöyledir: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” Emanetle adaleti bir arada zikreden bu ayetin idareciler hakkında indiği rivayet edilmektedir. (İbn Kesir, Tefsir, 1/516) Bu ayete göre yöneticilik bir emanet olduğu gibi, yönetimde adaleti gerçekleştirmek de bir vazifedir.
Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde; "Bir gün adaletle yönetmek, altmış yıl (nafile) ibadetten hayırlıdır." buyurmuşlardır. (Müttakî, Kenzü\'l-Ummal, 6/12)
Hadis kaynak kitaplarından “Buhari”de geçen bir hadis-i şerifte de “İnsanlarıidare etmeyi üzerine alan bir kimse, kendini ve ailesini düşündüğü gibi yönettiği kimseleri düşünmedikçe kıyamet gününde cennetin kokusunu bile alamaz." buyrulmaktadır. (Buharî, Ahkâm 8) Adalet ve hakkaniyet ölçülerine uymak, Peygamberimizin en önemli prensiplerinden biridir. Peygamberimiz (s.a.s); hırsızlık yapan ama soylu bir aileden olduğu için affedilmek üzere kendisine getirilen bir kadınla ilgi olarak; “Vallahi Muhammed\'in kızı Fatıma da aynı işi yapsa elini keserdim.” (Müslim, Hudud 11) buyurarak adalet duygusundaki hassasiyetini belirtmiştir. (Kaynak:Gümüşhane.gen.tr)\r\n \r\n********************************************************\r\n \r\nYani kısacası; mevcut Ortadoğu’daki manzara perspektifinde İran’ın mevcut tutumuna baktığımızda; İslami açıdan olsun veya Dünyevi çıkar ve menfaatleri açısından olsun, İran’ın haklı bir gerekçesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü İran’ın, (Şİİ Molla) taassubuna kendilerini tamamen kaptırmış ve bütün Ehlisünnet dünyası ülkelerini yok sayan bir anlayışın Suriye gerçeğini anlaması oldukça zor görünüyor. Dar Şİİ taassubu kalıpları içine sıkışmışve kendilerini (Kur’an’dan ziyade) Şİİ mezhep anlayışı ile şartlandıran bir anlayışa; Ehlisünnet dünyasın söz geçirmesi pek mümkün görülmüyor. İşte son iki yıldır, İran ve Hizbullah örgütü lider Hasan Nasrallah’ın verdiği demeçler bakıldığında, Suriye’deki Beşar Esed rejiminin yaptıkları zulümlerini görmek istemedikleri kesin bir şekilde anlaşılmaktadır.\r\nPeki, Ortadoğu’nun içinde olduğu bu mevcut konjönktör de, İran’ın durumu ne olur ve bu bölgede neler olur, bu soruya: İnşallah ağız.\r\n(Devamı gelecek yazıda)\r\nSaygılarımla
\r\nAllah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Şunu iyi dinleyip kulak verin: Benden sonra başkanlar gelecektir. Kim onların yanlarına girip de, yalanlarınıdoğrulayıp, zulümlerine yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim. Bu kimseler, cennetteki havuzumun başında yanıma gelemezler.
Kim de onların yanına girip, zulümlerine yardımcı olmaz, yalanlarını da doğrulamazsa, o bendendir, ben de ondanım. Ayrıca, bu kimseler, havuzumun başında yanıma da gelecektir." (İbn Ucre radıyallahu anh. Tirmizî.: 936)\r\n \r\n***************************************************************************\r\n
\r\nTarih boyunca, gelmiş geçmiş bütün kültürlerde idarecilik, “ateşten gömlek” olarak görülmüştür.
Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde de idarecilerle ilgi hususlar yer almaktadır. Bunlardan biri de Nisa suresinin 58. ayetidir. Bu ayet-ı kerimenin meali şöyledir: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” Emanetle adaleti bir arada zikreden bu ayetin idareciler hakkında indiği rivayet edilmektedir. (İbn Kesir, Tefsir, 1/516) Bu ayete göre yöneticilik bir emanet olduğu gibi, yönetimde adaleti gerçekleştirmek de bir vazifedir.
Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde; "Bir gün adaletle yönetmek, altmış yıl (nafile) ibadetten hayırlıdır." buyurmuşlardır. (Müttakî, Kenzü\'l-Ummal, 6/12)
Hadis kaynak kitaplarından “Buhari”de geçen bir hadis-i şerifte de “İnsanlarıidare etmeyi üzerine alan bir kimse, kendini ve ailesini düşündüğü gibi yönettiği kimseleri düşünmedikçe kıyamet gününde cennetin kokusunu bile alamaz." buyrulmaktadır. (Buharî, Ahkâm 8) Adalet ve hakkaniyet ölçülerine uymak, Peygamberimizin en önemli prensiplerinden biridir. Peygamberimiz (s.a.s); hırsızlık yapan ama soylu bir aileden olduğu için affedilmek üzere kendisine getirilen bir kadınla ilgi olarak; “Vallahi Muhammed\'in kızı Fatıma da aynı işi yapsa elini keserdim.” (Müslim, Hudud 11) buyurarak adalet duygusundaki hassasiyetini belirtmiştir. (Kaynak:Gümüşhane.gen.tr)\r\n \r\n********************************************************\r\n \r\nYani kısacası; mevcut Ortadoğu’daki manzara perspektifinde İran’ın mevcut tutumuna baktığımızda; İslami açıdan olsun veya Dünyevi çıkar ve menfaatleri açısından olsun, İran’ın haklı bir gerekçesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü İran’ın, (Şİİ Molla) taassubuna kendilerini tamamen kaptırmış ve bütün Ehlisünnet dünyası ülkelerini yok sayan bir anlayışın Suriye gerçeğini anlaması oldukça zor görünüyor. Dar Şİİ taassubu kalıpları içine sıkışmışve kendilerini (Kur’an’dan ziyade) Şİİ mezhep anlayışı ile şartlandıran bir anlayışa; Ehlisünnet dünyasın söz geçirmesi pek mümkün görülmüyor. İşte son iki yıldır, İran ve Hizbullah örgütü lider Hasan Nasrallah’ın verdiği demeçler bakıldığında, Suriye’deki Beşar Esed rejiminin yaptıkları zulümlerini görmek istemedikleri kesin bir şekilde anlaşılmaktadır.\r\nPeki, Ortadoğu’nun içinde olduğu bu mevcut konjönktör de, İran’ın durumu ne olur ve bu bölgede neler olur, bu soruya: İnşallah ağız.\r\n(Devamı gelecek yazıda)\r\nSaygılarımla